HACIM SULTAN İÇİN YAZILIP/SÖYLENEN ŞİİRLER*

İsmail Özmen

Hacım Sultan Velâyetnâmesinde, dikkati çeken hususların başında gelen olgulardan biri, onun zamanlı zamansız istediği yerde, aklına geldiği her an abdest alıp namaz kılması olayıdır. Yine dikkati çeken bir husus da, Hacım Sultan’ın namazı kılmak için camiye gitmediği gibi, cami arama ihtiyacı da duymamasıdır. Bu ihtiyacının bulunmadığı açıkça görülmektedir. Menâkıpnâmenin hiçbir yerinde cami sözü geçmediği gibi, Hacım Sultan’ın da camiye hiçbir vakit gitmediği, gittiğine ilişkin bir kayda menakıbnâmede rastlanmadığı eldeki menâkıpnâmelerin içeriğinden açıkça bellidir. Hacım Sultan bütün yaşamı boyunca büyük dedesi Hz. Muhammed (SAV.)’in buyurduğu gibi, “ümmetim için, bütün gök kubbenin altı bir mescittir.” hadisine uygun ibadet şeklini seçip uygulamıştır. O hiç durmaksızın ibadet etmiştir. Onun için her yer Kâbe, her yer mescit, her yer tekke ve cemevidir. O hırkasının altındaki yüreğinde Tanrısı ile baş başadır. Sen yeter ki Tanrı’ya inanarak içten ibadet et.

Hatta Susuz’da yaptırılan mescit bile, onun Hakk’a yürümesinden çok sonra, Germiyanoğlu I.Yakup tarafından yaptırılmıştır. Piri Hacı Bektaş Veli’nin türbesinin yanındaki cami bile, 1828 yılında Dergâhı ve vakfiyeyi kapatarak, dergâhta post-nişin olan Hamdullah Çelebi’yi Kırşehir kadılığında yargılatıp idama mahkûm ettirdikten sonra, verilen idam cezasını infaz aşamasına geçilmeden fermanla sürgün cezasına çevirterek Amasya’ya sürgün eden Padişah II.Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Gerçek müslüman için cami evrendeki her yerdir. İbadet dört duvarla sınırlandırılamaz, ibadet sadece biçim değildir, dinimizde böyle bir tahdit, sınırlama yoktur, ibadeti şekle bağlama, Kur’an’da  bulunmayan bir olgudur. Kuran’ın her âyeti bir emirdir, her âyet İslâm’ın bir şartıdır.

Hacım Sultan, Seyit Gazi Dergâhına kurban kesmek için gittiğinde de o dönemlerde henüz kurumlaşmamış olan Bektaşi yolağının başta semah olmak üzere, bir çok akaid ve ritüellerine uygun hareket etmiş, fırına girme olayını da sayarsak, giderek belirlenen yolun ana kurallarına göre davranmıştır, kurbanını belli bir dergâhta kesmesi bile bu görüşü doğrulayan bir kanıt olarak kabûl edilebilir. Yaşayışı Kalenderî’dir, Bâtınîdır, rindseldir.

Elbette ki Hacım Sultan gibi, Ehlibeyt’e mensub olduğu ve İmamlar soyundan geldiği kesin olan bir büyük evliyanın yaşamını, özellikle de, Anadolu’daki hayat öyküsünün belirli kesimlerini menâkıblar şeklinde sunan “Vilâyetnâme-i Hacım Sultan” yapıtının yazıldığı tarih ve ortam da göz önünde tutularak, bu ışık altında bu ulu veliyi tanımaya ve sizlere tanıtmaya çalışırken, onun akranı olan çağdaşlarının onun hakkındaki düşünce ve görüşlerine, yine onu seven ozanların şiirlerine başvurmayı düşündük, bulabildiklerimizi aşağıda tarih sırasına göre irdelemeye çalışarak sunuyoruz:

     a) Said Emre’nin Hacım Sultan’a Bağlılığı

Araştırmacı-yazar Mehmet Yaman’ın hazırladığı “Hacı Bektaş-ı Veli-Makalat ve Müslümanlık” adlı yapıtta, Said Emre tanıtılırken; “XIV. yy.’ın başlarında yaşamış bu güçlü Türk şairi, büyük ozanımız Yunus Emre’nin izini izleyenlerin en eskisidir. Günümüzde ele geçen şiirlerinden, onun Hacı Bektaş-ı Velî yoluna bağlı olduğu ve Kolu Açık Hacım Sultan’dan nasip aldığı anlaşılmaktadır” denilmektedir (age. s.71). Elbette ki, Said Emre’in Hacım Sultan’a bağlı olduğu şiirinden anlaşılıyor ise de, yolak içerisinde bu husus derinlemesine incelenmemiş, bağlılık zincirine kesintisiz bir açıklık getirilmemiştir. Bu, bakir bir konudur. Uzmanlarca işlenmelidir.

Hazırladığımız “Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi”nin birinci cildinde Said Emre’nin yaşamı, kişiliği ve şiirleri hakkında geniş bilgiler verilirken, Hacı Bektaş Menâkıpnâmesi’nde onunla ilgili bölüm aynen sunulmak suretiyle onun inanç ve düşünce yapısı ve görüşlerinden ip uçları verilmeye çalışılmıştır.

           Said Emre’nin Hacım Sultan’la ilgili bir şiirini sunuyoruz:

Eksüklüven Hak bilür, ışkın bana güç kılur

Hünkâr Said’e timar tup beni benden aldı

                              Bir ulumuz vardır bizüm, Çalap ana benüm dedi

                               Her ne kim dilersek verir (onun) cömertdur (ür) adı

Sohbetine eren kişi anmadı hiç ayruk işi

Hacım yüzün gören kişi yarlıkların elden kodu

                        Zihî hil’at zihî devlet zihî atâ zihî rahmet

                   Said aydur yüzbin mihnet Hacım bana benüm dedi

“Bu beyitlerden de anlıyoruz ki, ozan Said Emre, Hacı Bektaş’tan sonra onun ardıllarından (halifelerinden) Hacım Sultan’a intisap etmiştir (Mehmet Yaman, age.s. 72).Onun derinliğini, yolaktaki yerini, önemini, Hacım’ın yüzünü gören kişinin yarlıklarını, yani her şeyini onun için elden koduğunu, Hacım’ın bir kişiye özellikle Said Emre’ye “benim” demesinin büyük ve derin bir anlam taşıdığını anlatırken, bunu ince, sade bir yalınlık içinde sergiliyor. Bu şiirdeki lirik mistisizmin derinliğinde insanın sıcaklığını, yalınlığını, yüceliğini, özünü, özündeki Tanrı nurunu, güzelliğini yakalıyoruz.

Said Emre, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin bugün bile, en önemli yapıtlarından biri olduğu kabûl edilen, tasavvuf, felsefe, yol konularında  çeşitli düşüncelerini yansıttığı Makalat (Sözler) kitabını Arapça’dan Türkçeye aktaran Aksaraylı Molla Sadeddin (Sait Emre)dir.(HHBVV.si s.56-64).

b) Abdal Mûsâ Sultan’daki Hacim Sultan Sevgisi

Hacım Sultan’ın yaklaşık olarak çağdaşı ve akranı olan Abdal Musa Sultan, birbirinden güzel, içli, derinlik ve incelik dolu, mistik bir şiirinde, soyunu sopunu anlatır, hepsinin ailesinin aynı olduğunu, onların gerçekten Tanrısal olan yapılarını şiirsel nurlu bir atmosfer içinde sunarken, Hacım Sultan’ın ummanlaştığını, kendilerinin ‘o gölden’ olduğunu ince bir sezgi içinde vurgular. Bir insan kendini ancak bu değin güzel, bu kadar sade ve yalın anlatabilir. Dilin gücü, güzelliği buradadır.İşte bu şiir öyle derin bir şiirdir.

            Kim ne bilir bizi biz ne soydanız

            Ne bir zerre oddan ne hod sudanız

                                   Bizim hulûsümüz ma’rifet söyler

                                   Biz Horasan mülkündeki boydanız

            Yedi derya bizim keşkülümüzdür

            Hacım umman oldu biz o göldeniz

                                   Hızır-İlyas bizim yoldaşımızdır

                                   Ne zerrece günden ne hod aydanız

            Yedi tamu bize nevbahar oldu

            Sekiz uçmak içindeki köydeniz

                                   Bizim zahmımıza merhem bulunmaz

                                   Biz kudret okunan gizli yaydanız

            Mûsâ Tûr’da durup münâcât eyler

            Neslimiz sorarsan asıl Hoy’danız

                                   Abdal Musa oldum geldim cihâne

                                   Arif anlar bizi nice sırdanız

Bu güzel, güzel olduğu kadar soluklu, mistik şiirden esinlenerek, değerli araştırmacı Atila Özkırımlı, Abdal Musa için “Horasanlılardandır. Doğum yeri Azerbaycan’ın Hoy şehridir. Ve Hacı Bektaş’ın halifelerinden Kolu Açık Hacım Sultan’a bağlıdır.”der (A.Özkırımlı, “Anadolu Alevileri ve Hacı Bektaş-ı Veli” Milliyet Gazetesi, 15.Agustos 1990, s.11). Hacım’ın umman olduğu bir âlemde yaşayanlara selâm ve saygı sunmaktan başka elimizden ne gelir ki! Orada katre olanlara ne mutlu derken bir yanlış değerlendirmeye de değinme gereğini duyuyorum: Şöyleki, İsmail Kaygusuz ‘Abdal Sultan Velâyetnâme’si (1) adlı yapıtında yukarıda geçen Hacım Sultan’ı ifade eden ”Hacım” sözcüğündeki “m” harfini ayırtarak “Hacı” sözünün Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi ifade ettiğini belirtir ki yanlış bir değerlendirmeye gitmiştir. Durum ap-açık ortadadır. Burada anlatılmak istenen Hacım Sultandır! Çünkü Hacı Bektaş Veli böyle bir ad ve lakapla hiç anılmamıştır.

c) Genci Abdal’daki Hacım Sultan Hayranlığı

             Rahmetli M.Tevfik Oytan, Hacım Sultan’ı kasdederek “Bektaşiler bu zattan çok korkarlar. Hakk yoluna gitmeyeni terbiye edici, bu zatın olduğuna inanırlar. Erenlerin (Bâtın cellâdı) budur, derler. Herhangi bir işe el vuracak olsalar, bu zatın korkusundan, çok hesaplı ve ölçülü hareket etmeğe çalışırlar”, demektedir 21.“Alevi-Bektaşi Şiirler Antolojisi” adlı yapıtımızın 4.cildinin (279 -286) sayfalarında yer alan Genci Abdal (öl. H.1290/1874) bir devlet memuru iken Zeynep Kâmil Paşa köşkünde tanıştığı Seyyid Gazi ve Sucaeddin Veli Sultan tekkeleri şeyhlerinin peşisıra Eskişehir’e gitmiş, anılan tekkelerde münzevî bir hayat sürmüş, Bektaşilik yolağına bağlanmış, aşk ile meşk ile haşır-neşir olmuş, Gencî, Genç Abdal mahlaslar ile bir çok lirik şiirler yazmış bir Bektaşî ozanıdır. Bu arada Genci Abdal’ın Hacım Sultan hakkında söyleyip yazdığı içli, coşkulu, güzel, duru ve akıcı bir dille yazılmış birçok şiirleri de bulunmaktadır. Bunlardan Hacım Sultan’la ilgili bir şiirini sunuyoruz:

                                           HACIM SULTAN                         

Hakikat mülkünün sultanı sensin                         Aşkın ile bağrı yanık olanın

Sırrullah sultanı yâ Hacım Sultan                         Dostun cemâline âşık olanın

Mü’minlerin dini imanı sensin                              Sensin ezel ebed sâdık olanın

Âşıklar penâhı yâ Hacım Sultan                           Aşkın secdegâhı yâ Hacım Sultan

 

 

Horasan ilinden azm-i Rûm kıldım                      Gürûh-ı Naci’ye erenler mescûd

Keramet defterin Hüda’dan aldım                    Sendedir cümleye murad ü maksûd

Güvercin donunda birlikte geldim                     Hakkın cümle sırrı sendedir mevcûd

Padişahlar şahı yâ Hacım Sultan                       Küntü kenzullahı yâ Hacım Sultan

                                               Celâlinde gizli oldu cemâlin

                                               Sen bilirsin mücrimlerin her hâlin
                                 Medet, mürvet eyle Gencî Abdal’ın

Çokdurur günahı yâ Hacım Sultan

  d) Malatya’lı Sadık Baba’dan Hacım Sultan’a Yakarı Şiirleri

Sadık Baba, (R.1187-1253)/M.(1771-1837) (2) yılları arasında yaşadı, asıl adı Hüseyin’dir. Hekimhan’ın Güvenç köyünde doğdu, aynı ilçenin Basak köyünde ise, Hacım Sultan soyundan olduğunu iddia eden Baboğ Dede’nin çocuklarına ders vererek onun himayesinde uzun süre yaşamını sürdüren Molla Bektaş adlı şahısla dostluk kurdu, 30 yaşlarında ilahî ilhama eriştikten sonra, söylediği şiirleri Molla Bektaş yazıp kaydetti. Vahdet-i Vücûd felsefesine içtenlikle inanan Sadık Baba’nın şiirlerinde Bektaşi yolağının ana inanç ilkelerinin yanısıra, Hurûfîlik görüşünde yer alan bazı kuralların da şiirsel açıdan ele alınıp egemen kılındığı ve bunların derinlemesine renkli biçimde işlendiği görülür.Şiirlerinde sevgi dolu lirik öğeler hâkimdir. Dili arı-durudur. İşte bunun bir örneği:

                     -1-

Biçâre bendene eyle inâyet                    Kırk yıllık yol derler genc-i pinhanı

Yetiş Hacım Sultan el’eman yetiş             Anın içün eriştirmez her canı

Sırr-ı hikmetine olmaz nihâyet             Mümkünü mü var vermeyince ihsanı

Yetiş Hacım Sultan el’eman yetiş             Yetiş Hacım Sultan el’eman yetiş

 

Minnur-u kandilde delilin yanar                İyisini sen bilirsin sevdiğim

Erenler meydanda semaha döner           Gece gündüz hayalini kovduğum

Zât-ı şerifinden müşküller kanar               Hatt-ı üstüvasın sayıp övdüğüm

Yetiş Hacım Sultan el’eman yetiş             Yetiş Hacım Sultan el’eman yetiş


Sel sebil ırmağın nûş edip içen

                                               Mevç urup âleme dalgalar saçan

                                               Günahkâr Sadık’ın suçundan geçen

                                               Yetiş Hacım Sultan el’eman yetiş

                                                          -2-

Zât-ı Horasan’dan nesli Ali’den                Elif kaddi kamet kaşları keman

Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet         Erişmiş kemâle dûr döker dûhân

Kadim ikrârımız kalû beli’den               Sultan Seyid Temiz destinde demân

Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet     Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet

 

Hatem-i Süleyman ism-i simahî               Şer’iatın, tarikatın halisi

İhlâsla çağıranın dest-i penâhî                Ma’rifete ermiş Hak’tan dolusu

Sancağı Hünkâr’dan doğrudur rahı        Koca Haydar Şeyh Cüneyd’in ulusu

Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet     Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet

 

Sulbi Al’i Resul İmam Nakî’dir                Erişti makama kaydetti postu

Erişir himmete sırrı bakîdir                    Kör olsun düşmanı şad olsun postu

Sunar ab-ı kevser gerçek sakîdir           İnşallah errahman sözün dürüstü

Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet     Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet


Sadık kemterindir yoluna bakar

                                               İhsanı olunca sel gibi akar

                                               Kaynatır kazanı çırasın yakar

                                               Hacım Sultan mevâlîdir Seyd’Ahmet

                                                           -3-

Gönül Pir’den destûr aldı yürüdü             Ne hub rast gelirmiş yârı yârına

Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye doğru            Meydanda kurulmuş didâr didâra

Hacım Sultan kılavuzu yâr idi                   Hâlim arzeyledim ulu Hünkâr’a

Erişti birliğe, uluya doğru                        Balım Sultan derler doluya doğru

 

Mürşit eşiğine yüzümü sürdüm               Erenler Hünkâr’a ulu dediler

Bu idi muradım dilimde virdim                 Dilerim sırdaki eli dediler

Şükür Hacı Baba lutfuna erdim                Beyan etti üçler beşler yediler

Rahım Muhammed Ali’ye doğru               Nazar kıldı Kızıl Deli Veli’ye doğru


Sadık abdalıdır Hacı Baba’nın

                                               Lütfü atasıdır Ali Âbâ’nın

                                               Cezayir bekçisi Veli Dede’nin

                                               Zara’daki Sultan Balı’ya doğru

                                                            -4-

            Yazdı mazhar etti gönül halini                  Kaşları yay olmuş ruhları gonca

            Arzuhal etmeye sultanı gözler                  Sıdk ile bakanı erdirir kence

            Nûş’ediben ağusunu balını                    Lam Elif’tir cümle burçlardan yüce

            Zehr-i hayat eden lokmanı gözler             İstivadır arş-ı rahmanı gözler

 

            Ceddi Hacım Sultan muhibbi yarı             Kul olanı talim eder yol ile

            Hünkâr Hacı Bektâş Veli’nin sırrı               İyi amel ister özge hal ile

            Tecellimdir tahkik seyyid muhtarı             Yakın ihlas ile doğru dil ile

            Dem be dem her saat irfanı gözler           Çağırınca erişir ikdamı gözler

 

            Ne kadar methetsem yeridir aslı             Yasini vel hakim yedi kısımdır

            Şah Nakî ferzendi sorarsan aslı                Yüz on dört süreyi bayi isimdir

            Cedd be cedd On İki İmam’ın nesli          Yedi tamu yedi âyet hasımdır

            Atası ol Şah-ı Merdan’ı gözler                  Onun-çün ruh-u cismani gözler


Vechindir dilimde illallah ile

                                               Okudum Elhamı Bismillah ile

                                               Sadık’ın her hali eyvallah ile

                                          Hamd ü sena edip ihsanı gözler(4)

                        e) Âşık Veli’nin (Sefil Veli) Hacım Sultan’a Seslenişi

Âşık Veli, Velim, Sefil Veli mahlaslarını kullanan Veli, yaklaşık 1794 yılında, Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Emlek köyleri olarak bilinen 10-20 köyden Ağcakışla bucağına bağlı İğdecik köyünde doğdu. Babasının adı Hüseyin, anasının adı Kamer’dir. Hicri 1270/M.1854 yılında Pir Sultan’ın Banaz köyünden gelirken başına çam ağacı düşmesi sonucu vefat etti. Âşık Veli’nin baba ve ataları Horasan’dan gelerek bir kaç yıl gibi kısa bir süre Malatya’nın Hekimhan ilçesinde kaldıktan sonra şimdiki yurtlarına yerleşmiş, özbeöz Oğuz Tükrlerinden olan yoksul bir ailedir. İki kez evlenmiştir Âşık Veli’nin oğlu Hüseyin’in evlatları halen Tokat’ın Ceniközü köyünde yaşamaktadır. Hacıbektaş Dergâhı post-nişini Hamdullah Çelebi’ye bağlıdır. 1828 yılında İstanbul’da askerken Hamdullah Çelebi’nin sürüldüğünü duyunca isyan ettiği için Yemen’e sürülmüştür (Ali İhsan Tuncalı, Emlek Alevi Âşıkları, (s.41-78). Âşık Kemteri’nin çırağıdır. Güçlü bir halk ozanıdır. Türkçeyi ustaca kullanır. Velim halkın yüreğinin sesidir, ümididir. Geleceğinin süsüdür. Hacım Sultan’la ilgili içli, duygulu, duru dille yazılmış bir şiirini sunuyorum:

Kaldık bir dağın başında                          Bak şu arının halına

Yetiş Hacım Sultan yetiş                         Sızılar oğul balına

Hile yok Hakk’ın işinde                            Kendi bağının gülüne

Yetiş Hacım Sultan yetiş                         Yetiş Hacım Sultan yetiş

 

Biz düştük senin koluna                          Yüreğimde vardır sızı

Sen nasip eyle yoluna                            Sana kurban koyun kuzu

Yardım eyle bun kuluna                          Zalime çiğnetme bizi

Yetiş Hacım Sultan yetiş                         Yetiş Hacım Sultan yetiş

                                               Sefil Veli’m söyler sözü

                                               Gümandan azad et bizi

                                               Bozmayasın korumuzu

                                               Yetiş Hacım Sultan yetiş (5)

f) Derûn Abdal’dan;

Derûn Abdal, Derûnî Baba adlarıyla anılan ozanın asıl adı Veli’dir. H.1315/ M.1899 yılında 81 yaşında vefat ettiği bilinir ve İmam Rıza soyundan gelen Seyyid Hasan Baba’nın oğludur. Dervişlik hırkası giyerek zamanın Hacıbektaş Dergâhı postnişini olan Feyzullah Çelebi’yi(1811-1878) ziyaret edip ondan el almış, onu şeyh bilmiştir. Şeyhi onu Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Keçeci köyünde mesken tutmak için göndermesi üzerine, Derûnî Abdal o köye giderek yerleşmiştir. Çocukları, torunları halen o köyde oturmaktadır (Abdullah Çelebi, Amasyalı Fedaî Baba Divanı s.23-24; Sabri Yücel’in bana gönderdiği mektup).Hacım Sultan’ın tarikattaki yerini belirtip, onu öven, ‘onun oniki imamlar gülü’ olduğunu dile getiren lirik bir şiirini sunuyoruz.

Gel gönül mülküne bir nazar eyle             Müminin Kâbe’si gönül evidir

Muhabbet arzeder hallerimiz var              Kudret hazinesi Hakk’ın yeridir

Ayn-ı cemde bugün aşk-ı yâr ile               Pirim cansız duvarları yürüttü

Hakk’a doğru giden yollarımız var             Balım Sultan gibi ballarımız var

 

Rehberim Muhammed mürşidim Ali         Âşık olan aşkın yolundan anlar

Hacım Sultan Oniki İmamlar gülü          Gerçekler çerağı sabahtan yanar

Gönüller aynası Şah Kızıl Deli                   Bu Pir meydanıdır aç olan doyar

Okuruz ismini dillerimiz var                      Susuz kandırır göllerimiz var

                                               Kırklar meclisinde Selman içinde

                                               Fatma Ana huri gılman içinde

                                               Ayn-ı cemde bugün devran içinde

                                               Derûn Abdal gibi kullarımız var

g) Türabî Ali Baba’dan:

Bektâşî tarikatında Türabî mahlaslı yedi ozan gelip geçmiştir. Dedebaba’lık makamına kadar yükseleni bile var. Bedri Noyan Dedebaba’nın kitabından aldığımız Alevi/Bektaşilerin yerini, önemini, ne olduklarını anlatan bir şiiri sunuyoruz (age. c: VII.s.372):

Erenler serveri gerçekler piri                            Sarı İsmail, Hacım Sultân ulumuz

Hünkâr Hacı Bektâş erleriyiz biz                        Şâh-ı Horasân’a çıkar yolumuz

Balım Sultân, Abdâl Mûsâ şâhımız                      Muhammed Ali’den kokar gülümüz

Seyyid Ali Sultân gülleriyiz biz                            On iki tarıykın serveriyiz biz

 

Kaygusuz Sultân’dır bir serdârımız,                       Turâbî üçlerin birisi oldu,

Karadonlu Cân’dır bir serdârımız                           Yedilerle Kırklar meclise doldu

Kamber Ali Sultân şehsüvârımız                           Horasân erleri azmedüp geldi

Necef deryâsının gevheriyiz biz                            Muhammed Ali’nin kullarıyız biz

ğ) Soyundan Gelen Evlatlarından Mahirî Dede’den:

20.yy. içinde(H.1303/1885-1952) yılları arasında yaşıyan ve Hacım Sultan soyundan gelen Mahirî Dede (Mehmet Mahir Özkoluaçık), kendisi de soyundan geldiğini açıkça belirtip vurguladığı Hacım Sultan’a olan sevgi ve muhabbetini yaz-bahar ayındaki deli ırmak suları gibi coşturarak Tanrı’ya değin uzanan bir yolculuğa çıkarken, yine o güzel Ehl-i beyt nesline candan inanır, bağlılığını bildirip sergiler ve yine onları umit kaynağı olarak görür. Sevgi tufanında Nuh’a yoldaşlık eder, Ehl-i beyt sayesinde Nuh’un gemisine binip Hacım Sultan’a sadakatını göstererek derinden dile getirip vurgular:

Diz çökmüş oturur Zülfikâr elde                Atanın belinden madere geldik

Ben şahımı gördüm şükür gaziler              Hamı hası tarayıp olgunu seçtik

Her dem zikrederim vasfını bir bir            Güvercin donunda göklere uçtuk

Ben Pir’imi gördüm şükür gaziler              Remzimizi her can bilmez gaziler

 

Hasan, Hüseyin’in ulu atası                     Hakk’ın emri ile tasarruf kıldık

Muhibbanın müslimlerin Hüda’sı              Urum diyarını irşâda geldik

Zeynel-Âbidin’in yüce dedesi                   Suluca Höyük’te ikâmet bulduk

Ben Şah’ımı gördüm şükür gaziler            Bir beden iki baş olduk erenler

 

Muhammed Bâkır’dan Caferî Sadık           Urum erenleri cem olup geldi

Kâzım-ül Rıza’nın nurunda idik                 Ali’ye velâyet beratı indi

Takî’nin lutfuyla Nakî’ye erdik                  Pir biat alınsın diye buyurdu

Seyyid Hüseyin’den geldik gaziler             Cümlesine rehber olduk gaziler

 

Hasan-el Askerî’yi ulu can gördük             Ol demde cümleye nasip verildi

Muhammed Mehdi’den ruhsatı aldık         Ehl-i irfan olan gerçeği gördü

Battal Gazi ile çok kâfir kırdık                   Elime nusretlik kılıcı geldi

Her cihette birlikteydik gaziler                 Tekbirle belime taktık gaziler

 

Gâhı sultan olduk, gâhı kul olduk           İsmim Hacım iken Kolu Açık oldu

Gâhı bülbül olduk, gâhı gül olduk             Ehl-i irfan bunu farkedip gördü

Gâhı nihan olduk, gâhı var olduk              Kendine zatımı irefik bildi

Nice nice devran döndük gaziler              Üstadımla yarıgârdım gaziler

 

Nişabur şehrinde hazır bulunduk               Bin üç yüz üç de eyledim zuhur

Ali mürşid ile Mekke’ye vardık                  Dillerde ismimiz Mehmedi Mahir

Lokman Perende’den çok dersler aldık    Mabudum, mürşüdüm bir ırkı tahir

Hod be hod cemâlin gördük gaziler          Kalû belâ emrindeyiz gaziler

           

Yine Mahirî bir şiirinde Hacım Sultan’a olan yakınlığını şöyle dile getirmektedir:

           

                                            Ne hoş kelâm eder dilimiz bizim

                                            Hünkâr Hacı Bektaş pirimiz bizim

                                            Mahirî Kolu Açık soyumuz bizim

                                           Sulptan sulba akıtan var akıtan (6)                       

i) Diğer Ozanlarda Hacım Sultan Sevgisi

            Bütün bu örneklerin yanı sıra Koluaçık Hacım Sultan’a sevgi, saygı duyan daha birçok ozan vardır. Örneğin günümüz âşıklarından Rahmi adlı bir Bektaşi ozanı uzun bir şiirinin bir dörtlüğünde Hacım Sultan’a karşı duyduğu sevgisini şöyle bildirir.

                                                           Kaygusuz Sultan’ın keşfü kemâli

                                                           Er kulu Hacım Sultan bûrhanı

                                                           Kamber Ali Sultan pirler cemâli

                                                           Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi?

 

Yine çağdaş Bektaşî ozanlarından Rehberî (Ali Metin) bir şiirinde ona şöyle değinir:

                                                           Hacı Bektaş, Hacım Sultan yolundan

                                                           Geyikli Baba’yla Bursa ilinden

                                                           Seyyid Ali Sultan düşmez dilinden

                                                           Şahım Sultan Abdal Musa merhaba!

 

            Yine Âşık adlı kimliği tam olarak bilinemeyen bir Bektaşi ozanı sultanlar sultanı Hacım Sultan’a şöyle seslenerek imdat istiyor:

                                                           Horasan ilinden gelip oturdun

                                                           Keramet defterini bile getirdin

                                                           Söğüt ağacında elma bitirdin

                                                           Yetiş carımıza ya Hacım Sultan

 

Yine bir başka ozan yüreğindeki aşkı dalgalandırarak ona şöyle seslenip yardım diliyor;

                                                           Horasan ilinden azmi Rûm geldin

                                                           Kerâmet defterin Hûda’dan aldın

                                                           Güvercin donunda birlikte geldin

                                                           Medet Hacım Sultan el-aman medet

 

Belki de aynı ozan başka bir şiirinde ona şöyle seslenip elaman dileyip yardım istiyor:

                                                           Sulbu âl’i Resûl imam Nakî’dir

                                                           Erişir himmete sırrı bâkîdir

                                                           Sundurur kevseri gerçek sakîdir

                                                           Medet Hacım Sultan el’aman medet


*Bu makale, İsmail Özmen’in, “Hacım Sultan Velayetnamesi ve Ocakları,Ankara,Beğdili Yayınları,2009” kitabından alınmıştır.

 

Dipnotlar:

(1) İsmail Kaygusuz, Abdal Musa Sultan Velâyetnâmesi s.11, 12

(2) Ahmet Özerdem, Sadık Baba, İstanbul 1996, adlı kitabında Sadık Baba’nın (1784-1839) yılları arasında yaşadığını, Hekimhan’ın Güvenç köyünde doğduğu, dedesinin Elbistan’ın Kantarma köyünden olduğunu, Sivas’ın Kangal kazasına bağlı Ulaş nahiyesinde Karagavur lakabıyla bilinen bir Ermeninin yanında azap durduğunu, daha sonra Karaözü beldesine gelip yerleştiğini, Hacıbektaş’a gittini, Hamdullah Çelebi’ye bağlandığını, Çelebi “yetmiş iki bin âşık bir deste, Sadık bir deste” dediğini; âşıkın fakirlik içinde ömür sürdüğünü, doğduğu köyde öldüğünü belirtir.(s.9-13).
(3) Cemal Özbey, Sadık Baba, Hayatı ve Şiirleri. Anraka, 1957; Ahmet Özerdem, Sadık Baba, İstanbul,1996
(4) Ali İhsan Tuncalı, Emlek Alevî Âşıkları, Kızılırmak Köyleri Derneği,  Ankara, 2000 ,s.41-78
(5) İsmail Özmen, Alevî-Bektâşi Şiirleri Antolojisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998, Ankara, c:V, s.67vd.