MEYDAN TAŞI MOTİFİ

İsmail Özmen

Hünkâr Hacı Bektâş Velî Hacım Sultan’a, “sen tarikatta, ayn-ı cemlerde “Meydan Taşı”sın.” nitelemesinde de bulunmuştur. Meydân taşı suçluyu cezalandırma motifidir. Cemlerde suçlulara korku salar. Bektâşiler Hacım Sultan’ın bu özelliğini de bilirler.

            “Kitâb-ı İmâm Hasan ve Hüseyin” adlı yazmada(Y. 16/a) Bektâşî ahlâkına göre, şu on çeşit insana korku vardır: Zulmeden, arkadan dedikodu eden, bilgisine göre iş işlemeyen, üzerine düşen görevi yapmayan, birini başkasına gammazlayan, falcılık eden, doğru yolda olan için kötü söyleyen, aydınlatıcısı olmayan, emânete hiyânet eden, olgun kişileri birbirinden seçen ve ayrı gören.

Bektâşîler, “Şefkatte güneş gibi, cömertlikte su gibi, alçakgönüllülükte toprak gibi, teslimiyette (Kendini yol törelerine vermekte) ölü gibi, örtücü olmakta (ayıpları, kusurları) gece gibi ol” derler. Her mürid bunları harfiyen yerine getirmek için çalışır.

Fakr-nâme adlı yazma risâlede, yol erbâbının şu beş koşulu yapmaması öngörülür: Kendini bilmeyecek kadar sucî(içki) içmeye,  yalan söylemeye, zinâ etmeye, kumar oynamaya,  uğrılık ( yol kesicilik, eşkıyalık, hırsızlık) etmeye.

Bir Bektâşî ve Alevî’nin olması gereken genel yapının nasıl olacağı daha birçok yazma eserde gösterilmiştir. Hazret-i Pir Hacı Bektâş Veli’nin veciz sözleri arasında:

            “Ara bul.”, “Doğruluk karargâhımızdır.”, “Merhem ve mûm gibi ol, diken gibi olma..”, “Kadınları  okutunuz, kadını okutmayan uluslar yükselemez.”. “Gündüz şevk ile dünya işine, gece aşk ile âhiret işine. İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” “İri olalım, diri olalım, bir olalım” gibi öğütleri onlar için rehber sayılır. Çünki bunlar ve Hazreti Pir’e ait benzeri sözler yolağın temel ilkeleridir, anayasa hükümleridir. Bunlara harfiyen uymak gerekir.

            Kendini hakikat içinde yok edip hakikat ile bir olan, işini, mesleğini ve çalışmayı kutsal sayan, inancı tam olan, nefsine hâkim olup söz geçiren, benliğini yok eden, ölmeden evvel ölen, bir gönül kırmayı, Kâ’be’yi harâb etmekten bin kat daha kötü sayan, her nesneyi büyük bir hoşgörü ile karşılayan, aile bağlarına son derece önem veren, evine gelen konuğunu Hz.Ali gelmiş gibi karşılayan, dosdoğru ve sabırlı, yumuşak huylu, cömert, verdiği sözde tastamam duran bir insandır. Daha yola girerken yapılan giriş töreninde ikrâr, ayn-ı cem’de aydınlatıcısının önünde diz çöküp onun eteğine yapışmış olarak şu telkıyn’i (öğütleri) alır:

            …Mürşidini Pir’in vârisi ve gerçek baban, rehberini gerçek anan bil. Yalan söyleme. Harâm yeme. Gaybet etme(arkadan dedikodu etme).  Şehvetperest olma. Eline, diline, beline sahip ol. Kibir ve kin tutma. Kimseye haset etme. Garaz, buğuz, inâd etme. Gördüğünü ört, görmediğini söyleme. Elinle koymadığın şeye yapışma. Elinin ermediği yere el uzatma. Sözünün geçmediği yere söz söyleme. İbretle bak. Hilm (yumşaklık) ile söyle. Küçüğe izzet, büyüğe hürmet ve hizmet eyle. İkrârını sâf eyle. Hakk’ı kendi özünde mevcûd bil, erenlerin esrârına âgâh ol… Özünü bu yolda böylece sâbit-kadem eyle. Düşeni tut kaldır, eğriyi doğrult.Yalanı ufala at. Gerçeğe hû…

            Ayni tören içinde, rehberi (yol göstericisi, törende onun yerine söylenmesi gerekenleri söyleyen ve töreni yürüten kişi), kendisine bu törenin yapıldığı Meydân odası’ndaki makâmları gezdirip her biri hakkında bilgi verirken ten’in yönelme yeri olan "meydân taşı"(1)'na gelince, rehber müride bu taşı işaret ederek, yolakta  suçlulara ceza verilme yeri olan bu taşı gösterir ve şöyle der:

            “Ey Tanrı yüzünü görmeye istekli! Kırkların erenler meydânında tenin yönelme yeri olan bu taşa “Meydân taşı” derler. Bu makâmda Erenler yoluna doğru gitmeyeni, fizik olarak dahası mânen terbiye ederler. Elinde bu kudret kılıncı ile duran Kolu Açık Hacım Sultan’dır.  Makâm onun makâmıdır. Korkup hazer edilecek (çekinilecek)  makâmdır bu, çünkü yanlışı cezalandırma makamıdır o, onun için ey talib, var git,  yüz sür, niyâz et, günahın varsa dök, yun arın, durul.”

            Ve önce yola giren, sonra rehberi bu makâma niyâz ederler. Düşkünlük durumlarında da buna benzer bir prosedür uygulanır. Çünkü düşkün, ikrârından (verdiği sözden), ahdinden (andından)  dönmüş, abdestini bozmuş kişi sayılır. Bunlar suçuna göre uzun ya da kısa bir süre meydân odası’na girmemek, âyîn ve erkânlara katılmamak cezasına çarptırılır. Bu gibilerin cezası bitince, tekrar ikrâr verip erkân görmeleri gerekir. İlk kez işlenen suçlar hemen aydınlatıcı katında niyâz ve özür dileme ile bağışlanır. Çoğu suçlu teşhir edilmez. Tariyk uracak kişi, kendisine Zülfikar verilmiş kimsedir. Meydân taşı’nın sahibi “Kolu Açık Hacım Sultan” yerinde dir. Tahta kılıç ya da tarıyk Zülfikâr’ın yerini tutar. Aslında ‘Zülfikâr’ Hazret-i Ali’nin kılıcının adıdır. Onun sahibi Hz.Ali’dir. Bu göreve seçilen kişi (derviş) de vekâr ıssı(ağırbaşlı), muhibler arasında temiz tanınmış kimse olmalıdır. Taryk urmak konusu Bektâşi ve Alevîlerde ilginç bir olaydır. Çoğunlukla ilk defalarında sembolik olarak yapılır. Suçlunun topluluk içinde Dâr’a çıkıp tenin yöneldiği meydân taşı’na  baş koyması bile ona büyük bir mâ’nevi cezâdır. Elbette ki  anlayana. İnsan olana bunun utancı ve vereceği yola getirici ders yeter. Taraflar dinlenip karar verildikten sonra, Zülfikâr (‘Tahta kılıç) sahibi Hacım Sultan’ın yerinde olup onu temsil eden derviş  ya da rehber suçluyu Meydân’a getirir, Meydân taşına ıhtırır. Başını göğsüne indirtir. Kendisi onun sağ yanına geçip, sol dizini yere koyup sağ dizini dikerek diz çöker.”Ser-deste” denilen değneği sağ elinin baş ve işaret parmakları ucu arasında tutar. Sağ dirseğini sağ dizine dayar. Dirseğini buradan hiç kaldırmamak ve sağ elini kulak memesinden daha arkaya geçirmemek şartıyla geriye getirip hafifçe suçlunun sırtına üç-beş-on sopa vurarak cezayı yerine getirir. Bundan sonra suçluyu ayağa kaldırır, mürşid katına götürüp niyâz ettirir. Mürşid kendisine öğüt verir. Makamlara ve topluluk erenlerine “cümleden cümleye ” diye niyâz ettirdikten sonra yerine oturtur(2). Büyük suçlarda bu uygulama böyle değil gerçekten yapılır. Çünkü ‘senin dinin iki günün aynı olmamasını, çalışmayı, aramayı önerir.’ Bunlara uyacaksan yolumuza gel, denize dal.



*Bu makale, İsmail Özmen’in, “Hacım Sultan Velayetnamesi ve Ocakları,Ankara,Beğdili Yayınları,2009” kitabından alınmıştır.


Dipnotlar:

(1) Rahmetli Bedri Noyan Dedebaba’nın ‘Bütün Yönleriyle Bektaşilik-Alevilik’ adlı dev yapıtının I.cildinde yer alan “Cami-Meydan” karşılaştırması bölümünde, “… yolakta Kırklar Meydanı olarak nitelenen kutsal ibadet alanındaki Muhammed makamı olarak anılan Ahmed-i Muhtar postunun sağında kalan duvarın dibinde cerağ tahtı; onun ön kısmında ise ‘Meydan taşı’ bulunur. Meydan büyük mahşerdir, ölüm sahnesidir, kişiyi sonsuz yaşama taşır, bir kurban yeridir, ibadetle miraca varmayı sağlar, insan orada nefsinden sıyrılarak gönlüne iner, gönül Tanrı evidir. Tanrı meydanda insanda somutlanır. Meydan Taşı ise, ten’in yönelme yeridir, gönül çerağıdır, post mürşid simgesidir, eller Tanrı’ya uzanıştır.”(s.287; İsmail Özmen, Tasavvufa Giriş, s.320-323)

(2) Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle ve Bektâşîlik Alevîlik, c:VII, s.572 vd.