hacIM SULTAN ZAVİYESİ VE VAKFİYESİ*

İsmail Özmen

a) Zaviye ve Vakfiyenin Tarihçesi

Hacım Sultan’ın türbesinin bulunduğu yerde sağlığında kurduğu bir zâviyesi ile sonradan Germiyan beyi I.Yakup Bey’in oluşturduğu anlaşılan vakfiyesi bulunmaktadır. Vakfiyesi gurre-i Cemâziyelevvel 721 (29 Mayıs 1321) tarihlidir. Vakfiye Türkiye Arapçası ile yazılmıştır. Sureti, Vakıflar Genel Müdürlüğünün Arşivi’nde Defter4 no 592, sayfa 139’da kayıtlıdır. Vakfiyenin baş tarafındaki, “Kütahya dahilinde Uşak  kazasında Hacım karyesinde vâki” Hacım Sultan Zâviyesi vakfı 25 Zilkade 1317 (25 Mart 1900) tarihinde sâdır olan irâde-i âliyye  mucibince kayd olunmuştur” ve sonundaki, “.....mahkeme-i şer’iye sicilinin elli sekiz numarasında mukayyed olup Mütevelli zâde Veli beğ talebiyle ihrâç olunan Hacım Sultan Zâviyesi Vakfı’nın sûret-i vakfiyesi dir; fi’l yevmi’s-s-sâlis ve ‘l-işrin min şehri Muharremi’l-harâm li-sene seb’a ‘aşere ve selâse mi’e ve elf ” (23 Muharrem 1317-4 Haziran 1899) ibarelerden H.1317/M 1899-1900’de adı geçen deftere yazıldığı anlaşılmaktadır. Vakfiye sureti, şahitler dışında 20 satırdır. Vakfiyeye göre, zâviyenin vâkıfı, Yakub Bey ibn Mehmet Bey el-Germiyânî’dir. Yani zâviyeye Germiyan beyi Yakub Bey tarafından bu amaçla bu konuda arazi vakfedilmiş ve bina yaptırılmıştır. Yalnız burada Yakub Bey’in babası olarak Mehmet Bey gösterilmektedir. Oysa Yakub Bey ve Germiyanoğullarının secerelerinde onun babasının Kerimüddin Ali-Şir olduğu saptanmıştır.5 H.1317/M.1899 tarihinde deftere kaydedilirken yanlışlıkla “Mehmet Bey” şeklinde yazılmış olmalıdır. Vakfiye, H.721/M. 1321’de tescil ettirildiğine ve bu tarihin de I.Yakup dönemine rastladığı kesin olduğuna göre, bu hususun yanlışlığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. II. Yakub dönemine rastladığını düşünmekte mümkün görünmemektedir. Çünkü II. Yakup devri I.Yakup devrinden yaklaşık yüz yıl sonraya rastlar ve babası da Süleyman Şah’tır. Sonuç olarak diyebiliriz ki zâviyenin vâkıfı, Germiyanoğlu I.Yakub Bey’dir. Zaten tarihte Yakub Bey, Germiyan Beyliğinin kurucusu olarak kabul edilir. Yani Yakub Bey, başlangıçta Selçuklu Sultanı III. Alâaddin’e bağlı üç emirden biridir. Bir ara Ankara’da da bulunmuş, sonradan (H.699/M.1299) tarihinde Kütahya ve havalisinde Germiyanoğulları Devleti’ni kurmuştur. Yakub Bey’in kurduğu beylik, Karamanoğulları Beyliğinden sonra Anadolu’da ki en güçlü ve en büyük beyliktir. O, beyliğin sınırlarını genişletmek amacıyla Batı Anadolu’dan Ege Denizine kadar uzanan Bizans topraklarına akınlar düzenlemiştir. Hatta Ahmet Eflâkî, ‘Menâkbü’l-Ârifin’ adlı yapıtında Yakub Bey’den uzun uzun bahsetmekte ve Mevlânâ Celâlüddin-i Rûmî’nin torunu Ulu Arif Çelebi’nin (1312-1319) yılları arasında önce Denizli, sonra Kütahya’ya geldiği zaman Yakub Bey’le görüştüğünü ve kendisini mürid yaptığını yazmaktadır.6 Yakub Bey’in Afyon Mevlevîhânesine vakıflar tahsis ettiği ve bunun için bir vâkfiye düzenlettiğine bakılırsa7, Eflâkî’nin anlattıkları doğru görünmektedir. Şu halde Yakub Bey, Mevlevîye tarikatına mensup bir devlet adamı olarak gözükmektedir. I.Yakub Bey’in vefat tarihi ve kabrinin nerede olduğu hakkında her hangi bir belge bulunmamaktadır. Ancak Subhu’l-A’şa’daki bir kayıtta Yakub Bey’in H.741/M.1340’da Mısır ile mektuplaştığına dair bir bilginin bulunması,8 bu zâtın 1340 yılında hayatta olduğunu göstermektedir. Germiyanoğulları Beyliğinin merkezi Kütahya olduğuna göre,9 muhtemelen burada vefat etmiştir. Evliyâ Çelebi, onun Kütahya’da “Serkeş Bağları” denen yerde medfun olduğunu yazmaktadır.10 Kendisine bir türbe yapılmadığı için zamanla mezarının kaybolduğu anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, Uşak ve çevresini de egemenliği altında bulunduran Germiyanoğlu I.Yakub Bey, değerlendirmeye esas alınan vakfiyenin tarihi olan H.721/M. 1321’de mevcut olduğu anlaşılan Uşak’ın Hacım köyde Hacım Sultan adına bir zâviye yaptırıp zengin vakıflar tesis ettirerek eş-Şeyh Dede Bâlî’yi Şeyh olarak atamıştır. Bütün bunlar bize, Hacım Sultan’ın “amcası oğlu” Hacı Bektâş Veli gibi XIII. yüzyılda yaşadığını, vakfiyenin tarihi olan 1321’den çok önce vefat ettiğini kesin olarak göstermektedir. Ahmed Yaşar Ocak’ın, Hacım Sultan’ın Hacı Bektâş’tan çok sonra yaşamış olduğuna ilişkin iddiasının tamamen mesnetsiz kaldığı bu belgelerle de sabittir. Öyleyse, Velâyetnâme’de ki Hacım Sultan’ın Anadolu’ya Hacı Bektâş Veli ile birlikte geldiğine, onun çağdaşı olduğuna, yakın ilişkilerinin mevcudiyetine, Hoca Ahmed Yesevî’nin müridleri bulunduklarına ilişkin tüm olay ve olguları kabul etmek gerekir. Hatta XVIII. yüzyılda zâviyede görev alan şeyhlerin Hacı Bektâş Dergâhı şeyhi tarafından atandığı11 ve XIX. yüzyılın ilk yarısında türbeye atanan türbedarların kayıtlarında Hacım Sultan için “Bektâşi büyüklerinden” ibaresinin kullanılması da bu iki ulu zâtın yani Hünkâr Hacı Bektâş Velî ile Hacım Sultan’ın arasındaki ilgi ve ilişkiyi de doğrulamaktadır.12Bizim görüşlerimizin doğruluğu tarihî kayıt ve vakfiye ile de doğrulanmaktadır.

Aslında genel olarak zâviye, Tükçe’ye Arapça’dan geçmiş bir kelime olup, terim olarak, her hangi bir tarikata mensup dervişlerin, şeyhlerin, baba ve dedelerin başkanlığında toplu olarak yaşadıkları, gelip geçene ücretsiz yer ve yemek sağlayan dinsel bina ve kurumlara verilen addır.

Genellikle zâviyeler, mescid, tevhid-hâne, türbe ve mezarlık, kütüp-hâne, mutfak ve erzak anbarı, hamam ve ahırdan ibarettir.13

Hacım Sultan zâviyesi’nin, Uşak ilinden yarım saat uzaklıktaki, Sivaslı ilçesine bağlı Hacım Köyü mezarlığı ortasında bulunduğu elde bulunan vakfiye sûretinden de anlaşılmaktadır. Mahallinde yapılan incelemeler sonunda, Hacım Sultan’a ait olduğu söylenen türbe dışında herhangi bir yapıya rastlanmadığı için zâviyenin yeri tam olarak saptanamamıştır. Ancak, büyük olasılıkla, Hacım Sultan türbesinin bulunduğu yerde idi. Bu kanıya varılmasının tek nedeni, türbenin bulunduğu arazinin çok büyük bir alanı kapsayıp işgal etmesi ve köyde yaşayan bazı ihtiyarların verdikleri bilgiye göre, eskiden türbenin karşısında bir takım binalar olup, büyük bir deprem sonunda yıkıldıkları için harap durumda bulunduklarıdır. F.R.Haslok, “Bektaşilik Tetkikleri” adlı yapıtında “ …(Uşak’tan üç saatlik mesafede). Burada Bektaşi halifelerinden Kolu Açık Hacım Sultan defnedilmiştir. Tekke şimdi işlememekte ve bir mütevelli tarafından idare edilmektedir, fakat öneminin mahallî kaldığı anlaşılıyor.” der (s.10). Germiyan Beyi, içinde su basar tarlalar, ormanlar, değirmenler bulunan geniş bir alanı şeyhin tasarrufuna vermiştir. Bugün için 5000 dönüm olduğu belirtilen alanın vakfiyedeki hudutları şöyledir: Doğusu: Bekçe (Akça) Tepesi Pınarı, Sarı Taş, Sarı Kaya, Batısı: Ertüllü köyü, Saraycık köyü, Kuzeyi: Timur Tepesi, Güneyi: Kökez köyü yakınındaki Yassı Taş. Demek ki vakıf arazisi bu hudutlar ile çevrilidir. Bu arazi herşeyi ile fakirlere, miskinlere, oraya gelenlere, misafirlere vakfedilmiştir. O dönemde idaresine ve bakımına Şeyh Mustafa Germiyanî ’nin oğlu Şeyh Dede Balî tayin edilmiştir. Beylik ailesine mensup olduğu anlaşılmaktadır.

Hacım Sultan zaviyesinin yıllık geliri üçe bölünürdü. Bir kısmı şeyhin emrine, bir kısmı masraflarına, üçüncü kısım ise ilimle tasavvufla uğraşanlara verilirdi.

Hacım Sultan zâviyesinin inşâ edildiğine dair bilgi, incelenen vakfiyede bulunmamaktadır. Buna göre, Yakub Bey zâviyesi, 1321’den kısa bir süre önce inşâ edilmiştir (H721/M.1321 tarihli Vakfiye 5-10). Ancak bu vakfiye binası, Vilâyetnâme’deki bilgilere bakılacak olursa, Hacım Köyü’ndeki ilk zâviye değildir. Hacım Sultan, Susuz Köyü’ne gelip yerleşince buraya bir tekke inşâ edip tasavvufî faaaliyetlerde bulunarak, bölge halkını İslâm’a çağırıp sokmuştur.15 Öyle ise, Yakup Bey’in yaptırdığı zâviye, daha önce burada bulunan tekkenin yanına ya da büyük bir olasılıkla yıkılmış olan eski binanın yerine inşâ edilmiştir.16 Kısaca özetlersek, Hacım Sultan Zâviyesi’nin, geniş bir mezarlığın ortasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Zâviyenin Bektâşi tekkelerine uygun biçimde yapıldığı tahmin edilmektedir. Zâviyede hangi bölümlerin bulunacağı Ahmet Yaşar Ocak ile S. Fârukî’nin Diyanet Vakfının çıkardığı ‘İslâm Ansiklopedisi’ne yazdıkları “Zâviye” teriminde açıklanıp gösterilmiştir.17 Bu yazıya göre genel olarak bir zâviyede şu bölümler yer almaktadır:

b) Zaviyedeki Mutfak

Zâviyelerin en önemli bölümlerinden biridir. Çünkü gelen ve giden (âyende ve revende) yolcular buraya uğrayıp parasız yeyip içerler. Hacım Sultan zâviyesinde de fakir, fukara ve miskinlerin her türlü ihtiyaçları giderilerek doyurulmaları amacıyla burada bir mutfağın bulunduğunu gösterir (Vakfiye 15-20). Ancak zâviyedeki mutfak şimdi mevcut değildir. Bu nedenle mimarî durumu hakkında bilgi veremiyoruz.

c) Zaviyedeki Kütüphane

Zâviyelerde eskiden beri kütüphanelerin bulunduğu bilinmektedir. Örneğin Konya’da XVI. yüzyılda inşâ edilen Mahmut Dere Zâviyesi’nde de bir kütüphane bulunuyordu.18 Köyün ihtiyarlarından öğrenildiğine göre, Hacım Sultan Zâviyesi’nde türbe bahçesinin giriş kapısının üstünde bulunan bir odanın  kütüphane olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Burada birçok kitap mevcut iken, odanın yıkılmasıyla birlikte kitaplar da kaybolmuştur.19Görünen o ki, Hacım Sultan kütüphanesi de yağmalanmıştır.

d) Zaviyenin Ahırı

Zâviyelerde gelip-geçen ve oraya inen kimselerin konakladığı yer olduğu gibi, konukların hayvanlarının korunması ve barınmaları için bir de ahır mevcut idi (Vakfiye 15-20). Hacım Sultan Zâviyesi’nde ahırın yeri tesbit edilememiştir. Zâviye binasından ayrı yapılan bu binaların hemen hemen tamamı kerpiç ya da ahşaptan olduğu için günümüze değin ulaşamamıştır.

e) Türbe ve mimarisi

Türbeler, zâviyelerin en önemli kısımlarıdır. Bunlar çoğunlukla zâviyeyi ilk kuran şeyhin ve bazen da onun sülâlesine mensup olanların mezarlarının bulunduğu bir mekândır. Hacım Sultan Türbesi (Resim-1), Sıvaslı ilçesine bağlı Hacım Köy mezarlığının ortasında Hacım Sultan Zâviyesi’nin yanındadır. Türbenin bahçe girişindeki, sağ tarafta duvara bitişik durumda H.1300/M.1882-1883 tarihli kitâbesi olan bir çeşme (Resim-2) mevcuttur. Ayrıca türbe bahçesinin giriş kapısında da H.1301/ M1883-1884 tarihli başka bir kitâbe (Resim-3) vardır. Ancak bu tarihler türbenin yapılış tarihini gösteren tarihler değildir. Bahçenin sonunda bulunan türbenin üzerinde, yapılış tarihini belli eden bir kitâbe bulunmamaktadır. Kitâbe taşının konulması gereken yer, çukur yapılıp boş bırakılmış, yapıtın üzerinde yapılış tarihini belli eden bir kitabe bulunmaktadır, onun üzerine H.1223/M. 1813-1814 tarihi boya ile geç tarihte yazılmıştır (Resim-4). Bu belki de yapıtın yapılış tarihi ile ilgilidir. Türbenin asıl yapılış tarihinin yazılı olduğu yer tamir sırasında kapatılarak şimdiki tarih tekrar üzerine yazılmış olabilir. Türbenin duvarlarında ya da içerisinde yapılış tarihini gösteren başka bir ibare de bulunmamaktadır. Esasen tarihin yazılı olduğu yer tamir sırasında kapatılmış, bu tarih tekrar yazılmış olabilir. Tarihin bulunduğu yerdeki kireçler kazınarak altında esas tarihin aranması lâzımdır. Çünkü bu tarih türbe kubbesinde bulunan kalem işleriyle aynı zamanı işaret etmektedir.(Resim ve bilgiler Mustafa Murat Öntuğ’un yazısı ve ekinden alınmıştır.)

Türbe, sekizgen ana mekân ile önünde bulunan dikdörtgen giriş yerinden ibarettir. Giriş yerinin cephesinde yerden 1-1,5 m. yüksekliğindeki konsollar üzerinde oturan bir sivri kemer vardır. Bu kısmın üstünü tek aynalı tonoz örtmektedir. İçi tamamen, dış kısımları kısmen sarımtırak mermerlerle kaplanmıştır. Türbe ana mekânın malzemesinden ayrı olması buranın sonradan yapıldığını düşündürmektedir. Buradan basık kemerli bir kapı ile sekizgen türbe odasına geçilmektedir. Duvarlar düz ve badanalanmış üstü sekizgen pantantifle geçilen bir kubbe ile örtülmüştür. Ana mekânın duvarları muntazam kesme kalker taşı ile yapılmıştır. Dışta temel üzerine iki sıra devşirme (başka binalardan toplama) taşlarla, üstü bir kalın, bir inci taş sıra ile işlenerek duvar meydana getirilmiştir. Duvarların bitim yeri dışarıya taşkın bir sıra muntazam taş sırasıyla belli edilmiş, bundan sonra daha içten ve siyah taştan yapılmış kubbe kasnağı başlatılmış, kubbe ise kiremitle örtülmüştür. Bina oldukça sade yapılmış, kubbe ortasında ve pantantitlerde renkli, 19.yy.’la ait kalem işleri görülmektedir. Ayrıca türbenin çıkıntı kısmının sol yan tarafında geometrik motifli mermer plaka konulmuş, kapı kilit taşına da simetrik iki palmet işlenmiştir. Sadık Ersümer, “Hacım Sultan Türbesi”adlı bir yazısında, türbenin mimarisi ve süslemesi ile ilgili geniş bilgiler vermektedir. Ona göre:“Türbe sekizgen ama mekân ve önünde bulunan dikdörtgen giriş yerinden meydana gelmiştir. Giriş yerinin cephesinde yerden bir bir buçuk metre yüksekliğindeki konsollar üzerine oturan bir sivri kemer vardır. Bu kısmın üstünü tek aynalı tonoz örtmektedir. İçi tamamen, dış kısımları kısmen sarımtırak mermerlerle kaplıdır.”20 Buradan basık kemerli bir kapı ile sekizgen türbe odasına geçilmektedir. Türbenin duvarları düz ve badanalanmış, üstü sekizgen bir kubbe ile örtülmüştür. Ersümer ayrıca, türbenin oldukça sade yapılmış olduğunu, kubbe ortasında renkli XIX. yüzyıla ait kolon işlerinin bulunduğunu yazmaktadır. Selçuklu mimarisinin özelliklerini bütün hatlarında taşıyan türbe, mânevi değerlere önem verenlerin sık uğradıkları yerlerden biri olmuştur. Tek kubbesi ve geniş bahçesiyle Hacım Sultan Türbesi, Ege Bölgesi’nin en önemli kültür varlıklarından biridir.

Sayın Mustafa Murat Öntuğ “Yerinde yaptığımız incelemelerde, türbenin, yakın bir tarihte çıkan ufak bir yangın sebebiyle, iç kısmındaki duvarların kararmış olduğunu, ayrıca tavana asılı tahta asanın büyük zarar gördüğünü tesbit ettik. Türbede yine tavana asılı bulunan ve Hacım Sultan’a ait olduğu söylenilen (aslı tahtadan olup çalınmıştır) sembolik bir demir kılıç bulunmaktadır.” demektedir (ayni yazı).

Türbenin içinde Hacım Sultan’a ait sanduka ve ona ait olduğu söylenen asa da mevcuttur (Resim-5).

Rahmetli Baki Öz, “Bektaşilik Nedir? (Bektaşilik Tarihi) adlı yapıtında Kolu Açık Hacım Sultan Tekkesinden: “Hacı Bektaş’ın akrabası olan ve O’nunla birlikte Horasan’ dan gelen Hacım Sultan’ın asıl adı Recep’tir. Uşak’ta Susuz denilen yerde yatmaktadır. Hasluck’a göre Vidin’de makamı vardır. Hakkında Velâyetnâme düzenlenmiştir. Cemlerde talibe öğretilen makamlar arasında “Meydan taşı” O’na aittir. İnanışa göre bir tahta kılıç olan “Bâtın kılıcı” Hacı Bektaş Velî tarafından kendisine verilmiş ve kendisi eğitici (terbiye edici) olarak görevlendirilmiştir. Bu nedenle Bektâşiler Hacim Sultan’dan çekinirler. Hak yoluna gitmeyenleri eğiten olarak bilirler. Yani Kolu Açık Hacım Sultan’ı “Erenlerin Bâtın Celladı” olarak bilip tanırlar. Tekke, XX. yy.’ın başlarında kullanılamaz durumdadır; ama vakıf arazisi mütevellice yönetilmektedir. Çevresinde Bektaşi köyleri yoğundur.”şeklinde söz edilir. Bu şekilde bahsedilmesine karşın, bu gün  çevrede Bektaşi olan hiçbir köy yoktur. Büyük bir olasılıkla, bu köyler Yavuz Sultan Selim döneminde ya kıyıma uğratılmış ya da 1826’dan sonra, yani (Vakayı Hayriye=Şeriye)’den sonra Devlet gücüyle yok edilmiş,  kaçıp-göçmüş veya asimile olmuş olabilirler.

      D-)HACIM  SULTAN  ZÂVİYESİ  VAKFİYESİ  İRDELENMESİ

Biz bu değerlendirmeyi sayın Mustafa Murat Öntuğ’un anılan yazısını ölçü alarak bu yazının ışığında, zaviyenin durumunu, tarihçesini; buna bağlı olarak da vakfiyesinin tarihçesini, içeriğini, gerçeklere bağlı kalarak  özetlemeye çalışacağız:

a. Vakfedilen Yerler

Hacım Sultan Zâviyesi’ne Hacım Köyü ve çevresinde bulunan, doğusu: Bahçe Pınarı ve Sarıtaş, batısı: Saraycık Köyü ile Artulu Köyü, kuzeyi: Timur Tepesi, ve güneyi: Kurp Göges Köyü civarındaki Yassı Taş ile çevrili yaklaşık dörtbin dönümlük arazi vakf edilmiştir. Vakfiyede ayrıca, vâkıfın şöhretinden dolayı zâviyeye vakfedilen evler ve bir çok malların da zikredilmediği anlatılmaktadır (Vakfiye 10-15).

b. Vâkfın Kayıt ve Koşulları

Germiyanoğulları beyi I.Yakub Bey’in, Hacım Sultan Zâviyesi için tahsis ettiği vakfın ana koşulları şöyledir:

“Vakfedilen arazinin geliri, zâviyeye uğrayan fakir, fukara, miskin ve oraya inen herkesin ihtiyacını karşılamasına harcanacaktır; vâkıf, Şeyh Kirmânî (b.) Şeyh Mustafa oğlu Şeyh Dede Bâlî’yi zâviyeye şeyh tayin eylemiş ve ondan sonraki şeyhlerin de bu zâtın soyundan olmasını istemiştir; ayrıca vâkıf için kendisi tarafından tesbit edilen kâidelerin hiç kimse tarafından bozulmaması, şartlarının değiştirilmemesi, satılmaması, hibe edilmemesi, rehin verilmemesi ve miras olarak bırakılmaması şart” olarak konmuştur (Vakfiye 10-20 ). İlk mütevelli olan zâtın kimliği, Bektâşi olup olmadığı bilinmemektedir.

c. Görevliler

Miladi 1321 tarihli vakfiyede, zâviyenin görevlileri arasında sadece şeyhin adı geçmektedir. Oysa bir vakıf kurulurken vakfın yönetiminden birinci derece sorumlu olan mütevellînin ve vakıf harcamalarında mütevellîye nezâret eden nâzırın da atanması gerekir. Vakfiyede bu zikredilen görevlilerin adları, herhâlde daha sonraki istinsah sırasında çıkarılmış olmalıdır. Nitekim XVIII. yüzyıl başlarından itibaren nâzır atamalarına dair beratların bulunması buna işaret etmektedir.

Belgeler ışığında XVIII. yüzyıldan itibaren Hacım Sultan Zâviyesi’ndeki görevliler tesbit edilmiş olup bunlar şöyle sıralanabilir:

d. Zâviyedârları

-1321 tarihli Yakub Bey vakfiyesine göre Hacım Sultan Zâviyesi’nin ilk şeyhi eş-Şeyh Dede Bâlî’dir (Vakfiye 10-15). Zâviyede şeyhlik yapanların daha sonra zâviyedâr olarak atandıkları anlaşılmaktadır. Aslında zâviye şeyhi ile zâviyedâr arasında bir fark olmayıp, ikisi de küçük tekkenin şeyhi anlamınadır.21 İlk şeyhin kimliği hakkında elimizde başkaca belge ve bilgi yoktur. İlk şeyhin kökeni, durumu da bilinmiyor.

XVIII. yüzyılda Hacım Sultan Zâviyesi’nde (tarih sırasına göre) görev yapan zâviyedârlara gelince bunlardan bilinenleri şunlardır:

-Elde ki belgelere göre ilk zâviyedâr, Şeyh Türâbi’dir, hakkında hiçbir bilgi yoktur. Şeyhin ölümü üzerine, Zeynelâbidin’e Cemâziyelâhir 1118/Eylül 1706 tarihinde Kadı Mahmut arzıyla zâviyedârlık verilmiştir (VAD No.1134, s.23).

-Ramazan 1144/Şubat 1732’de Şeyh Zeynelâbidin’in görev beratı yenilenmiştir. (VAD No: 1124, s.85)

-Safer 1148/Haziran 1735 tarihinde zâviyenin tayinle zâviyedârı olan Zeynel Âbi din’in hizmetinde kusur olması, vakıf şartlarına riâyet etmemesi, zâviyeye gelen fukaraya iyi davranmaması ve zâviyenin boş kalması ve harap olmasına sebeb olduğu için görevinden alınarak, büyük evlâdı olan Şeyh Mehmed’e Hacı Bektâş Veli evlâdından olan Şeyh Hacı Feyzullah arzıyla zâviyedârlık verilmiştir (Belge-1; VAD. No.1124, s.87) .

-Şeyh Mehmed’in vefatı üzerine, Cemâziyelevvel 1162/Nisan 1749 tarihinde zâviyedârlık Şeyh İsmail’e verilmiştir (VAD No.1130, s.68).

-1175/1761 tarihinde zâviyedârlık görevi, Şeyh Mehmed’in büyük oğlu, Şeyh Veli’ye, Hacı Bektâş-ı Veli âsitânesinden olan es-Seyyid Şeyh Bektâş (Şirî) tarafından verilmiştir (VAD.No: 1126, s.102).

-Şeyh Veli’nin vefatı üzerine, büyük evlâdı Şeyh Mehmed’e, Hacı Bektâş Şeyhi Abdüllatif tarafından 1188/1771-1772 tarihinde zâviyedârlık inâyet buyrulmuştur (VAD. No: 1089, s.64).

-Cemâziyelevvel 1188/Temmuz1774 tarihinde tayinle zâviyedârlık görevini yürüten Şeyh Mehmed’in görev beratı yenilenmiştir (VAD.No:1120, s.54).

-es-Seyyid Hasan’ın zâviyedârlıktan ferâgat etmesi üzerine, daha önce zâviyedâr lık hizmetinde bulunan Şeyh Mehmed’e bu görev Şaban 1210/Şubat 1796 tarihinde yeniden tevcih edilmiştir (VAD. No:544, s.78).

-Safer 1219/Mayıs 1804 tarihinde, Şeyh Mehmed Halife zâviyedârlık görevini îfâ ederken, Uşak’ta ikâmet eden Derviş Mehmet adlı bir zât “evlâd-ı vakıftanım” diyerek zâviyedârlığı üzerine almıştır. Ancak zâviyedârlık tekrar Şeyh Veli bin Şeyh Mehmet Halife’ye, Hacı Bektâş-ı Velî âsitânesinden olan Seyyid Şeyh Feyzullah arzıyla geri verilmiştir (VAD.No.545, s.78).

-Ramazan 1219/Aralık 1804 tarihinde Şeyh Mehmet Halife’nin vefat etmesi üzerine, büyük oğlu Şeyh Mehmed’e zâviyedârlık verilmişken, Uşak’ta oturan Seyyid Veli adında bir zat “asıl evlâdı benim” diyerek zâviyedârlık görevini üzerine almıştır. Ancak, zâviyedârlık, Şeyh Mehmed Halife bin Şeyh Mehmed’e, Hacı Bektâş-ı Velî âsitânesinde Şeyh olan es-Seyyid Şeyh Feyzullah tarafından verilmiştir (Belge-2;VAD. No:545, s.78).Adı geçen bu zât-ı muhteremler vakfıye mütevellileridir, soydan değildir.

e. Nâzır Kişi

Nâzır, mütevellinin vakfiyedeki şartlara uygun harcama yapmasını gözeten kişidir. Genelde her vakfın bir nâzırı bulunurdu. Hacım Sultan Zâviyesi’nin nâzırı olan Seyfullah’ın ölümünden sonra, Ramazan 1131/Temmuz 1719 tarihinde Mehmed Ali’ye, kadı Seyyid Salih arzıyla nâzırlık verilmiştir (VAD.No.1116, s.9).

Cemâziyelâhir 1147/Ekim 1734 tarihinde Hacım Sultan Zâviyesi vakfına dâhil olan köylerin ve mezraların kontrol edilmesi için bir nâzıra ihtiyaç olunmuştur. Derviş Mehmet bin Bektâş’a yevmi iki akçe ile nâzırlık görevi, Kadı Ali arzıyla tevcih buyrulmuştur (Belge-3; VAD.No: 1124, s.90, s.212).

f . Mütevellisi

Vakfın işlerini yürüten kişiye mütevelli denilmektedir. Hacım Sultan Zâviyesi’nde, H. 1153/M. 1740-1741 yılına ait bir mütevelli kaydı bulunmaktadır. Bu tarihte, Osman Efendi zâviyenin mütevellisi olarak görevini yürütmektedir (BOA, Evkaf Nezâreti Hare meyn Muhasebeciliği Defter no:4172, s.1). Mütevelli, Hacı Bektâş Çelebilerinden ziyade ilk atamayı yapan federe devletin başına yani Germiyanoğulları beyine bağlıdır.

g. Vakfiyede Geçen Yer Adları 

Hacım Sultan zâviyesi için vakfedilen arazinin kuzey yönü, köye hakim Timur Tepesi ile çevrilidir. Bu tepeye köylüler hâlen Çile Tepesi demektedirler. Bu tepenin zirvesindeki mezarlardan birinin Hacım Sultan’ın halifesi Burhan Abdal’a ait olduğunu köyün yaşlıları söylemektedirler (Resim-6). Derviş Burhan, Hacım Sultan Velâyetnâmesini derleyip yazan zattır.22 Halifeliğe değin yükselmiştir. Ancak tarih olarak, onun Hacım Sultan’ın yanına geliş tarihi ile velâyetnâmeyi ne zaman derleyip yazdığı tarih belli değil.

Vakıf arazisinin doğu tarafı, Bahçe Pınarı ve Sarıtaş ile güney ciheti Kurp Göğes Köyü civarındaki Yassı Taş ile batı tarafı ise Saraycık Köyü ile Artulu köyü arasındaki Kataş mevkisi ile çevrilidir (Vakfiye 10-15).

XVI.yüzyıl tahrirlerinde, Vakfiyede geçen bu köy ve yer adlarının, Saraycık hariç, diğerleri hiç geçmemektedir. Sonradan dağılmış olabilirler. Saraycık köyü 1530 yılında yapılan arazi yazımında Uşak Kazası’na bağlı köylerden biri idi.23 Şu anda o yörede bu adlarla anılan bir köy bulunmamaktadır. Kanunî Sultan Süleyman’ın 1530’da yaptırdığı arazi tahriri, babası Yavuz Selim’in Çaldıran Seferinden(1514) önce ve Sarı Hamza’nın fermanı ile bu çevrelerde Alevi/Bektâşileri tesbit amacıyla yaptırdığı özel yazım ile 40.000 kişilik Alevî kıyımından sonradır. Buna göre köy adları ya değişmiş ya da köyler herhangi bir nedenle (kıyım ya da kaç-göç)  dağıldığı için son tahrirlere adları yazılmamış olabilir. Görüldüğü üzere, vakfıyedeki yer ve köy adlarının tamamı -Ahmet Yaşar Ocak’ın iddiasının tersine-Türkçedir. Demek ki Uşak, Kütahya ve çevrelerindeki yer adları tamamen Türkçeleştirilmiş, Türk yurdu hâline dönüşmüş, Türk egemenliğindeki yerler olduğu açıktır. Ahmet Yaşar Ocak’ın bu konudaki iddiası da desteksiz kalmaktadır.

1071 Malazgirt Zaferi’yle birlikte, Anadolu’nun içlerine doğru bir Türkmen ve hatırı sayılır biçimde derviş akını olmuştur. Bu akın Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar döneminde de yavaşda olsa kesilmeksizin sürmüştür. Türk dervişleri yerleştikleri Anadolu toprakları üzerinde birçok dergâh, tekke, zâviyeler, hankâh ve benzer tesisler kurmuşlardır. Örneğin H.1153/M.1740-1741 tarihinde Uşak kazâsına bağlı köy, çiftlik ve mezralarda-Hacım Sultan Zâviyesi de dâhil- toplam otuz altı zâviye bulunması, bunun en güzel göstergesidir.24 Anadolu’ya gelen bu Türk dervişleri, açtıkları zâviyeler sayesinde, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşmasına büyük katkılarda bulunmuşlardır.25Bütün olgu ve belgeler bunu doğrulamaktadır.

h. Vakfiyenin Tanıkları

Vakfiyenin sonunda altı tanığın adları yazılıdır. Bunlar:

Ali bin İskender

Muhyiddin bin Musa

Musa bin Ömer

Cemâl Halil Fakih

Mevlânâ Abdüssamed Hayreddin

İshak (?) bin es-Seyyid Haydar’dır.

Bunlardan başka tanıkların da bulunduğu vakıfnâmede geçen “ve garihim” deyiminden anlaşılmaktadır. Bu isimler arasında tesbit edilebilen ünlü hiç kimse bulunmamaktadır.26

Sonuç

Sayın Mustafa Murat Öntuğ’un titiz ve dikkatli bir araştırma sonunda hazırladığı yazının sonuç kısmında, “Hacım Sultan Zâviyesi, Germiyanoğlu Beyi I.Yakub Bey tarafından, H.721/M. 1321 tarihinde Hacım Köyünde ikinci kez yaptırılmış bir zaviyedir denilmektedir. Yakub Bey bu zâviyeye zengin ve münbit araziler vakfetmiş,-yaklaşık 4000 dönüm- bu sayede, buraya gelen fakir, fukara ve miskinlerin her türlü ihtiyaçlarının giderilmesi amaçlanıp, ekonomik, dinsel ve toplumsal açılardan her türlü donanımlar sağlanarak böylece vakfın güttüğü erekler birer birer gerçekleştirilmiştir.

Hacım Köyü’nde Yakub Bey tarafından yaptırılmış olan bu zâviye, Vilâyetnâme’ deki bilgilere bakılacak olursa, köydeki ilk zâviye değildir dedik; çünkü Hacım Sultan, Ulu Pir Hacı Bektâş Velî’nin emri üzerine, bu boş araziye gelip yerleşmeye karar verdikten sonra, küçük bir zâviye tesis etmiş, burada tasavvufî faaliyetlerde bulunmaya başlamış, sonra da zaviye çevresinde köy oluşmuştur. Öyle ise, Yakub Bey’in yaptırdığı zâviye, daha önce burada bulunan zâviyenin yanına ya da muhtemelen yıkılmış olan eski binanın yerine inşâ edilmiş olabilir. Bu son binanın yeni kurulan vakıf için tesis edilmiş olması daha doğru bir olasılıktır.

Vakfiyenin düzenlediği tarihte, vakfedilen yerlerin adları Türkçedir. Anadolu’nun İslâmlaşması ve Türkleşmesi seyrinin en güzel göstergeleri; mahallî köy, yer ve mevki adlarının hemen Türkçeleştirilmiş olmalarıdır. Vakfiyede geçen mevki ve yer adlarının tamamının Türkçe olması bu yerlerin, Vakfiyenin tescil tarihi olan M.1321’den çok önce Türkleştiğini de açıkça göstermektedir.27

Bütün bunlar; A.Yaşar Ocak’ın Türkiye Diyanet Vakfı’nın çıkardığı “İslâm Ansiklopedi”sinde yer alan “Hacım Sultan” başlıklı yazısında ileri sürdüğü varsayımların büyük çoğunluğunun gerçek dışı olduğunu, tarihsel gerçeklere ve bilimsel verilere dayanmadığını gösteren ve bizim savunduğumuz görüşleri doğrular nitelikteki resmi belgelerdir.

27 Mustafa Murat Öntuğ’un a.g.y.sının hemen hemen tamamını sizlere sunmuş bulunuyoruz, bu vesileyle kendilerine böyle kapsamlı ve titiz bir çalışma ve  inceleme yaptığı için tebriklerimizi ve teşekkürlerimizi sunarız.

4 Kısaltma VAD, aktaran Mustafa Murat Öntuğ, anılan yazı s.107 vd.

5 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, (3.Baskı) TTK.Yayınevi  Ank.1984 s.54;  Paul Wittek, Menteşe Beyliği (Orhan Şaik Gökyay)  TTK Yayını, Ank.1944 s.19 aktaran  Mustafa Muret Öngün, aynı yazı

6 Ahmet Eflâkî, Menâkibü’l-Arifin (Tahsin Yazıcı) c.2, İst.1973 s.307-308

7 Ahmed Tevhîd, Rum Selçukî Devleti’nin İnkırâzıyla Teşkil EdenTavâif-i Mülûkdan Kütahya’da Germiyan Beyleri, Tarih-i Osmanî Encümeri Mecmuası (TOEM) c.VIII, İst. 1329 s.508

8 Mustafa Çetin Varlık, Germiyanoğulları Tarihi (1300-1429) Ank.1974,s. 44

9 İsmail Hakkı Uzunçarşılı a.g.e.s.40, 41-43

10 Evliya Çelebi Seyahatnamesi nakleden Uzunçarşılı age s.43

11 Bknz. VAD.no.1124, s.87; VAD no.1126, s.102; VAD. No.545, s.78

12 Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Cevdet Evkâf, no.25481, 31410, 33202

13 Ahmet Y. Ocak-S.Farukî, Zâviye, İslâm Ansiklopedisi, C.XIII s473-474

15 Ahmet Y.Ocak, Bazı Menâkıb-nâmelere Göre XIII-XV.yüzyıllardaki İhtidâlarda Heterodoks Şeyh ve Dervişlerin Rolü, Osmanlı Araştırmaları II, 1981,s .39; Kalenderîler  s. 196

16 Mustafa Murat Öntuğ, a.g.y. s.110

17 Ahmet Yaşar Ocak-S.Fârukî, İslâm Ansiklopedisi c.XIII, s.474

18 Yusuf Küçükdağ, Mahmut Dede Zâviyesi Vakfiyesi, Vakıflar Dergisi XXII, 1991, s.86

19 Mustafa Murat Öntuğ, aynı yazı  s.111

20 Sadık Ersümer, Hacım Sultan Türbesi, Uşak Halk Eğitim Dergisi 6, 1979 s.10

B.Öz, age.s. 282; Hasluck (Koca-Erginsoy) s.17,18; Noyan,  age. s. 459 vd.; Oytan 179 vd.

21 Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü c.III, İst. 1971, s.648

22  Ahmet Yaşar Ocak, a.g.a.’deki “Hacım Sultan” yazısı; Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektâşilik ve Alevilik c.I, Ardıç Yayınları, Ank.1998, s .227 vd.

23 438 Numaralı Muhasebe-i Vilâyet-i Anadolu Defteri (937/1530), s.66, 126

24 Bu zâviyelerin adları ve kuruldukları yerler hakkında geniş bilgi için bakınız BOA. EV.HMH. 4172s.1-6 akt. Mustafa Murat Öntuğ. agy s.116

25 Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler, II. Kolonizatör Türk Devrişleri” Vakıflar Dergisi II, Ankara,1942, s. 319-320.

26 Mustafa Çetin Varlık, a.g.e. s. 44-45,  akt. Mustafa Murat Öntuğ, a.g.y. s116

*Bu makale, İsmail Özmen’in, “Hacım Sultan Velayetnamesi ve Ocakları,Ankara,Beğdili Yayınları,2009” kitabından alınmıştır.