hacI BEKTAŞ VELİ'NİN YOL ARKADAŞI KOLU AÇIK HACIM SULTAN VE VELAYETNAMESİ *

Prof.Dr.Tufan Gündüz*

 

Anadolu erenlerinden Hacım Sultan’ın hayatı hakkında bilgiler kendi adına tertip edilmiş

olan velayetnâmesinde geçenlerle sınırlı olup daha çok menkıbevi yönü ağır basmaktadır.

Velayetnâmeden anlaşıldığına göre Hacım Sultan’ın soyu, İmam Ali el-Nakî’den Hz. Ali

soyuna bağlanmaktadır. Asıl adı Receb iken Hacım Sultan diye tanınmış, Hacı Bektaş Veli

de ona “kolu açık” unvanı verdikten sonra “Kolu Açık Hacım Sultan” diye meşhur olmuştur.

Hacım Sultan’ın Anadolu’da hangi tarihlerde bulunduğu tam olarak belli değildir. Orhan

Bey zamanında kendisinden bahsedilen Geyikli Baba ve Fatih Sultan Mehmed zamanında

yaşadığı bilinen Otman Baba ile temas ettiği yolundaki rivayete nazaran onun XIV. yüzyılda

yaşamış olabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte birbirinden tarihen oldukça uzak iki

şahıstan biri ile temas etmesi mümkün olamayacağına göre, bu bilgilerin sözlü geleneğin

tesiri ile velâyetnameye girmiş olması akla daha uygundur. Öte yandan velayetnâmede geçen

Yörük ve Akkoyunlu Türkmenleri ifadelerinden hareketle Uşak bölgesinde XVI. yüzyılda

konar-göçerlik eden Türkmenlerle çok sıkı ilişkilerinin bulunduğu da anlaşılmaktadır.

Germiyanoğullarından Yakup Bey tarafından Susuz Köyü’nde onun adına inşa edilen

zaviye Osmanlı idaresi altında da korunmuş, zaviyenin vakıflarına ve görevlilerine tanınan

ayrıcalıklar bu dönemde de devam ettirilmiştir.

 

GİRİŞ

Anadolu erenlerinden Hacım Sultan’ın hayatı hakkında bilgiler velayetnâmesinde geçenlerle

sınırlı olup menkıbevi anlatım içinde karmaşık hâlde bulunmaktadır. Velayetnâmeden

anlaşıldığına göre Hacım Sultan’ın soyu, İmam Ali el-Nakî’den Hz. Ali soyuna bağlanmaktadır.

Asıl adı Receb iken Hacım Sultan diye tanınmış, Hacı Bektaş Veli de ona “kolu açık” unvanı

verdikten sonra “Kolu Açık Hacım Sultan” diye meşhur olmuştur.

 

Onun menkıbevi hayatına göre, Hoca Ahmed Yesevî’nin talebelerinden olup onun tarafından

Hacı Bektaş Veli’ye yoldaş yapılarak Anadolu’ya gönderilmiş, ikisi birlikte önce Ka’be’yi

ziyaret ettikten sonra Anadolu’da Sulucakarahöyük’e gelmişler; daha sonra Hacı Bektaş Veli

onu Germiyan İli’nde Susuz adlı yere göndermiştir. Burada kendisine bir zaviye inşa eden

Hacım Sultan bölgede irşad faaliyetlerinde bulunmuştur.

 

Velayetnâmede Hacım Sultan’ın gelip geçtiği veya konakladığı mahallerde başlangıç

tepkiyle karşılandığı ve ona “Biz burada ışık istemiyoruz” dediklerine bakılırsa, Kalenderî

derviş tipine çok benzediği tahmin edilebilir. Çünkü gerek kılık-kıyafetiyle gerekse hâl ve

hareketleriyle Kalenderî dervişlere benzediği düşünülmektedir (OCAK 1996: 505). Buna

mukabil o sabırlı davranarak, kendini kabul ettirme yoluna gitmekte ve ayrıldığı her mahalde

yerli ahali üzerinde etki bırakmaktadır.

 

Hacım Sultan’ın Anadolu’da hangi tarihlerde bulunduğu tam olarak belli değildir. Orhan

Bey zamanında kendisinden bahsedilen Geyikli Baba ve Fatih Sultan Mehmed zamanında

yaşadığı bilinen Otman Baba ile temas ettiği yolundaki rivayete nazaran onun XIV. yüzyılda

yaşamış olabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte birbirinden tarihen oldukça uzak iki

şahıstan biri ile temas etmesi mümkün olamayacağına göre, bu bilgilerin sözlü geleneğin

tesiri ile velâyetnameye girmiş olması akla daha uygundur. Öte yandan velayetnâmede geçen

Yörük ve Akkoyunlu Türkmenleri ifadelerinden hareketle Uşak bölgesinde XVI. yüzyılda

konar-göçerlik eden Türkmenlerle çok sıkı ilişkilerinin bulunduğu da anlaşılmaktadır.

 

XVI. yüzyıl Kütahya tahrir defterinde Uşak’ta on dokuz cemaatten meydana gelen Akkoyunlu

aşiretinin varlığına tesadüf edilmektedir. Güya Hacım Sultan, Sulucakarahöyük’ten Susuz’a

geldiğinde zaviye yapmak için durduğu yer, Akkoyunlu Yörüklerinin yaylası imiş. Onlarla

münazaadan sonra etrfatan toplanan ileri gelenler ona bir zaviye inşa etmişler. Mehtap

Özdeğer’in tespitlerine göre bu zaviye Germiyan Beyi Yakup Bey tarafından inşa edilmiş ve

bir vakıf tesis edilerek bazı gelir kaynakları tahsis edilmiştir. (ÖZDEĞER 2001: 398–399).

Bu vakfın tesis tarihinin 1321 olmakla beraber, Hacım Sultan’ın da bu tarihlerde hayatta

olup olmadığı müphemdir. Çünkü vakfın şartnamesinde mütevelli olarak Şeyh-i Germanî,

Şeyh Mustafa oğlu Şeyh Dede Balı görünmektedir (ÖZDEĞER 2001: 400). Velayetnâmede

Hacım Sultan’ın Osman adlı bir oğlundan bahsedilmesine nazaran Dede Balı’nın onun

ahfadından olması zayıf bir ihtimal olarak durmaktadır. Buna mukabil Osmanlı kayıtlarında

Dede Balı, Hacım Sultan’ın ahfadı sayılmıştır.

 

 

İlk olarak Hacım Sultan’ın müridlerinden Derviş Burhan tarafından oluşturulduğu anlaşılan

velayetnâmenin baş kısımlarının Hacı Bektaş Veli Velayetnâmesi’nden alındığı bellidir.

Hacım Sultan Velayetnâmesi’nin bir nüshası Arnavutluk Devlet Arşivi Türkçe Yazmaları

Koleksiyonu’nda (Tiran) 88 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Türkiye’de ise Türkiye Diyanet

İşleri Başkanlığı Kütüphanesi (Yazma d. Nr. 730) ile Ali Emiri Efendi Kütüphanesi’nde

(Millet Kütüphanesi) (nr. 943) birer nüshası bulunmaktadır. İstanbul nüshası rik’a yazı

ile 4 Rebiyyülahir 1309 ( 7 Kasım 1891) tarihinde yapılmış olan istinsah edilmiştir. Türk

Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nde bulunan bir Hacı Bektaş Veli Velayetnâmesi (Raf ve yer

numarası bulunmamaktadır.) istinsah nüshasının içinde de Hacım Sultan onun “Üçüncü

Halifesi” olarak sayılıp menakıbından bazı parçalara yer verilmiştir.

Hacım Sultan Velayetnâmesi’nin ilk neşri Rudolf Tschudi tarafından 1914 yılında Berlin’de

yapılmıştır (TSCHUDI 1914).

Bizim yeni harflere çevirisini yaptığımız, TDİB Kütüphanesinde bulunan nüsha olup, talik

harfle yazılmıştır. Her sayfada 17 satır bulunmaktadır. Metinde geçen bütün ayetler ve bazı

isimler kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Metin içinde parantez içinde verilen rakamlar, orijinal

metindeki sayfa numaralarına, diğerleri ise ya kelime tekrarına ya da eksik kelimenin bizim

tarafımızdan doldurulmuş hâline delalet etmektedir.

KAYNAKLAR

OCAK, A.Yaşar (1996), “Hacım Sultan” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,

XIV/505-506, İstanbul.

ÖZDEĞER, Mehtap (2001),15-16. Yüzyıl arşiv Kaynaklarına Göre Uşka Kazasının Sosyal

ve Ekonomik Tarihi, İstanbul.

TSCHUDI, Rudolf (1914), Das Vilajet-name des Hadschim Sultan, Berlin 1914.

 

Hû Dost

Menakıb-ı Sultan Hacı Bektaş-ı Velî

Kuddise Sırrıhu’l-Aziz

VELAYETNÂME-İ HACIM SULTAN

Bismillahirrrahmanirrahim

 

(1) Elhamdulillahi Rabbi’l-alemîn ve şera’it-i salavati’l-lahi ve ‘alâ âlihi Muhammedin

ecma’îne et-tahirîn ve kâ’idü’l-izzi’l-ecma’in Ali ibn-i Ebi Talib ve ‘alâ evladihi’l-ma’sûmîn ve

‘aşeretü’l-tahirîn ecma’în ammâ ba’d bilgil kim Hakk-ı subhanehu ve te’alâ halkı yaratmakdan

muradı oldır ki, ma’rifet ‘ibâdet iken bahtlu ve sa’adetlü kendü hidmetinde müşerref ve

mahsus olalar kal Allahu te’alâ ve tekaddes ve ma halakatü’l-cînne ve’l-inse illa yabudûn pes

kelam-ı Rabbanî mûcebiyle âdem oğlanı zühd ve takvâdan hâli olmayalar.

 

İmdi ‘azizim bilgil kim Sultan Hacı Bektaş-ı Velî rahmetu’llahi ‘aleyh nitekim zikrolunur,

Sultan İbrahim oğludur ve Sultan İbrahim, Musa-i Kâzım oğludur ve Musa-i Kâzım Ca’fer-i

Sadık oğludur ve Ca’fer-i Sadık, Muhammed Bakır oğludur ve Muhammed Bakır Zeyne’l-

‘Abidîn oğludur ve Zeyne’l-‘Abidîn İmam Hüseyin oğludur ve İmam Hüseyn Hazret-i (2)

İmam Ali oğludur. Keremullahi vechehu ve valideleri Hazret-i Fatımetü’z-Zehra hazretlerine

çıkar -Rızvanullahi ‘aleyhim ecma’în-. Bu vechle muhakkak bî-reyb Horasan Erenleri’nin

sahihü’n-neseb seyididir. Bilâ hilaf.

 

Pes imdi Hacım Sultan kuddise sırrıhu’l-‘aziz dahi şahzâde Hüseyn oğludur. Ve şahzâde

Hüseyn İmam ‘Ali en-Nâki oğludur. Ve ‘Ali en-Nâki imam Muhammed Tâki oğludur ve İmam

Muhammed Taki, İmam Ali er-Rıza oğludur. İmam Ali er-Rıza, İmam Musa-i Kâzım oğludur.

İmam Musa-i Kâzım İmam Ca’fer oğludur. İmam Ca’fer, İmam Muhammed Bakır oğludur,

İmam Muhammed Bakır, İmam Zeyne’l-‘Abidîn oğludur. İmam Zeyne’l-‘Abidîn, İmam

Hüseyn oğludur. İmam Hüseyn, İmam ‘Ali oğludur ve valideleri dahi Hazret-i Fatımatü’z-

Zehra’ya çıkar. Dedeleri Muhammed Mustafa sallâ Allahu te’alâ aleyhi ve sellem hazretlerine

çıkar. İmdi, İmam ‘Ali el-Naki’nin yedi oğlu var idi. Birine imam oldı. Onun adına İmam

Hasan el-Askerî dirler. Altısı imamzâdelerdir. Birinin adı İmamzâde Hadi’dir. Birinin

İmamzâde Hüseyn’dir. Birinin ismi İmamzâde Ca’fer’dir. Birinin ismi İmamzâde Zeyd’dir.

Birinin ismi İmamzâde İbrahim’dir. İmdi İmamzâde Hüseyn’in üç evladı oldı. Birine (Birine)

Seyyid Cihanî, birine Sultanî ve birine Seyyid Hacı dirler. Bir ismi dahi Receb idi. Sultan

Hacım’ın isimleri Receb Sultan’dır. Ve Hacı Bektaş-ı Velî kuddise sırruhu hazretleri bunlar

şöyledir kim nasîb-i ezelîde yani kim sabavet halinde hergiz sıbyaylar ile karışup lu’b ve

şehvete meşgul (3) olmadılar. Nitekim zikri geçti; sabavet ‘âleminde dahi kendülerinden nice

haller zâhir olurdu. Dürlü kerametler gösterirler idi ve mübârek ağızlarından dürlü nesneler

dahi işidirler idi ve hergiz dünyaya rağbet itmediler ve heva-yı nefsaniyeye meyl kendülerinden gelmedi. Belki kendülerinden zâhir olan gice ve gündüz ‘ibadet ve ta’at ve riyâzet zühd ve takvâ idi. Hattâ Horasan’da ataları dedeleri Allah hükmüne varıcak sultanlığı ‘arz itdiler. Hacı Bektaş-ı Velî Sultan kabul itmedi. Ve sultan-ı evliya Hâce Ahmed Yesevî kutbü’l-ikrâm Rum’a gönderilmezden evvel kırk yıl tamam sâ’imü’d-dehr kâ’imü’l-leyl ‘ibâdet û riyâzet ve zühd û takvâya vera’-ı a’mâl-i saliha ile meşgul oldılar. Ve dahi hidâyetullah-i celle u celâluhu yetmiş gice ruhları alem-i ervâhda ‘âlem-i ecsâma ubûr kılda kesâirü’n-nâsi sa’ylarıyla ve bu vasıta-i a’mâl-i salihalarıyla yevmen fe yevmen terakki bulup ta mertebe-i velayete irişmeğe bi-vechle oldı. Ol ‘âlem-i kadîmden aşina geldi. Aşina olana aşinalık gösterdi. Kâmilin mertebesini işaret itdi. Min kıbelullahi ilhâm tarafından kendülere kutbü’l-aktâb sultanü’l-‘arifîn serçeşme-i merdan-ı hezar-piran-ı Türkistan Sultan Hâce Ahmed Yesevî ibn-i Muhammed Hanefî rahmetullahi aleyh cihân-i fakrî anlardan kabul itdi. Ve anların irşâdlarıyla tâbi’ ol ve anlardan me’zûn ol deyü işâret olundu. Ve ol kubbe-i elif tâc ve hırka ve sofra ve seccâde kim hazret-i Cebrail (4) hazret-i aleyhisselama Hakk subhanehu ve te’alâ emriyle göndermiş idi. Ve Hazret-i Resul dahi erkâniyle Hazret-i ‘Ali’ye virmiş idi. Ve Hazret-i Ali dahi Hazret-i Hüseyn’e virmiş idi. Ve Hazret-i Hüseyn dahi Zeyn’el-abidin’e virmiş idi. Ve Hazret-i Zeynelabidin Mervan habsinde iken Ebu’l- Müslim gelüb hurûc itmek içün icâzet taleb kılıcak ol kubbe-i elfî tacı ve hırka ve çerak ve sofra ve ‘alemi ve seccadeyi erkâniyle Ebu’lmüslime virmiş idi. Ve Ebu Müslim dahi Muhammed Bakır’a virmiş idi ve Muhammed Bakır dahi oğlı Ca’fer-i Sadık’a virmiş idi. İmam Ca’fer-i sadık dahi oğlu İmam Musa-i Kâzım’a virmiş idi. İmam Musa Kâzım dahi oğlu sultan-ı Horasan Ali Rıza’ya virmiş idi. Ali Rıza dahi sultanü’l-‘arifîn serçeşme-i merdan-ı hezar-piran-ı Türkistan Hâce Ahmed Yesevî’ye virmiş

idi. Hâce Ahmed Yesevî dahi -rahmetullahi aleyhi- doksan dokuz bin halifenin birine virmedi.

İstedikçe, “Sahibi var, gelür.” deyü Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî’nin gelmesine işaret ider idi.

Ahirü’l-emr Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî geldi. Ol dahi anlara virmiş idi. Zira ol vaselelere ve ol

kisvetlere layık olmaklıkla nişan virdi. Kim ki ol kisveti ve ol vaseleleri nişan göstere ve bu

mertebe bâtın-ı Muhammed Mustafa ve velayet-i ‘Ali’dir hasseten bu mertebe vârisiyyet-i

nesebiye yüzünden olmaz. İmdi Sultan Hacı Bektaş-ı Velî Hazretleri Hâce-i Ahmed Yesevî’ye

‘ilm okumağa virmişlerdi. Bir gün namaz vakti geldi. Şeyh ayıtdı: (5)“Su getürün abdest

alayım.” didi. Hacı Bektaş-ı Velî el-Horasanî ayıtdı: “Hâce nazar itseniz de çeşme

mektebhânede aksa.” didi. Andan Şeyh ayıtdı: “Ona benim gücüm yetmez.” didi. Şeyh öyle

diyicek Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî yüzini Hakk’a tutdı ve secde-i niyâz itdi. Fi’l-hâl çeşme

taşradan gaib oldı ve gelüb mektebhânede akdı. Gördüler mütehayyir oldılar. Andan Şeyh

Bektaş-ı Velî sevinçle başın kaldırdı. Gördi ki, su akar ve ol suyun yanında bir ağaç yetmiş ve

çiçeği dahi açılmış. Her gün doksan dokuz bin halife Sultan Hâce Ahmed Yesevî’den ders

okurlardı. Geldiler gördüler ki Buna(r) “Mektebhâne derunundan akar bu ne aceb şeydir?”

didiler. Sultan, Hâce-i Ahmed Yesevî dahi ayıtdı: “Bu kerâmet ve bu velâyet Hacı Bektaş-ı Velî

hazretlerinindir.” didi. Halifeleri ayıtdılar: “Hacı Bektaş kimdir?”. Ayıtdı: “Budur”. “Ya ne

sebebden Hacı Bektaş oldı?” didiler. Şeyh ayıtdı.”Arafat günü idi, bizler Arafat’da idik. Ben

ayıtdım, “Evde aş pişirirler.” didim. Fi’l-hâl bir tebsinin içinde sıcak aş getürdi ve bana sundı

ve ben dahi aldım sakladım ve bir dahi velayeti budur kim her kangı vakit Ka’be’de namaz

kıldığım vakit sağ yanıma selam virsem Hacı Bektaş Sultan’ı görürdüm ve sol yanıma selam

virdiğimde Hacım Sultanı görürdüm.” didi. Namazdan fariğ olıcak heman gâ’ib olurlardı.

Çünkim bu cevabı işitdiler “Bu bir oğlandır anası südi ağzında (6) kokar bu kande velâyet ve

keramet kande.” didiler. Bunlar böyle diyicek Hazret-i Hünkâr Hacı Bektaş ayıtdı: “Biz

Hazret-i ‘Ali’nin oğlanlarındanuz ve ‘Ali’nin sırrıyuz” didi. Didiler ki, “Göster görelim, eğer

gerçek isen söylediğin tasdik oluna kim ‘aynî ile görelim tahkîk ola. Hazret-i ‘Ali’nin kendünde

üç nişan vardır, biri elinde bir kara ben vardır, sağ elinde bir yeşil beni vardır ve sağ omzunda

bir beni vardır.” Anlar böyle didiler. Elin açdılar gördüler bir kara ben elinde ve yeşil ben

ayıtdılar omuzun açdı gördüler bir dahi alnında vardır imâmesin yukarı kaldırdı gördüler ki

yıldıza bir ben gördüler bağrında gördüler cümlesi yüzlerin yere urdular andan Hünka(r)

Hazretine sordılar ittifaken: “Senin meşrebin kimdendir?” buyurdılar: “Meşrebim

Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemden”. Ayıtdılar: “Sana bu velayet kimdendir?”

Ayıtdı: “Bana bu velâyet Allah’dandır.” Ayıtdılar:”Sana bir şeyh gerekdir.” didiler. Andan Hacı

Bektaş-ı Velî el-Horasanî ayıtdı: “Eğer sizden biriniz şol yasemin yaprağı üstüne seccâdeyi

salub iki rek’at namaz kılarsa ona kendimi teslim iderim” didi. Çün bu cevabı işitdiler cümlesi

mütehayyir oldılar. Bakalım sen eyle bizler görelim (görelim) didiler. Hazret-i Hünkâr ayıtdı:

“Eğer göstersem bana muti’ olur musunuz” dahi beli didiler. Derhal Hacı Bektaş-ı Velî el-

Horasanî abdest aldı seccâdesin eline aldı ayıtdı: “Bismillahirrahmanirrahîm bi-emri’l-lahi

te’alâ” didi. seccâdeyi yaprak (7) (yaprak) üzerine saldı. Seccâde muallak turdı ve çıkdı iki

rek’at namaz kıldı. Girü indi cem’isi geldiler, ayağına düşdiler ve kisvetlerin nazarında kodular.

Hacı Bektaş-ı Velî Hazretleri kisvetlerin tekbir idüb başlarına giydirdi. Heman Hace Ahmed

Yesevî ol cihazı ve elif tac ve hırka ve çerağ ve ‘alemi ve seccâdeyi İmam ‘Ali er-Rıza anlara vir

dimiş idi ki bizim evlâdımızdan bir kişi gelse gerek ona vir dimiş idi. Pes Sultan Hace Ahmed

Yesevî ibn-i Muhammed Hanefî getürüb erkânıyle Sultan Hacı Bektaş-ı Velî’ye virdi ve dua

idüb dest-i tövbe virdi. –Kal Allahu te’alâ tûbû ile’l-lahi tövbeten nasûha- pes imdi tövbe-i

nasûhi virüb biat itdi ve buyurdu ki, “Ey Sultan Hacı Bektaş-ı Velî, var yüri imdi Rum

diyarında Suluca Karayük’i sana makam virdiler. Var durma ve eğlenme, git.” didi. Pes andan

doksan dokuz bin halife ve her birerleri nutk itdiler ki, bizler sana yoldaş olalım didiler. Sultan

Hacı Bektaş-ı Velî el Horasanî didi ki, “Nice yoldaş olursunuz” ayıtdılar: “Na’lin çevirelim”

didiler. Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ayıtdı: sizler bana yoldaş olamazsız.” didi. Bir dahi didi ki,

abdest bardağın getüreyim didi. Hazret-i Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî kabul itmedi. Ma hasıl-ı

kelâm onbir kişiye değin söylediler kabul itmedi. Ahirü’l-emr evlad-ı ‘Ali’den ve İmam ‘Ali

el-Nakî’ neslinden bir evlad mukaddem zikr olunduğu gibi İmam zâde Hüseyn oğlu Hacım

Sultan rahmetullahi ‘aleyhi rahmeten vâsi’a Hâce Ahmed Yesevî rica ve niyâz itdi. Kendüsinin

yoldaşı (8) olmasın. Pes Hacım Sultan Hazretleri yerinden kalkub didi ki, kabul iderseniz

bizler sizlere yoldaş olalım” didi. Hazret-i Hünkâr ayıtdı: “Nice yoldaş olursunuz” didi. Sultan

Hacım hazretleri ayıtdı: “Böyle yoldaş olurum ki, yoldan çıkarsan uruvarın ayağın vardın”

didi. Böyle diyicek Hacı Bektaş-ı Velî ayıtdı: “Vay ‘ammimzâdem sen benim yoldaşımsın didi.

Birbirisini kabul itdiler. Pes Sultan Hâce Ahmed Yesevî Hazretleri bir ağaç kılıcı var idi.

Getürüb Hacı Bektaş-ı Velî el-Horasanî’nin tekbir idüb beline kuşatdı. Ve dahi ocakdan dut

ağacından odun yanar idi. Bir öksü kavrayub Rum’a doğru purtaf itdi. Ve ol öksi Horasan’dan

Rum’a er gönderildiği ma’lum ola deyü Rum’da bunu tutalar didi. Ol öksi havada yana yana

çekerken Konya’da bir er var idi. Hoca Fakih dirler idi. Ol öksiyi kapub hücresinin önüne

dikdi. Kudret-i ilahi ol öksi bitdi. Tepesi yanık aşağısı tut ve el-haletü hazihi şimdi yemiş virir.

Pes imdi Sultan Hacım ve ve Bektaş-ı Velî ol gice seccadesi üzerinde yatdılar ve kudretden bir

avaz geldi ki eğlenme “Rum’a varın” Durdular sabah namazın kılub evradların tamam idüb “fe

innema tevellu fe seme vechehu” diyüb dostuna secde itdiler, andan ricat taleb itdiler. Pes

Hâce Ahmed Yesevî İbn-i Muhammed Hanefî ibn-i ‘ali er-Rıza dahi doksan dokuz bin halife

ile bunlara hayr dua idüb bir mübarek şenbe günü (9) ol saatde Ka’be yoluna revan oldılar.

Bir menzil gönderdiler: “Yürin imdi duadan bizni unutmayın.” diyüb revan oldılar. Yevmen

fe-yevmen gelüb Ka’be-i şerife yetişdiler. Tavaf idüb kırk gün Arafat dağında riyazet çeküb

Allahu te’alâdan istianet dilediler. Andan gidüb Medine-i Münevvere tarafına revan oldılar ve

gelüb Hazret-i Resullah Sallallahu ‘aleyhi ve sellemi dahi ziyaret itdiler. Kırk gün mikdarı

anda dahi riyazet çeküb Allahu te’alâdan ‘özr ve tazarru’ münacat ittiler. Andan dahi gidüb

Kuds-i Şerife gelüb anı dahi ziyaret itdiler. Andan dahi gidüb Rum’a revan oldılar, bir cezireye

geldiler. Arslan korkusundan ol yol geçilmez idi. Ol araya geldiler. İki arslan iki yanadan gelüb

bunlara salındılar. Pes, evliyalar dua itdiler, kakıdılar. Fi’l-hal taş oldılar. Andan gidüb Rum’a

yakın geldiler. Ayıtdılar: “es-Selamün ‘aleyküm ya Rum erenleri” didiler. Pes, Rum erenleri

dahi bir yere gelüb sohbet iderler idi. Fatıma Bacı yemek pişirirdi. Kalkup üç kere tapu kıldı

yine oturdu. Andan Karaca Ahmed ayıtdı: “Bacı kimin selamın alursın?” didi. andan Bacı

ayıtdı: “Ruma er geldi.” Andan Karaca Ahmed ayıtdı: “Ne tarafdan gelü(r)ler?” didi. Fatıma

Bacı didi ki: “Kendileri Horasan’dan ve lakin gelişleri Ka’betullah’dan.” didi. Anlar yani Rum

erenleri ayıtdılar: “Gelün kanad kanada idelim ‘arşa değin bağlayalım, geçsünler.” Didi. Andan kanad kanada çatdılar ‘arşa değin bağladılar. Andan bunlar gördü (10) yol bağladılar. Sultan Hacı Bektaş-ı Velî el-Horasanî ayıtdı. “Ya Hacım gövdemizi bir idelim.” deyüb gögerçin

şekline girdiler. Pervaz urup “Ya Allah” diyüb ‘arşın sakfından uçdılar. Ol vakit kim evliyalar

arşa yetmişdi. Andan mela’ikeleri gördiler, başlarında bî ce sani birer elfî tac giyerler karşu

geldiler “Hoş gelidiniz ya evliyaullahlar” didiler. Andan havadan inüb Sulıkarayük’e kondular.

Gögerçin şeklinde bir mermer üzerine ayacıkları taşa batdı. Andan ayıtdılar: “Hay yanımdan

geçdi” didiler. Andan Karaca Ahmed bir mikdar hâb ‘âlemine vardı. Kalkdı ayıtdı: “Dünya’da

hiç nesne görmedim amma Sulıcakarayük’de bir dane gögerçin oturur gördüm. Ve lakin başı

iki” didi. Andan Karaca Ahmed oğlu Hacı Tondıl yerinden kalkub icazet diledi. “Ben ol

gögerçini getüreyim size haber sorun” didi. Pes Rum erenleri destur virdiler. Bir doğan oldı,

havaya ağdı. Gördü kim, Karayük başında bir gögercin oturur ama başı iki. Havadan indi.

Diledi ki, çala idi. Pes Hacım Sultan hazretleri destin sunub birinci kat gökde avucuna alub

sıkdı. Aklı za’il oldı. Bir saatden aklı geldi. “Sen kimsin bir yüzsüz erkânı yok er ere böyle

yırtıcı suretle mi gelür.” didi. Ve “Divan-ı Hakk’da yeşil perdenin altından ‘âlem-i ervâhdan

elli yedi bin evliyaya mansıb üleşdiren kişidir.” didi. Hacı Dondul ayıtdı: “Hak divanında bize

mansıb veren kişinin sağ elinin ayasında bir yeşil beni vardır.” (11) Andan Sultan Hacı

Bektaş-ı Velî ayıtdı: “Şimdi göricek ol eri bilür misin?” “Na’m bilirim.” didi. Andan Sultan

Bektaş-ı Velî avucun açdı. Görüb bildi. Gelüb eline ayağına düşüb tazarru’ eyledi. Andan

Hacım Sultan Hazretleri ayıtdı: “Yüri var erlere haber eyle gelsünler.” didi. Andan Hacı

Dondul gelüb bunlara haber virdi: “Şek şübhe yok Hakk divanında bize mansıb viren kişidir

bu gelen.” didi. Pes erenlerin ba’zıları muhalefet: “Varmazız er ise bizi cezb itsün ayağına

atsun.” didiler. Ve Rum erenlerinin ‘inadı bunlara ma’lum oldı. Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ve

Sultan Hacım dua itdiler. Barmağile işaret itdiler. Seccadeleri cem’isinin altından ga’ib olub

bunların nazarında döşendi. Gine inad çırakların dahi yakamadılar. Bunlar ‘âciz oldılar.

Andan Karaca Ahmed ayıtdı: “Şimden gerü gelün varalım ol erlerin remzidir.” didi. “Er

virdiğin gerü almaz nihayet bize dahi zarar vire.” diyüb yerden kalkub revan oldı. Anı görüb

cem’isi ardına düşdiler. Sofucakarayük’e çıkdılar. Gördiler ki hep seccadeleri bunların

nazarında döşenmiş idi. Hacı Bektaş buyurdı; geçüb seccadelerine oturdılar. Bir zaman Hacı

Bektaş-ı Velî mübarek ağzın açub ayıtdı: “Ey Karaca Ahmed, siz elli yedi bin koyun idiniz ben

sizi ‘âlem-i ervâhda gördüm, lâkin sen sürüye uymaz bir kuzı idin ben seni çevgân ile ensene

urub durdın” didiler. (12) “Dilersen ensene nazar eyle çevgan yerini göresin” didi. Pes cemî’-i

erenler bakub gördüler ‘özrün tazarru’ itdiler. Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ve Sultan Hacım

Hazretleri bunlara arş beyan virdiler. Cemî’-i meşayiha pişvâdır hem şeriat muhkemidir hem

tarikat muhkemidir. Zira kim cemî’-i meşayihler idi. Ayıtdılar: “Ne kişigerlersiniz kimin

neslisiniz irşadınız kimdendir?”. Ayıtdılar: “ Aslımız Horasan ve mürşidimiz Hüda’dır.”

Ayıtdılar: “ Bu söze delil gerek.” didiler. Pes Hacı Bektaş-ı Velî ve Sultan Hacım dua itdiler.

Hazret-i Hakk’a münacat idüb el yüze sürdiler. Derhal havadan bir yeşil ferman indi.

Önlerinde kondu. Cemî’-i meşayihler gördüler. Yeşil fermanı açdılar. Yeşil varak üstüne ak hat

ile yazılmış Bismillahirrahmanirrahim ve sallallahu ‘alâ seyyidina el-mürselîn ve’lhamdülillahi

rabbi’l-‘alemîn sallâ alâ Muhammedi’l-Mustafa ve aliyyü’l-murteza ve hüsn-i

halki’r-rıza ve Hüseyn-i Mazlum şehid-i deşt-i Kerbela ve Zeynelabidin ve Muhammedü’l-

Bakır ve Ca’fer-i Sadık ve Musa el-Kâzım ve ‘Ali er-Rıza ve Muhammed el-Taki ve Ali el-Naki

ve Hasan el-Askerî ve Muhammed Mehdî-i sahibü’z-zaman kutbü’d-devran hüccetü’l-kuyûm

salavatullahi ve’s-selamuhu aleyhim ecma’în et-tayyibîn et-tahirîn lâ feta illâ ‘Ali lâ seyfe illâ

Zülfikar. Andan okudılar gördiler. Nasib Hüda’dan bildiklerinden sonra cümle bunların

önünde başların yere kodılar. “Bize safa nazar eyle” didiler. Sultan Hacı Bektaş-ı Velî bunların

üzerlerine tekbîr eyledi. Teberra itdiler. Anınçün pişvâdır. Nitekim Kur’an’da buyurdı: “vein

tevellev kema tevelleytum min kalbi yu’zibkum azaben elima” (13) ayeti Hakkında Hazret-i

Enbiya salavatullahi aleyh buyurur: “Evliyahum etvali min adauhim ibtida” tevellâ ve teberrâ

meşayihler içinde andan kaldı. Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ayıtdı: “Ya Karaca Ahmed sen

ayıtdun er virdiğini almaz eğer er ise dahi mansıb vire didüniz idi. Sultan Hace Ahmed Yesevî

bizi Rum’a göndericek bir divceğiz hidmetkâr virmiş idi. Ol divceğizi biz sana bağışladık ta

vefatından sonra senin mezarını beklesün Rum’un sağına bu kimse sağ benim divanesi senin

olsun.” didi. Andan Karaca Ahmed yerinden kalkub elin ayağın öpdi. ‘Özr ve tazarru’ eyledi.

Andan cemi’î evliyalar gelüb her biri ‘alem ve sofrasın tekbirledüb elli yedi bin evliya idi.

Cemisi halife olub makamlarına gitdiler. Heman ikisi kaldı pes imdi Bektaş-ı Velî el-Horasanî

ayıtdı: Ya ‘ammimzâde Hacım Sultan gel benim başım traş eyle hem yoldaş seni dahi

göndereyim Germiyan’da Susuz nam mevzi’ide Hakk canibinde sâkin ol deyü işâret olındı.

Ve hem Menteşe iklimine bin bir öküz kurban vardır. Götürüb Seyyid Gazi üzerinde ‘imaret

eyle.” didi. “Gel benim başım traş eyle.” didi Pes Hacım Sultan Hazretleri yerinden kalkub su

getürüb nazarında kodu. Eline su alub Sultanın başın ısladı. Tiğ alub tıraş etmek istedi.

Sem’ine bir avaz geldi kim “Meded Hacım Sultan!” (14) deyü. Pes Sultan Hacım bu avazı

işidüb bir zaman hâb alemine varub tevekkül-i Hakk oldı. Andan Sultan Hacı Bektaş-ı Velî

ayıtdı: “Neyledün?” didi. Hacım Sultan didi ki: “Ya Hünkâr Ak Deniz’de bir kişinin gemisi

gark oldı. Meded Hacım Sultan dimişken döndü bir gayri ere çağırdı. Eli elimde kaldı” diyüb

bir eli Sultan Hacı Bektaş-ı Velî’nin önüne kodı. Andan Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ayıtdı: “Ya

Hacım Sultan kanda Akdeniz kanda Malya Kırı?” didi. Bunı bir yakinle söyle didi. Andan

Hacım Sultan dahi elin sunub Akdeniz’den bir yunus balığı kulağından parmağın sokub

getürüb Sultan hazretlerinin önüne bırakdı. Sultan hazretleri bu velayeti görüb Horasan’dan

bir ağaç kılıç kuşandılar idi. Getürüb Sultan Hacım’ın beline tekbir idüb kuşatdı. “Yüri imdi

Germiyan’a.” didi ve birbirine merhaba idüb bir menzil götürdi. Sultan Hacım hazretleri

revane oldı. Kudret-i ilahi, bir derviş katır ile su getürür idi. Hacım Sultan’ın önüne uğradı.

Sultan Hacım dahi ağaç kılıcı eline alub “Lâ feta illâ ‘Ali ve lâ seyfe illâ Zülfikar.” didi çaldı

katır iki pare oldı. Bir mermeri dahi çaldı. İki pare oldı. Saka bunı görüb ağlayub Hacı Bektaş-ı

Velî’ye geldi. “Bir divaneye bir kılıç virmişsiniz benim katırım helâk eyledi.” deyü ağladı.

Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ayıtdı: “Varın Hacım’a (15) gel diyin.” didi. Bir derviş var idi varub

çağırdı “Gel sizi Sultan Hünkâr ister.” didi. Hacım Sultan dahi “na’m.” diyüb geldi. Pes Sultan

hazretleri ayıtdı: “Neyledün katırı öldürmüşsün.” didi. Andan Sultan Hacım hazretleri ayıtdı.

“Ya Hünkâr beni bir ağniya vilâyetine gönderirsin, senin kapunda keskin kılıcı neylerim” didi.

“İmdi kılıcını zabt eyle.” didi. Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ayıtdı: “Ya Hacım, Rum’da Hacım

adlu er çokdur. Senin adın Kolu Açık Hacım olsun.” didi. Gine Hacım Sultan hazretleri dua

eyledi. Katırın canı geldi. Hidmetde oldı. Pes Sultan Hacı Bektaş-ı Velî gine Hacım Sultanı

gönderdi. Germiyan’a revane oldı. Yevmen fe-yevmen Karahisar canibine azm idüb gitdi.

Karahisar canibinde bir karye var idi. Üyük dirler idi. Gelüb anda sâkin oldı. Birkaç gün

zikrullah ile meşgul oldı. Pes andan bir kişicik var idi. Yağlu Baba dirler idi. Gelüb Sultan

hazretini buldı. Merhaba idüb görüşdiler. Sultan Hacım bu azize nevazeşet idüb izzet eyledi.

Evliyaullahda tekebbür olmaz. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de buyurur: İnne Allahu lâ yuhibbi’lmütekebiriîn bir ayetde dahi buyurur: “İnnallahu lâ yuhibbu külli muhtalin fehur” pes Yağlu Baba ile ikisi Üyük karyesinde af çeküb kırk gün mikdarı erbain çekdiler. Şöyle ki yatdılar kim başları ayakları arkaları taşlara hamir gibi batdı. İmdi köyün karıcıkları günde günde gelürlerdi kim hay garibler gelün bizim sığırcıklarımızı (16) güdün dirler idi. Günde dört beş kere gelirler idi. Gayet âciz oldular, bunların elinden hayli mütevehhim oldular. Pes çaresiz ahirü’lemr Sultan Hacım hazretleri ayıttı. Varın getürün, eyleyelim görelim didiler. Pes köylü sığırların cem’ idüb Sultan Hacım nazarına getürdiler ve lâkin bu sığırlar içinde bir kara büyük boğa var idi. Hacım Sultan hazretleri boğaya cevab ayıtdıkim, ey kara boğa var, rızaullahsın, bu sığırları ahşama değin güt. Bunlar dahi Müslümanların nahlciklerin incütmesinler didi. Pes boğa cevabı işidüp gelüb hazret-i Hacım’ın ayağına yüzün sürdü, gitti. Ahşama değin güdüp ahşam olunca yine sürüp getürdi. Bu vechile beş gün mikdarı boğa sığırları güttü. Sultan Hacım hazretleri dahi bir yeice evlenmiş yiğit var idi. Varub anın evine varub ibadetde ve riyazetde oldı. Bir dün karye halkı dam üstüne çıkub gördüler hep sığırlar ekine yayılub yiyorlar. Ayıtdılar: “Bir divaneye sığırlar (…) koruz, işte ekinleri bozdular” diyüb birkaç âdem gönderdiler. Gördiler ki kara boğa bu sığırları yab yab gezdirüb gözedüb otlatır. Hiçbir kimesnenin ise ziyanı yok ve incitmezler. Gelüb cevab virdiler ki “fi’l-vâki’ gezerler lâkin

ziyanları yokdur” didiler. Bir nicesi inandı, bir nicesi inanmadı. Adam sende bu bir divanedir.

Ne itibar didiler.

 

Diğer Velayet-i Hacım Sultan

Bir gün karye halkı gene bir yere cem’ olub (17) didiler ki, Hacım “Bu bizim bundan evvel

sığırlarımızı güden çobanlar evden eve konardı ve şimdi bir eve gidüb anda oturur sebep nedir ki böyle ider gelin varalım söyleyelim gelsün bizim de evlerimize konsun” didiler. İçlerinden gene birkaç gün geçdi. Köylü danış idüb didiler ki “Eğer bu yatduğı evin karısın bu ışık sever.” didiler. “Yohsa bize dahi konar.” didiler. Bu ev sahibi dahi bu haberleri bunlardan işidüb gayet (bi)huzur oldı. Ve gazab ile eve gelür. “Varayım ol deliyi evimden kovayım.” diye öfke ile eve gelür ve gelüb Sultan Hacım hazretlerinin yüzün görünce mecali kalmaz. Dili tutulur gövdesi titrer çıkar yine taşra gider. Bu hal Sultan Hacım hazretlerine ma’lum olur. Bir gün ayıtdı. “Gel yiğit seninle, bizim kudret bağçesi vardır varalım yemiş getürelim” didi. “Şimdi zemheri ortasıdır. Yemiş kanda olur” didi. Pes Hacım Sultan hazretleri ayıtdı: “Sen hele gel imdi bir zenbil getür gidelim” didi. Pes Hacım Sultan hazretleri önünce yürüdü. Yiğit ardınca düşdi. Bir sahraya gelüb bir büyük söğüd ağacı var idi. Dibine geldi dua eyledi. Muhammed Mustafa’yı şefi’î tutub el yüze sürdi. Pes imdi Allahu te’alânın kudreti birle dünya yüzünde her ne kim yemiş var idi bu söğüd ağacında müheyya oldı. Sultan Hacım ayıtdı bu yiğide “Nazar eyle.” didi. Pes ol yiğit gördükte aklı başından gitdi. Bir saat sonra mürurunda aklı geldi. Sultan’ın eline ayağına düşüb özür diledi. Hazret-i Sultan Hacım ayıtdı: Çık imdi bizlere biraz yemiş değşür didi. Bu yiğit: (18) “Aman sultanım benim günahımdan geç, bağışla.” didi. Sultan Hacım zenbili eline alub bu söğüt ağacına çıkdı. Enva’î yemişlerden birercik birercik üzümden incirden zeytundan hurmadan almadan ve cemi’î yemişlerden toplayub zenbilin doldırdu. Meğer bu yiğit yukarı bakmış idi. Gözi Sultan Hacım’ın avdırına düş olub gördi ki avdırında erlikden hiçbir nişane yok. Bunı görünce ta’accüb eyledi. Ve İ’tikadı muhkem oldı. “Hay dedeciğim in gidelim şimden gerü ben senin bir edna hidmetkârın olayım beni mahrum eyleme didarından.” didi. Ve Mübarek kademine yüz sürdü. Pes Sultan Hacım el açub dua eyledi. Pes ol aradan dönüb ol yiğidin evine geldiler oturdılar. Zenbil ortaya koyub ol yiğidin hatununa “gel” didi. Üçü dahi bu yemişden yediler, gördiler, lezzeti dimağların mu’attar eyledi. Rayihası canlarına eser eyledi. Pes Sultan Hacım, el açub hazret-i Hakk’a münacat eyledi. El yüze sürdü andan Hacım Sultan hazretleri bir nüsha ve bir kisvet ve bir kemer ol yiğide virdi ve “Bu bizden teberrük olsun.” didi. “Bizi seven dostların derdine derman olsun.” didi. “Allahu te’alâ emriyle.” didi. Ve dahi bir asası var idi. İğde ağacı idi. Dike kodı aynen bitdi. Ve dahi mübarek ayağıyle yeri urdı bir pak su çıkdı. Cem’î-i karye andan içeler.

 

Hacım Sultan’ın Diğer Velayeti

Bir gün bir koca karıcık bir dane ineciği var idi. Getürüb sığıra saldı. Sultan Hacım hazretleri

(19) ayıtdı: “Valide, Allahu te’alâ emriyle bu ineği kurd yir, sığıra salma” didi. Pes karıcık

eslemedi. İneği sığıra saldı. Gine boğa sığırları cem’ idüb sürdi gitdi. Ol fakire karıcık acizenin

ineği bu sığırlardan ayrılub gayri yire gitdi. Allahu te’alâ kudretiyle bir kurd rast gelüb ol ineği

yedi. Pes ahşam oldı. Cem’î hayvanlar evlerine geldi. Ol karıcığın ineği gelmedi. Biraz aradılar

bulamadılar. Ahirü’l-emr ol karının oğulları hayli bî-huzur oldılar. Pes andan ayıtdılar: “Ol

divane bu ineği satmışdır. Biz anı beher hal bulurdık.” didiler. Andan gelüb Hacım Sultan

hazretlerinden sual eylediler. “Bizim ineğimizi neyledüniz?” didiler. Andan Hacım Sultan

hazretleri ayıtdı: “Sizin ineğinizi filan yerde kurd yidi.” didi. Böyle diyicek bunlar “abes

söylersin” didi. “Gelün kadıya varalım cevab sorsun” didi. Sultan Hacım ayıtdı: “Varalım” didi.

Andan turub kadıya geldiler. Ol yiğitler bundan kadıya şikayet idüb didilerkim: “Efendim

divane bizim sığırlarımızı gütdi. Velâkin kendi gütmez bir büyük kara boğası var, boğa güder;

sual eyleyin ineği nitdi.” Andan kadı sual itdi: “Bu yiğitlerin ineğin neyledin söyle görelim”

didi. Sultan Hacım ayıtdı: “Biz ol analarına tenbih eyledik, didik ki bu ineği sığıra salma

Allahu te’alânın emriyle kurd yir didik. İmdi sığıra katmış kurd dahi yemiş” didi. Divane kurd

yediği (20) Neden ma’lum görü(n)müş âdemler var ise getür şehâdet itsünler.” didi. Sultan Hacım: “Na’m vardır, vara getüreyim” didi. Ol aradan gidüb ol karye kurbunde kayalar var idi.

Yüriyüb mübarek eliyle bir urdı kaya beş pare oldı. Sultan Hacım ayıtdı: “Gelin ineği kurd

yidiğine şehâdet idin” didi. Pes ol beş pare taşlar Allahu te’alâ emriyle ol oradan kalkub

Sultan Hacım’ın yuvarlanarak kadı yanına gelince kadı bakub bunı gördi. Aklı başından

zâ’il oldı. Cem’î endâmına lerze düşüb nutkı tutuldı, cevab idemedi. Bir saatden sonra aklı

başına geldi. Bu taşa Allahu te’alâ dil virdi. Söyledi ve “Bu kişilerin ineğini bizim yanımızda

kurd yidi biz şehâdet ideriz.” didiler. “Eğer inanmazsan adam virün, varsın başın ve derisün

getürsünler sizler dahi görün.” didi. Birkaç kimesne varub başın ve derisin getürdiler. Karye-i

Üyük’den ve şehirliden çok âdem var idi. Cümlesi bunı görüb mütehayyir oldılar. Söylemeğe

mecalleri kalmadı. Pes kadı efendi bunı görüb ve durup Sultan Hacım hazretlerinin eline ve

ayağına düşüb ‘özr ve tazarru’ itdiler. Andan hazret-i Hacım bunlara hayr dua eyledi. Yürin

imdi bizim muhibbimiz olun yağınız ve kaymağınız ziyade olsun âlemde böyle bir kaymak

dahi olmaya” didi. “Allahu te’alâ emriyle benim bir hidmetim vardır.” diyüb kalkdı ve “Sizi

Allahu te’alâya ısmarladım” didi. Pes köylü halkı (21) ayıtdılar: “Gel dede sığır Hakkın cem’

idelim” didiler. Sultan Hacım ayıtdı: “İllakim Hakkım beni bulur.” didi. Meğer ol kara boğa

yol üzerinde uyurdı. Heman Sultan’ın ardına düşdi. Pes karye halkı bu kadar cehd u sa’y idüb

döndüremediler. Gördiler ki çare yok, “İmdi dedenin kurbanı ol.” didiler. Hacım Sultan dahi

Karahisar’a diyüb revane oldı.

 

Velayet-i Diğer Hacım Sultan

İmdi Hacım hazretleri gelüb Karahisar kurbünde bir büyük kaya var idi. Anın yanına gelüb

birkaç gün anda sâkin ba’dehu kırk gün riyazet çeküb tevekkül-i Hakk oldı. şehirlüden bazı

âdemler gelüb giderler idi. Ol vakit Kara Hisar’da bir beg var idi. Adına Dondul Beğ dirlerdi.

Birkaç kişiler gelüb bege söylediler ki “Filan kayanın dibinde bir derviş kırk gündür yemez

içmez hırkasını bürinüb yatar ve hem bir büyük kara boğası var başını ucunda durur ve

yabana gitmez.” deyü vasf itdiler. Andan beg ayıtdı: “Gelün anı bakaviri virek, bile varalım.”

didi. Andan beg kalkub yiğirmi otuz âdem oldılar. Gelüb gördiler kim hırkasın bürinüb yatur.

Adab ile yanına varub oturdılar. Hiç birisi söylemedi. Bir saat mikdarı oturdılar. Gün ıssı idi.

Gayet susadılar. Andan beg ayıtdı: “Er ise kalksa bize bir su virse içsek” didi. Heman ol saat

Sultan Hacım hazretlerine ma’lum oldı. “Ya Allah” diyüb (22) kalkdı mübarek elini kayaya

urdı. Hamire batar gibi batdı. Elini çıkardığı gibi bir ab-ı zülal pak su çıkdı. Bu velayet ve

bu kerâmeti gördiler cümlesi mütehayyir oldılar. Ahirü’l-emr bu bey yerinden kalkub özr

dileyüb Sultan Hacım’ın elin ve ayağın öpdi ve “Bizim ‘özrümüzü bağışla dua ve himmet eyle.” didi ve “Bizim şeyhimiz ol (ol).” didi. Hacım Sultan bunlara hayır dualar eyledi el yüze sürdi. Andan Beg ayıtdı: “ Gel dede sultan bizimle eve gidelim ben bir asitane bünyad ideyim ve bazı köyler vakf ideyim otuz hidmetkâr vireyim bizim şeyhimiz ol.” deyü rica eyledi. Andan

Hacım Sultan ayıtdı: “Ey Beg, Allahu te’alâ emriyle bizim şeyhimiz Sultan Hâce Ahmed

Yesevî ibn-i Muhammed Hanefi ibn-i Ali buyurmuşdur; “Senin makamın Germiyan’da Susuz

nam mevzi’idedir. Yüri anda sâkin ol.” deyü göndermişdür. Bizler anda giderüz ve bu pınarcık

bizim yadigârımız olsun. Dur imdi gine makamımıza varın didi. Andan Beg ayıtdı. “Sultanım

bizler sizlerden nice ayrılayım.” didi. Sultan Hacım “Yürin imdi Allahu te’alâya tevekkül eylen.” didi. Andan durup makamlarına gitdiler. Andan Hacım Sultan dahi ol pınardan abdest alub öğle namazın eda eyledi. El yüze sürdi. Ba’dehu “Ya Allah” diyüb Sandıklı’ya revan oldı. Boğa dahi ardına düşüb gitdi.

 

Diğer Velayet-i Hacım Sultan

Ol vakit Sandıklı şehrinin halkı dervişleri sevmez idi. Sultan Hacım (23) gelüb kıbleden yana

bir hâlice yerde karar itdi. Tevekkül-i Hakk olub kırk gün mikdarı zikrullah ile meşgul oldı. Ve

riyazet çeküb Allahu te’alâdan isti’anet diledi. Şehirlinin ba’zıları Sultan hazretini görüb

kahkaha ile güler idi. Bu deli divane kırk gündür oturur yemez içmez bir hayvancık dahi

yanın bekleyüb durur. Yabana gitmez deyü masharaya alub güler idi. Sultan Hacım hazretleri

hiç bunlara mukayyed olmaz idi. Ol vakit Sandıklı’da bir aziz kişi var idi. İsmine Hacı dirler

idi. Bir gice rüyasında Sultan-ı Enbiya Sallahu aleyhi ve selemi müşahede eyledi. Ve Cem’î

sahabe-i güzîn rızvanullahi aleyhehim ecma’in bilesince otururlar idi. Muhammed Mustafa

sallahu aleyhi ve sellem ayıtdı: “Ya Hacı, bizim evladımızdan bir kişi vardır. Var anın ile yar

ol.” didi. “Yine kıbleden yanadır” didi. Pes Derviş Hacı uyandı. Şükr-i Yezdan ve durub sabah

namazın kıldı. Namazdan fâriğ olıcak varub kıbleden yana revan oldı, yüridi. Kendü

kendüsine dir: “Gene aceb ol nesl-i evlâd-ı Resullahı kaçan bulam” deyü fikr iderken ittifak

gördi kim bir aziz-i piranı kişi durmuş zikrullah iderdi. Âlemden fâriğ bir kara boğa yanında

dururdı. Vardı selam virdi. Sultan Hacım gayet lütf ve i’zam ile selamın aldı. “Hoş geldün

benim yar u vefadarım Derviş Hacı” diyüb yerinden durub merhaba didi. Birbirin hal ve

hatırcıkların sordılar. (24) Pes imdi evliyaullahda tekebbürlük olmaz nitekim Kur’an’da

buyurur: “İnne Allahe lâ yuhibbi el-mütekebbirîn2.” Pes imdi Derviş Hacı aydur: “Ey aziz-i

piran sizin mübarek isminiz nedir, kim dirler?” deyü sordı. Sultan Hacım ayıtdı: “Ya derviş

Hacı bizim atamız virdiği isim Receb’dir. Velâkin Sultan Hâce Ahmed Yesevî bizi Rum’a

göndericek, gelüb Ka’be-i Şerifi ve Medine-i Münevvere’yi ziyaret idicek ismimizi Hacım

virdiler.” didi. Çünki ol Derviş Hacı bu kelâmı işidicek ayıtdı kim: “Sıdk ya seyyide’l-evvelîn

ve ahirîn Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem” didi ve geldi Sultan Hacım’ın eline

yüzün sürüb andan ayıtdı: “Ya Hacım Sultan, şimden gerü ben senin bir edna duacınızım”

didi. “Beni mahrum eyleme.” Pes Sultan Hacım bunun ile muhabbet berkidüb ibadet ve

2 “İnne Allahe lâ yuhibbi el-mütekebbirîn” riyazete meşgul oldılar. Bir gün şehirlü taifesi biriküb yirmi otuz âdem Sultan Hacım’ın üzerine buğz ve hadd eylediler ki “Bu bid’at eşi’a buradan gitsün yohsa bizim zararımız dokunur ilde vilayet çok bir aher yire gitsün biz eşi’a sevmeyüz bundan gayri durmasun helak iderüz” deyü bir âdem gönderdiler. Ve didiler ki “Var söyle” ol kimsene dahi bunların cevabların dinledi. Sultan Hacım’dan yana revane oldı. Gördi ki Sultan Hacım öyle namazına ikamet itmişler idi. Namaz eda olındı zikrullah idüb dualar eylediler. Pes ol gönderdikleri âdem dahi gelüb irişdi ve gözi Hazret-i Sultan (25) Hacım’a gözi düş oldı. Cemî’-i endamına lerze düşdi. Evliyaullahdan kalbine bir hal zuhûr itdi. Kendü kendine “Haşian-lillah ki bu aziz derviş-i pirana dahl idevüz.” deyü ilerü yüridi. El göğse koyub selam virdi. Hazret-i Sultan selamın aldı. İzzet itdi geçüb oturdı. Sultan Hacım hazretleri ayıtdı. “Ey yiğit ol kişilerin didüği cevabı söyle işidelim” didiler (didiler). Pes ol yiğit bunı işidüb ayıtdı: “Hay dede sultan, kesilsin ol dil kim sana buğz u adavet ide, ‘abes gelici.” deyüb yerinden kalkdı; tazarru’ eyledi. Sultan hazretlerinin elin ve ayağın ve dizin öpdi. Ayıtdı: “Dede Hacım benim günahım bağışla.” didi. “Beddua eyleme.” didi. “Muhammed Mustafa hürmetiyçün.” İmdi Sultan Hacım bu cevabı işidicek ayıtdı: “Hakk te’alâ celle celaluhu anlara dahi insaf vire.” Bu yiğide hayır dua eyledi. Ve evlâd-ı Resul’e mütaba’at it anları sevenlerden ol, kimseye gıybet mesavi eyleme.” didi. “Nitekim Kelam-ı Mecîd’de buyurur “Velâ tugibu ba’dekum ba’den” buyurmuşdur. “Yüri imdi makamına var, zikrullah ile meşgul ol.” didi. Pes ol yiğit bir dahi ol âdemlere karışmadı. İbadet u zikrullah ile meşgul oldı. İmdi ol kişiler bir gün cem’ oldılar, ayıtdılar: “Ol bid’at eşi’a söz faide itmez, gelün varalım, döğelim, evlerimiz yakınında nice bir yaturalım, ahşam olsun birkaç âdem diyelim varsunlar korkutsunlar” didiler. (26) Bu hal Hacım Sultan’a ma’lum oldı. Kader böyle bu yirde bize rahat olmaz.” Ahşam yakın idi. Sultan Hacım kalkub abdest aldı. Salât-ı mağribi eda eyledi. Evrad ezkar okudı, zikr ile meşgul oldı ve dua idüb oturdı. Sultan Hacım kıbleden yana dönüp “Sure-i Ya-Sin” ve “Sure-i Vakı’a-i Enbiya” ve “Sure-i İhlâs” ve “Sure-i Fatiha ve Sure-i Bakara” okuyub Hazret-i Muhammed Mustafa sallâ Allahu aleyhi ve sellem ruhuna ve cemî’-i aline ve evlâdına ve ashab-ı güzin ve enbiya ve evliyaullah ruhuna sevab bağışladı. Dua eyledi el yüze sürdi. Yüz kere salavat ve bin kere istiğfar getürüb niyet eyledi ki “Göreyim bunda sâkin olmak murad olur mı?” didi. Bir mikdar hâb ‘âlemine varub bir rüya gördü ki, kıbleden yana bir toz zâhir oldı. Sultan Hacım hazretleri gördi kim ol seyyidü’l-kevneyn ve Resulü’s-sekaleyn seyyid-i veled adem-i mu’allâ müzekki-i mücteba Muhammedü’l-Mustafa sallâ Allahu aleyhi ve sellem ve dahi enbiya ve

evliya ve al-ı evlad ve ashab-ı Güzin rızvanullahu aleyhim ecma’în hazırân idi. İmdi Sultan

Hacım ilerü yüriyüb yüz yere urdı. Sultan-ı Enbiya’nın mübarek elin ve dizin öpdi, el göğüsde

koyub tazarru’ eyledi. Pes Muhammed Mustafa sallâ Allahu aleyhi ve sellem ayıtdı: “Ey ciğer

köşem burada senin makamın değildir. Susuz nam mevzi’dedir. Allahu te’alâ emriyle var anda

sâkin ol.” didi ve hem “Bu ‘âsi kavm sizi sevmediler senin helâkına kasd iderler. (27) İmdi

benim evladıma kasd idenleri yarın kıyamet gününde yüzi kara koyub benim şefa’atimden

mahrumdur.” didi. “Ey ciğer köşem Hacım, imdi sana vacibdir evvel ol kasd iden ‘âsilere dua

eyle kim Allahu te’alâ anların cedlerin kadîd eyleye kıyamete değin yatub bi-mennihi benim

mu’cizatım ve senin velayetin zâhir oluna ve kıyamete değin söyleyeler. Ve hem benim

evladımın duası müstecabdır. Nitekim Kur’an’da buyurur: “udu’uni estecib lekum3” dimişdir.

İmdi eğlenme makamına var.” didi. Sultan Hacım hazretleri hâbdan uyanub gördi kim bu gice

fecr-i sâdık yakın olmuş. Derviş Hacı’ya didi ki: “Bu gice Sultan-ı Enbiya’yı gördüm, bana

aydur ey ciğer köşem sana kasd iden kavme dua eyle kim Allah te’alâ cedlerin kadid eyleye

didi. Benim mu’cizatım ve senin velayetin kıyamete değin söylene didi; İmdi Derviş Hacı sen

bunda bizim velayetimizi ve dedemizin mu’cizatını bekle senin makamın bundadır. Bizim

makamımız Susuz nam mahaldedir. Beni isteyen sende bulsun. Senin ismin dahi Hacım

olsun” didi. Derviş Hacı ayıtdı: “Hay sultanım ben senden ayrı olmazam” didi. Sultan

hazretleri ayıtdı: “Biz bundan hâli olmazız, bizim makamımız buraya yakındır, heman benim

nefsim kabul eyle” didi. Pes Derviş Hacı gelüb Sultan (Ha)cım’ın elin ve ayağın öpdi:

“Pirimsin, şeyhimsin. Emir senindir” didi. Ve “Beni duadan unutma” didi. Sultan Hacım

hazretleri ayıtdı: “Sabah namazın (28) kılayım” didi. Kılub evrad okuyub dua itdiler. Pes

Sultan Hacım ayıtdı: “Ya Derviş Hacı, haşianlillah ceddim Resulullah’dan yalan sadır değildir.

Dua idelim Hakk te’alâ Habibi hürmetine duamızı kabul eyleye, kırk günden sonra bize buğz

idenlerin vücûdları kadîd ve ola hem anların cedlerin sen bekleyesin” didi. Sultan Hacım

Sultan dua eyledi. Dua tamam oldı. El yüze sürdiler. Yerinden durub, “Seni Allah’a ısmarladım” didi. Pes Sultan Hacım Susuz nam mevzi’e revan oldı. Kara boğa dahi ardına düşdi. Ve Sultan Hacım’a buğz iden kişiler cem’ oldılar Sultan Hacım’ın kasdına ve hem bir halifeleri var idi. Bunlara nasihat iderdi. Bir dervişi katl iden kimesneye nice yüz bin sevab hâsıl olur deyü hased iderlerdi. Ol kişiler ittifak idüb geldiler. Gördi kim kimesne yok. Birbirlerinden hacil olub mahzun oldılar. Evlerine gelüb yevmen fe-yevmen bunın üzerine otuz gün geçdi. Allahu te’alâ hazretlerinin kudreti Resul hazretlerinin mu’cizatı ve Sultan Hacım’ın velayeti ile bunlara min ‘indillahi bir hastalık vâki’ olub ol evliyaullaha kasd iden kimesne gerek kendileri ve karıları ve çocuklarını el-cümle kırk gün içinde cümlesi hastalık vâki’ olub Allahu te’alanın emriyle cümlesi kadîd oldılar. Şehirden ba’zı evliyaullah ehibbaları didiler ki “Gelün varalım bunları bir yere cem’ idelim kıbleden yana bir mağara vardır, anda koyalım” didiler. İttifak ayıtdılar: “Bunlar dervişlere (29) kasd itmiş kişilerdir. Bedduaya uğradılar. Bunları görüb ibret alurlar”. İmdi Sultan Hacım ol Derviş Hacı’ya mukaddem remz idüb dimiş idi ki “Senin ismin Hacım olsun, beni seven seni sevsin” . Pes derviş Derviş Hacı anları gördi. Benim şeyhim Sultan Hacım’ın bana didiği remz ve rumûz bunlardır diyüb mağara kapusında ibadet ve zikrullah ile meşgul oldı. Nice yıllar ol kişi ibadet eyledi. Ve nice velâyetleri zahir oldı. şehrlüden demadem gelüb hayır duasın alurlar idi. Ahirü’l-emr ol aziz fenadan bakaya nakl eyledi. Ve Kale en-nebi sallâ Allahu ve sellem: “el-mu’minune lâ-ye’mutune ve’l-yenkılune min dari’l-fenâ ilâ dari’l-bakaî” ol azizi getürüb mağara kapusunda defn eylediler. Her cum’a gicesi Kur’an tilavet idüb ziyaret iderler. Zahirden batından ruhaniyetiyle görünürdi. Pes mü’minler ölmez. Fenadan bekaya rıhlet iderler.

 

 

Diğer Velayet-i Hacım

İmdi, kutbü’l-‘ârifîn ve mürşidü’s-sâlikîn sahib-i velayet Sultan Hacım Sanduklu’dan kalkub

revan oldı. “fe-eynema tevellu fe-semme vechullah ma-sadak” ınca dostuna secde idüb Susuz 3 “udu’uni estecib lekum” nam mahalli sormadı. Allahu te’alâya tevekkül idüb yola gir(d)i. İmdi Allahu te’alânın kudreti birle Uşak kazasına varub Susuz nam viraneye çıkageldi. Gördiler kim bir viran bir guristandır kim kuş uçmaz kulan yürimez. İmdi Sultan Hacım bir hâli yer bulub tevekkül-i Hakk oldı. (30) İmdi Sultan Hacım hazretleri bu guristan içinde mikdarı riyazet çeküb zühd ve takvaya meşgul oldı. İmdi Sultan Hacım bir gice rüyasında seyyidü’l-kevneyn ve Resulü’s-sekaleyn Muhammed el-Mustafa sallâ Allahu aleyhi ve sellemi müşahede eyledi. Sultan Hacım ilerü varub Muhammed Mustafa’nın mübarek elin ve ayağın öpdi. Yüz yere sürüb rica-i hacet diledi. Pes Sultan-ı Enbiya salavatullahi aleyhi ve sellem ayıtdı: “Ey ciğer köşem Hacım senin makamın buradadır. Bunda karar eyle.” didi. Allahu te’alâ canibinden bu makam size virilmişdir. Sen burada sâkin ol, ahir ömrün bunda geçsün gerek.” didi. Yüri imdi Allahu te’alânın emrine razı ve tevekkül-i Hakk ol” didi. Nasihat eyledi. Sultan Hacım dahi hâbdan bidar olub şükr eyledi. Abdest alub namaz kıldı ve evrad okuyub sevabın Sultan-ı Enbiya’nın ruhuna ve âline ve evladına bağışladı. Dua eyledi. El yüze sürdi tevekkül-i Hakk oldı. İmdi mekânda bir ta’ife var idi. Yörükân ta’ifesinden Akkoyunlu dirler idi. Bin bir hane idi. Gelürler idi ve madam bu guristanı yaylak itmişler idi. İttifaken gelüb kondılar. Sultan Hacım’ı görüb cem’ oldılar ve gelüb ayıtdılar: “Sen ne kişisin nereden gelürsin” didiler. Sultan Hacım ayıtdı. “Ka’be-i şerîfden, Medine-i Münevvere’den gelürüm” didi. Anlar ayıtdılar: “Öyle ise deveni çek bu bizim yaylamızda sen ne ararsın var yoluna git” didiler ve “Bu sığırı bizden aldın.” didiler. (31) didiler. Sultan Hacım ayıtdı: Bu sığır benim kendi malımdır. Ve bu makama Allahu te’alânın emriyle Resullahın mu’cizatı ve Sultan Hâce Ahmed Yesevî remzi Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî el-Horasanî hazretlerinin duası ile geldik ve buracığı bize makam oldı. Remz u rumûz ayıtdılar: “İmdi bizler bu mahalli ma’mur idüb asitâne iderüz” didiler. Pes yörükan ta’ifesi ayıtdı: “Bu makam kadîmden berü bizim yaylamızdır. Var ahara git, orman çok, burada seni incidiriz” didiler. “Bu gün dur yarın durma” didiler. “Bir garibsin şayed ola ki bir zarar iderüz” didiler. Sultan Hacım hazretleri sabreyledi; zikrullaha başladı. Birkaç kere söylediler faide yokdı. “gelün birkaç çoban bulub” ayıtdılar: varın şol yatan ışığı döğün eğer gitmez ise öldürmeğe kasd idin ve hem boğasını getürün boğazlayalım.” didiler. Ahşam oldı. Kasd itdikleri Sultan Hacım’a ma’lum oldı. Allah’a tevekkül eyledi. İmdi ol çobanlar çevgan getürüb gitdiler. Sultan makamını Allahu te’ala göstermeyüb gözün kör eyledi. Arayu arayu kadîd oldılar. Gördiler ki, çare yok evlerine geldiler. Sultan Hacım durub abdest aldı sabah namazın kıldı. Hazret-i Hakka münacat eyledi. Dua idüb didi ki, ey padişah ‘azze ve celle ya hafiyyü’l-eltaf neccina mimma nehafu ve ya kadiü’l-hacât ve ya rafi’ü’d-derecât” ben kulın münacatını kabul eyle, Resul’ün hürmetine duamı kabul eyle didi. El yüze sürdi. Allah te’alânın (32) dergâhına ısmarladı. Pes aziz, diyar-ı Horasan’da bir kalbi pak ‘âbid ve zâhid var idi. İsmine deviş Burhan dirlerdi. Muhibb-i ehl-i beyt-i hanedan idi. Can u dilden evliyaullah ehibbası idi. Gönlüne muhabbet-i aşk dolmuş idi. Daima dua iderdi “Beni bir evlad-ı Resul eteğine irişdir, yâ ilahe’l-‘alemîn” dir idi. Ve gönlüni Allahu te’alânın vahdaniyetine ısmarlamış idi. İmdi zikr ve tesbih idüb uyudı. Rüyasında gördikim Rum diyarına gelmiş Rum erenleri bir yere cem’ olmuşlar ibadet idüb sohbet-i ilahî iderler. Dahi bu Derviş irişüb geldi. Yer gösterdiler, oturdı. Gördi kim bunların halifeleri pür yüzi nurları. Kişi cemalin göricek kalbine muhabbet-i ilahi düşdi. Ve bunların halifeleri Hacım Sultan hazretleri imiş, ayıtdı: “Hoş geldin benim yar-ı vefadarım Derviş Burhan” didi. Bu cevabı bundan işitdi kalkub Sultan

 

Hacım’ın elin ve dizin öpdi. “Şeyhim azizim aman” didi. İmdi Sultan Hacım hazretleri ayıtdı:

“Ya Burhan ister olursan Rum diyarında Germiyan ilinde gelüb bizi bulasın” didi. Bir de

Burhan uykudan uyanub gördi kim gördi kim Horasan’da kendü hücresinde heman yerinden

durup Derviş Burhan divane olacak oldı. Aşk-ı muhabbet kendüsini ihata itmiş idi. Hiç

kimesneden sormadan kıbleden yana revan oldı. Kendüye aşk-ı ilahi iricek âdem divane

olmaz mı? Cedele taleb idicek şeyhi bulmaz mı? (33) Pes Burhan dağ ve taş dimeyüb hiç

hatırına bir şey gelmedi. Aşığa Bağdad ırağ olmaz fehvasınca yola çıkub yevmen fe-yevmen

gele gele bir gün Germiyan iline geldi. Kendü üzerine aydur: “Aceb ol ‘âli cenabı kande

bulurum” didi. Hatırına geldi ve: “Beni Horasan’dan alub gelen ayağına iletmez mi?” didi. Pes

kudret-i ilahi dahi bir guristana çıka geldi. Gördi kim ba’zı yörükan evleri sahraya yaylak

itmişler bir kişi bulub sordı: “Bu yer neresidir?” didi. Ol kişi ayıtdı: “Bu Germiyandır ve bizim

yaylamızdır, şol tepe üzerinde senin gibi bir derviş var; yemez içmez kırk gündür yatur gelür

bize söyler buraya ben asitane bünyad ideceğim dir gider” didi. Pes Derviş Burhan ayıtdı:

“Şimdi ol derviş nerededir?” “Şol tepe üstündedir.” Didi. Burhan evvel ol yana yüriyüb Sultan

Hacım hazretlerine ma’lum oldı. Yerinden durub üç kadem karşı yüridi. Burhan Sultan

cemalin gördi gönli ruşen oldı. Bildi kim ol araduğı âdem ve hem rüyasında gördüği âdemdir.

İlerü yüridi. Selam virdi. Ol dahi izzet ile selamın aldı: “Hoş geldin Derviş Burhan” didi. Ol

dahi Hacım Sultan’ın elin ayağın ziyaret itdi. Birbirine muhabbet idüb zikrullaha meşgul

oldılar. Sultan Hacım hazretlerine hidmet iderdi. İmdi Sultan Hacım mukaddem ol yörükana

dua itmişidi. Bunların şerrini benim üzerimden men’ eyle deyü. Allahu te’alâ emriyle Hazret-i

Resulullah(34) mu’cizatıyla Hacım Sultan duasıyla ol yörükan kavmine bir hastalık vaki’

oldı. Çok âdemleri öldüler. Kimesneleri kalmadı. Ahirü’l-emr birkaç âdemleri gelüb Hacım

Sultan’ın elin ve ayağın öpdiler. Didiler kim: “Dedeciğim bize beddua eyleme.” Sultanın

Hacım’ın dahi gönlü yumuşadı. El kaldırub bunlara hayr dualar itdi. Allahu te’alâ belanızı def ’

eyleye didi. Yine Sultan’ın hürmetine Alahu te’alâ sıhhat ruzi kıldı. Sağ ve salim oldılar ve

cemî’-i kurbanların ve çerakların ve akçelerin cem’ idüb Sultan hazretine virdiler. “Dede

sultan bizim sadakamızı kabul eyle, oğlumuz ve kızımız senin olsun” didiler. “Biz ahar yire

gidelim.” didiler. Sultan Hacım sadakaların alub hayır dua idüb makamlarına gönderdiler.

İmdi ol yörükan ölenlerini yeni bir yire gönderüb defn. Pes Sultan Hacım hazretlerinin

mübarek ism-i şerîfi ‘âleme yayıldı. Cem’ olub gelürler ve hayr ve hayr dua ve himmetlerin

alub yine giderlerdi. Ehibba cem’ olub hazret-i Sultan’a mescid bina idüb Allahu te’alâ

hazretine ibadet ve ve tevekkül ve tefekkür iderdi ve gelüb giden ehibbaya nasihat iderdi.

Asitane ve câmi’ bünyad olmasın remz iderdi. ‘âlim ve fâzıl ve derviş gelüb Hacım Sultan’ı

ziyadesiyle sevüb muhib olub hidmet iderdi. Pes Hacım Sultan bunı halife idüb hidmetin

zâyi’ olmaz diyüb nitekim Kur’an’da buyurur kavlihu te’alâ “Allahu lâ-yudin ecre’l-muhsinîn”

dimişdir. (35) Riya ile hidmet kabul olmaz, her ne kim hidmet idersen Allahu te’alâ birine bin

hesab ider. Ol derviş bu kelamı işidüb gelüb ve giden ehibba ve muhibbana can u gönülden

hidmet iderdi. Sultan Hacım hazretleri dahi ibadetden riyazetden hâli olmazdı. Bir gün

Sultan Hacım hazretlerinin mübarek kalbine merhum olan yörükan taifesinin firakı düşüb

dervişlere ayıtdı. “Varın şu gariblerin üzerine benim kara boğamı kurban eylen ve pişirüb

cem’ olub Kur’an tilavet idün ve sevabını ruhlarına bağışlan didi. Halife bu cevabı işiddi: “alâ

re’sin ve’l-‘ayni” didi. Varub sahrada boğayı bulub getürdi. Ve bu halet boğaya ma’lum oldı.

Gelüb hazret-i Hacım Sultan’ı mescidde buldı. Ve boynuzı ile kapuyı açdı. Ve gelüb Sultan

Hacım hazretlerin ayağına yüz sürüb hal diliyle “mutiyim” didi. Sultan Hacım hazretleri dahi

var yüri hidmetin kabul olsun dost yoluna kurban ol didi. Boğa bu cevabı işidüb teslim-i rıza

olub yüzün kıbleden yana döndürdi ve yatub boynun uzatdı. Ba’dehu geldiler dua idüb bıçak

çaldılar. Dost yoluna kurban oldı. Ve pişirüb hâzır olan cemî’-i muhibbana sala diyüb dervişler

gelüb cem’ oldılar. Kurbanı ekl idüb dualar itdiler. Sevabı ol gariblerin ruhlarına bağışladı.

Ba’dehu Hacım Sultan dahi (36) gelüb lütf itdüniz Allahu te’alâ katında dahi zâyi’ olmaya”

didi. Badehu yörükan taifelerine dahi hayr dualar idüb ve hâzır-ı meclis olan can karındaşlara

dahi hayr ve himmet olub makamlu makamına gitdiler. Sultan Hacım dahi ibadete meşgul

oldı.

 

Diğer Velayet-i Hacım Sultan rahmetullahi aleyh

Bir gün halifeleri olan zata didi ki “Min indillah bizim bir mikdar hidmetimiz vardır varub anı

eda ideyim Allahu te’alâ emriyle sizler bunda gelen giden ehibbaya pend u nasihat idüniz”

didi. Ba’dehu abdest alub dostuna secde eyledi ve kıbleden yana revan oldı. Derviş Burhan

dahi durub merkeb getürüb abdest bardağın ve birkaç kitablar aldı. Asasın eline alub Sultan

Hacım’ın ardına düşüb yevmen fe-yevmen Menteşe iline kadem basdılar. Gördilerkim bir

cemaat dedeler biriküb kurban iderler. Sultan Hacım hazretleri ilerü geldi bunlara selam

virüb hatırların sordu. Merhaba itdiler. Bunların halifeleri Şeyhlü’den Pakça Sultan Habib

Hacı Paşa Sultan İne Gazi ve sair evliyalar var idi. İmdi Sultan Hacım hazretleri bunlara nutk

eyledi. Babalar sizinle birkaç gün bilece olalım ve velayetiniz seyranda olalım didi. Pakça

Sultan ayıtdı: “Nereden berü gelürsiniz” didi. Pes evliyalar birbirlerinin ahvalin bilür amma ki

yanlarında olan dervişler bilmek içün (37) sordılar. Sultan Hacım hazretleri dahi ayıtdı: “

‘Ammim Sultan Hacı Bektaş-ı Velî el-Horasan(î) Horasan’dan Sultan Hâce Ahmed Yesevî

ibn-i Muhammed Hanefî ibn-i ‘Ali el-Murteza hazretleri bizi Rum’a gönderdi. Gelüb Mekke-i

Şerîf ve Medine-i Münevvere’yi ve Kuds-i Şerîf ’i ziyaret ve tavaf idüb andan Rum’a gelüb

cemî’-i evliyalar geldiler Sultan Hacı Bektaş-ı Velî’den me’zun olub icazet sofra ve çerak ve

alem ve seccade tekbirledüb her birleri makamlu makamına gitdiler. Ol diyarda

Sulucakarayük’de sâkin oldı. Bizi Germiyan’da Susuz nam mevzie gönderdi. Anda sâkin

olduk. Yarın Allahu te’alâ ihsaniyle Menteşe ikliminde binbir kurban vardır” diyüb anları alub

Seyyid Gazi’nin üzerinde imaret eyle didi. Pakça Sultan Hacım Baba Sultan hazretlerinden

bu cevabı işidüb cem’isi yeni başdan merhaba itdiler. Şeyhimiz deyü izzet ikram itdiler. İmdi

ahşam yakın olmuş idi. Kadîmden bir konakları var idi. Pakça Sultan bir derviş gönderdi didi

ki: “Var bir eyüce oda pak idüb döşe, bir ulu aziz misafir vardır eyüce oda pak hidmet itsünler” didi. Derviş revan oldı ol köye. Bes dirler idi. Ol konakları olan âdem geldi. Selam virdi. Ayıtdı: Pakça Sultan geliyor size selam ve dua eyledi bir konak yerceğiz bulıvirsün hem bir misafir vardır didi. Pes ol âdem: “Yüri şurdan ben şimden gerü (38) Size münkir oldım.

Sevmezem zira ben dervişlere çok at deve ve sığır ve kurban virdim bir oğlum olayıdı deyü.

Bir kızım var oğlum olmadı. Ben ayruk dervişleri sevmezem yüri kande giderse gitsün” didi.

Ol derviş bu cevabı işidüb ve gelüb Pakça Sultan’a mahfi söyledi; bî-huzûr oldı. İmdi bu hâlet

Hacım Sultan hazretlerine ma’lûm oldı. Ayıtdı. “Dedeler bunda benim bir konağım vardı;

varayım size peşyüri olayım” didi, revan oldı. Bunlar ayıtdılar: “Divanedir, bunda kanden

geldi” didiler. Sultan Hacım dahi ilerü gidüb gördikim bir büyük pınardan bir kız su alur.

Hazret-i Sultan Hacım ol kıza selam virdi. Kız dahi izzetle selamın aldı. El göğüsde kodı.

Sultan Hacım hazretleri ayıtdı: “Ya bacı bize bir su vir içelim.” didi. Ol kız bardağı doldurdı.

Sultan’ın destine sundı. Hacım Sultan dahi bardağı ağzına aldı. Bir yudum yutdu. Cer’asın

bardağa bırakdı. Kızın eline virdi. Kız dahi “Dedemin cer’asın nuş ideyim” deyüb ağzına aldı

bir yudum yutdı. Kızı bir aşk-ı ilahi bürüdikim mest ve hayran kaldı. Sultan Hacım ayıtdı: “Ya

bacı bizi konak itsen olmaz mı?” didi. Andan bacı didi. “N’ola dedeciğim, gel odaya gidelim.”

didi. Sultan Hacım’ın kız önüne düşüb evlerine getürdi. Kızın babası dahi yabana gitmiş idi.

Odasın pak idüb döşedi. Hacım Sultan (39) Hazretleri tevekkül-i Hakk idüb geçüb oturdı.

Badehu Pakça Sultan dahi cemaatle gelüb girüb oturdı. Velâkin ol kız Hacım Sultan’ın

cemaline hayran olub nazarında ayak üzre durdı. Bir zaman sonra kızın babası evine gelüb

hatununa didi ki: “Kanı kız?” didi. Hatun ayıtdı: Ol kakıduğun dervişleri alub odaya getürüb

ve yanın alub durur.” didi. Pes âdem namuslı kişi idi. Ar itdi. Gazab ile varayım ol kızı helak

ideyim ve hem ışıkları döğüb kovayım” didi. Gazabla içerü girdi. Ancak gözi Sultan Hacım

gözüne düş oldı. Cemî’-i endamına lerze düşüb nutkı tutuldı. Ve söylemeye mecali kalmadı.

Geçüb oturdı. Pes ahşam idi. Sultan Hacım abdest alub namaz kıldı. Dua idüb oturdı. Oda

sahibi yemek getürdi yediler, dua idüb badehu oturdılar. Ol kız taşra çıkdı, babasının ta’amın

beğenmedi. Bir semiz keçi boğazlayub fi’l-hal bişirüb Sultan Hacım’ın nazarına getürdi ve

ayak üzere durdı. Bir saat geçdi. Lokmaya el sunmadılar. Sultan Hacım ayıtdı: buyurun

lokmaya didi. Pakça Sultan didi ki biz ol lokmadan yemeziz zira kız boğazladı. Didiler andan

Hacım Sultan hazretleri didi ki: “Kız değildir ol erdir. Lokmadan buyurun” didi. Kabil olmadı.

Pes Sultan (Ha)cım sofrayı önüne getürdüb dört parçasın aktar idüb ba’dehu dua eyledi.

Derviş Burhan’a didi ki: Gel bu ta’amı sofra ile (40) al” didi. Burhan dahi gelüb ta’amı

sofrasına kodı. Andan ev sahibi kızını alub haremine gitdi. Ba’dehu Hacım Sultan, Pakça

Sultan’a didi ki “Erenler babalar evvel ve ahir şu kıza bir muhabbet eyledim. İnşallah beher hal bu gice şu kızın yanına varam” bu haberi canlar ve Pakça Sultan işidince ‘âmm-ı acemsin bir yalnız kişisin ve hem bizim evimiz var. Bizler yerlü yerinlü âdemleriz bizlerin cümlemizi

kırarlar” didi. Sultan Hacım dahi didi ki “Ben dahi sizlere anınçün tenbih iderim ki vakti ile

kaydınızı görüb tedbir idesiniz deyü zira beher hal ben bu gice kıza varacağım” didi. Pes

bunlar bu cevabı işidüb Pakça Sultan Habib Sultan durup dervişler heman bir büyük dağa

doğrı revan olub gitdiler. Ba’dehu anlar gitdikden sonra Hacım Sultan Burhan’a didi ki

“Bardağa su koy abdest alayım” didi. Burhan dahi su koyub getürdi. Hacım Sultan abdest alub

iki rek’at namaz kıldı. Ve sure-i Ya-Sin okuyub Hazret-i Resullah’ın ruhuna bin kez salavat

getürüb dua itdi. El yüzüne sürüb ba’dehu yerinden kalkub varub kızın evinden yana yüridi.

Eve Hacım Sultan yakın gelince evin kapısı min indidillah açıldı. Hacım Sultan içeri girdi ve

gördi ki her kes uyur. Kız dahi babasının yanında uyurdı. Heman Hacım Sultan kızın yanına

varub ve mübarek elini kızın yüzine koyub “Bismillah bi-izn’illahi te’alâ” didi. Ve bir ayete’lkürsi okuyub kızın göbeğine varıncaya değin sığadı. (41) Yani mesh eyledi ve çıkdı. Yüriyi virdi. Kızdır uykudan uyanub “Hacım geldi” didi. Babası dahi uyanub heman eline bir ak

mişe aldı kızı helak ideyim deyü. Kız ayıtdı: “Baba beni bırak bir mum yak” didi. Kızın validesi

uyanub fi’l-hal bir mum uyandırub gördiler kim kızları bir sarışın on sekiz yaşında bir nev

civan olmuş durur. Heman babası oradan kalkub doğrı kavmine haber idüb her tarafdan

duyub geldiler. Ve gördiler kim kız bir erkek yiğit olmuş. Heman durub cem’ olub Hacım

Sultan hazretlerinin ardına düşüb kuşluk vakti Hacım Sultan dahi ol dağın üzerine seyre

çıkdı. Ve bir büyük kaba ağaç var idi. Mübarek arkasın ağaca virüb oturdı. Ol giden dervişler

dahi dağdan aşağa bakub gördiler ki beşyüzden mütecaviz âdem cem’ olub dağdan tarafa

gelürler, gubarı asumana çıkmış. “Hay meded ‘acem var ise kıza el atdı şimdi gelüb bu âdemler bizi helak iderler” diyüb dağı aşub kararı firara tebdil idüb kaçdılar. Bu köylüler dahi aceb kande gitdi. Ne tarafa yüridi diyüb dağa doğrı çıkdılar. Ba’dehu gördiler ki Sultan Hacım

ağaca arka virmiş oturur. İbtida kızın babası gelüb ağlayarak hazret-i Sultan Hacım’ın mübarek elin öpdi. Ba’dehu cümle köylüler gerek er ve gerek avret büyük küçük cümlesi mübarek elin öpdiler. Velâkin ol giden dervişler uzakdan gördiler ki Hacım Sultan’a hiçbir zararı yokdur. (42) Gelüb gidenler mübarek elin öperler. Yine kaçdıkları yerden cem’ olub yine ol dağa geldiler. Ve Makal sordular anladılar. Ve ol kızdan erkek olan yiğidi görüb bir güzel yiğit olmuş gördiler ve Sultan Hacım’ın yanına gelüb oturdılar ve gelüb bir bir Sultan Hacım’ın elin öpdiler. Andan Hacım hazretini evlerine da’vet eylediler. İzzet ve ikram eylediler. Pes

Sultan Hacım hazretlerinin bu velayet ve bu kerameti Menteşe ilinde bilindi. Kimi at ve kimi

öküz ve kimi keçi ve koyun ve halı ve kilimler bunlardan ve bunlardan ma’ada binbir öküz

kurban cem’ itdiler ve Sultan Hacım bunlara hayr dualar eyledi. Kurbanlarını “Allahu te’alâ

celle celaluhu kabul eyleye.” deyü her birinin hatırın teselli eyledikten sonra Sultan Hacım

hazretleri ayıtdı: “Bu yiğit bizim oğlumuzdur. Beni isteyen bunda bulsun bunun ismi Hacım

olsun.” didi. Ve hayr dua eyledi. Bir bir makamlarına gitdiler. Andan Hacım Sultan hazretleri

dahi “Bizler de gidelim.” deyüb ve “Sizi Allah’a ısmarladım.” deyüb yerinden durub Germiyan

iline revan oldı. Cemî’-i dervişler Sultan Hacım’ın oğlumuzdır didiği yiğit sahib-i velayet oldı.

Menteşe iklimi bu bizim şeyhimiz Hacım Sultan oğludır didiler. Ve kurbanların cem’ idüb

virirlerdi. Ve hayr duasın alurlardı. Ve Hacım Sultan hazretlerinin adın saklar idi. İbadet ve

riyâzet ve tevekkül ve tefekkür üzere idi. Pes sultan Hacım dahi yevmen fe-yevmen bir gün

Germiyan (43) İli’ne geldi. Köylüler cemalini dirler idi. Bir cemaat anda geldi birkaç gün

durdılar. Ve gayet muhibb-i evliya idiler. Cem’ olub geldiler. Sultan Hacım’ın hayr duasın

aldılar. Kurbanların cem’ idüb Sultan hazretlerine teslim itdiler. Sultan Hacım dahi bunlara

nasihat eyledi. Ve hiç kimesneye gıybet ve fasl ve buğz eylemen nitekim Kur’an’da

buyururlarkavlihu te’alâ vela “bugyetu ve lâ ba’dıkum ba’den” ve bir ayetde dahi buyurur

kavlihu te’alâ: “Veylün li-külli hümezetin lümezeh” buyurur. El ile dil ile kimesneyi incitmeyin

didi. İmdi Sultan Hacım’dan bu kelamları işidüb elin öpdiler. Ve bunlara hayr dua eyledi. Bir

asası var idi. Getürüb dikdi. Kudretullahi te’alâ yapraklandı. Lakin ne ağacından oldığı

ma’lum değil. Andan durub “Sizi Allah’a ısmarladım.” didi. Yerinden kalkub revan oldı.

Şeyhlü’ye geldiler. Pakça Sultan ki Habîb-i Acemi’nin makamları idi. Anda idi. Hacım Sultan’ı

anda gördiler. Birkaç gün durdı. Çünkim sabah oldı; sabah namazın eda itdi. Andan yola

girdi. Hacım Sultan hazretleri hiç birin komadı bile aldı. Seyyid Gazi’nin üzerinde ihya idelim

didi. Pes Pakça Habib Paşa Hacı Paşa Sultan Hacım Sultan’a virilen kurbanları sürüb yola

girdiler. Niyaz ırmağına geldiler. Gayet sil gelmiş taşları ve ağaçları alub gider. Geçmek

ihtimali yoğidi. Pakça Sultan Habib Paşa Hacı Sultan cemî’-i evliyalar ve dervişler bir yere

cem’ olub (44) suyu geçmek kabil değil idi. Andan ayıtdılar: “Sabr idelim Hacım Sultan

gelsün görelim didiler. Ba’dehu Hacım Sultan geldi. Gördikim ırmağı geçememişler. Ayıtdı:

Neylediniz, suyı niçün geçmedinüz” didi. Andan dervişler ayıtdılar: “Sultanım bu ırmak

geçmek kabil değildir. Varalım şol yakında bir asitane vardır. Sarı Selim’in dirler; anda yatalım

yahud şu tepe ardında bir köpri vardır Bayram Beyi dirler andan geçelim.” didiler. Ba’dehu

Hacım Sultan hazretleri ayıtdı: “Eyvah eyvah yazık sizlere bunca mürid ve muhiblere dest-i

tövbe verirsiniz ve kurbanların alursınız taze kuzı büryanı ekl idersiniz” didi. Bu cevabı işidüb

sükût itdiler. Hacım Sultan suyun yanına geldi. Ayıtdı: “Ey aziz su, pak su tayyib su tahir su

akub dost cemalin arzu idersin, ol dost aşkına bize geçit vir sen dahi dostuna, biz dahi dosta

gideriz, durman” didi. Fi’l-hal andan su iki şak oldı. Aşağısı akdı; yukarısı mu’allak durdı.

Andan Hacım Sultan ayıtdı: “Gelin imdi geçin” didi. Fi’l-cümle geçdiler; andan Hacım sultan

geçdi. Meğer Bayram Beği köprisi haram mal ile bina olmuş idi. “Yok senin hidmetin kabil

eyledin.” didi. İlerü gelmiş su heman ortadan getürüb aldı. Ol zamandan berü bina olmaz.

İmdi bu velayeti görüb cemi’an geldiler. Sultan hazretlerinin elin öpdiler. Pes imdi biriküb

yine tanış itdiler. İçlerinden yeni gelmiş kimesne var idi. Alaca Atlu (45) dirler idi. Ayıtdılar:

“Gel sen bize bu acemi öldürüver.” didiler. “Kimesnesi yok bir yalnız kişidir.” didiler. Pes

atından inüb kolan çekti. Yine bindi. Yarak eline aldı bir nefere urdı. Sultan Hacım hazretlerinekasd itdi. Çaldı kesmedi. Bir dahi çaldı yine kesmedi. Üç kere çaldı kesmedi. Pes Sultan Hacım hazretleri ayıtdı: “ Alaca Atlu bil kim senin kılıcın bizi kesmez. Amma binüb bizim kasdımıza geldiğin içün et getür dervişler kebab itsünler biz sana kıymazız” didi. Andan

Sultan Hacım bir sarb yol var idi. Dağ üzerine gider; ol yola gitdi.

Diğer Velayet-i Hacım Sultan

İmdi ol dağ katı orman idi. Kuş uçup geçmez idi. Birkaç kimesne Sultan Hacım hazretine

nifak itdiler. Menteşe iklimide bir kızı er eyledi. Germiyan’da da su durdurdı. Alaca Atlu dahi

öldüremedi. Gelün imdi bunı şu ormandaki ejderhaya helâk itdirelim” didiler. Sultan Hacım

dahi ol yola gitdi. Yol üzerinde bir ejderha peyda olmuş heybetinden ins u cin yanına varamaz.

Nitekim Muhammed Mustafa aleyisselam dahi münafıkından bazı kimesnelerin sen üstad-ı

cazusın didiler idi. Cefa içün. Pes Allahu te’alâ celle celaluhu habibini asah ve münafıkları hacil itmek içün sureler ve ayetler gönderdi. Muhammed Mustafa aleyisselam okuyub münafıkları hacil ve mahzun olurlardı. Kimisi imana gelüb “Ya Muhammed biz sana cefa eylemesek senin peygamber idüğin kim bilür idi” (46) Pes imdi Allahu te’alânın evliya kulları dahi böyledir.

Nitekim anlar hakkında buyurur: kavlihu te’alâ: “elâ inne evliya Allahe la havfun aleyhim

velahum yahzenûn” deliler birbirinin hallerini bilürler amma bilesince olan dervişlerin kimisi

inkâr iderdi. Anlar dahi velayet izhar iderlerdi. Pes imdi Hacım Sultan ejderha makamına

gitdi. Burhan önünce giderdi. Esna-yı rahda Burhan Derviş’in sem’ine bir sada gelüb ve çirkin

bir rayiha geldi. Cemî’-i endamını sust eyledi. Aklı za’il mertebesine geldi. Sultan Hacım

ayıtdı. “Neyledün Burhan?” didi. Ayıtdı: “Sultanım şu tepe ormandan bir rayiha geldi. Aklım

zail olma mertebesine geldi” didi. Sultan Hacım ayıtdı: Yüri gidelim, bizler buranın fethine

Seyyid Gazi ile kafirine kılıç urub gaza eylediğimiz zamanda bir keler gibi yılan var idi. Şimdi

ejder olmuş âdeme haml eyler” didi. Andan ejderha dahi âdem kokusunu fi’l-hal dört yanına

cost u cu idüb bir ok atımı var idi. Gözi Sultan Hacım’a düş oldı. Dem urdı. Ve ağız açub

yutmağa azm eyledi. Pes Sultan Hacım dahi Alivarane bir nağra urdı; dağ ve taş harekete

geldi ve Sultan Hacım’ın mübarek ağzından bir ateş peyda oldı. Ejderhaya azm eyledi. Ve

ejderhanın ağzından içerü girüb yakmağa başladı. Ejderha canın acısından gâh havaya

atlayub yerlü kayaları tutub hamir gibi kaynardı. Başını bir kayaya urdı. Hamire girer gibi başı

kulağı kayaya yer eyledi. Ve’l-hasıl (47)Ejderha yanub çağırdığından Burhan’ın aklı başından

gidüb yaturdı. Sultan’ın merkebi kaşandı. Ve’l-hâsıl aynen taş oldı. Ve bir kırmızı renk peyda

oldı. Pes Sultan Hacım gayet celale gelmiş idi. Dervişler yab yab gelürler idi. “Ejderha yutdı,

kurbanı alub dönelim.” didiler. Bir bir gelüb cem’ oldılar, gördilerki ejderha yanar ve kayaları

hamir gibi kaynatmış dağlar tutuşub yanar. Burhan’ın aklı gitmiş yatur, merkeb kan kaşanmış,

hazret-i Hacım celale gelmiş cemî’-i dervişler gelüb ayağına yüz sürüb Hacım Sultan ayıtdı:

“Allah elhamdülillah şimden sonra gelen ehibbalara yadigâr olsun ve hem merkebin kaşandığıtaş olsun, bizi seven dostlara derman olsun” didi. Andan Sultan Hacım tepe üzerinde bir büyük çam ağacı var idi. Arkasın virüb oturdı. Cümle dervişler gelüb anda ta’am yiyüb dua itdiler. Pes Hacım Sultan ol Alaca Atlu’ya dimiş idi ki, atı düşüb öldi. Ağlayu ağlayu geldi, Sultan hazretlerinin elin öpdi, didi: “Benim günahım bağışla” didi. Sultan Hacım hazretleri bu yiğide hayr dua eyledi. “Allah insaf vire.” didi. Ba’dehu Sultan hazretleri yola girüb Susuz nam mevzi’e geldiler. Halife ve dervişleri cem’ olub Sultan hazretine istikbale çıkub izzet ve ikram ile asitâneye getürüb kondırdılar. Sultan Hacım dahi halvet hanesine girüb ibadet ve riyazete ve tevekküle ka’im oldı. Hayli ehibba cem olmuşlar idi. (48) Asitaneye bir mescid bina itdiler Sultan içün. Ba’dehu kurbanlar ile gelan Pakça Sultan Habib Acemi Paşa Sultan’a ziyadesiyle izzet ve ikram eylediler.

 

 

Diğer Velayet-i Hacım Sultan

Bir gün Hacım Sultan: “Dervişler Seyyid Gazinin ihya idelim” didi. Pes Sultan Pakça Habib

Acemi Sultan Cem’ olub kurbanı sürüb yola girdiler. Mübarek Zi’l-hicce’de revan oldılar.

Yevmen fe-yevmen gidüb Seyyid Gazi’nin türbe-i mübarekelerine yakın vardılar. Bir ahu

şeklinde bir geyik gelüb Sultan Hacım’ı karşulayub ruhaniyetle musafaha idüb gayb oldı.

Cümlesi gördiler. Sultan Hacım dervişin birine ayıtdı: “Seyyid Gazi’nin şeyhine bizden

selam söyle, Hacım Sultan gelür binbir öküz kurbanı vardır. Seyyid Gazi Sultan’ın üzerinde

ihya itmek ister didi. Pes ol derviş yerinden revane oldı. Tekyeye geldi. Şeyh efendiyi bulub

şeyhine Kara İbrahim dirler idi. İlerü yüriyüb selam virdi. Ayıtdı: “Hacım Sultan sizlere

selam ider ve gelüb binbir öküz kurbanı var, Seyyid Gazi’yi ihya eylemek ister.” çünki Şeyh

İbrahim bu cevabı işidüb: “Yüri var yiğit şuradan filan sultan dir durursun varsın kurbanını

alub gitsün.” didi. Ol derviş dönüb Hacım Sultan’a geldi. Ahvali söyledi. Pes Hacım Sultan

gayet celale geldi. Sağ kolunı basdı revan oldı. Amma Seyyid Gazi vasiyet itmiş idi ki bunda

evladan (49) bir kişi gelse gerek ve gelüb benim benim seccademe oturdığı zamanda kâfir

kırdığım kılıç üç kere kınından çıka ve yine girse gerekdir. Ol vakit ol kişiden korkasız

dimişdi. Hacım Sultan geldi kimesne istikbal itmedi ve gelüb seccadesinin üstüne oturdı. Ve

cemi’an canlar oturdılar. Ol Şeyh Kara İbrahim sufilerden cem’ idüb bunlara didi ki, “Varın

oradan gidin.” dimeğe geldiler söylemek üzerinde iken Seyyid Gazi’nin vasiyet itdiği kılıç

kınından çıkdı; yine girdi üç kere bunı görüb taşra gitdiler. Sultan Hacım başını hırkaya

çeküb üç gün tevekkül-i Hakk oldı. Üç gün tamam oldı, Şeyh Kara İbrahim ayıtdı: “Sahîh

üstad-ı cazudır ki eğer evlad ise ateş yakmaz kılıç kesmez” didi. Varalım teklif idelim didi. Oda

girsün yakmaz ise sahîh evliyadır. İşte asitane neylerse eylesün” didi ve içerü girdiler. Sultan

Hacım hazretleri dahi ayıtdı: “Varın ol maslahatı görün, oda girelim” didi. Pes taşra çıkdılar

bir büyük furun var idi. Odun ile doldırub içine bir saban demüri koyub andan ateş virdiler.

Muhkem kızdı. “Gel imdi ateş yandı, furun kızdı” didiler. Sultan Hacım ayıtdı: “Derviş

Burhan” ol dahi “Lebbeyk” didi. “Var şu kişilerin maslahatın gör” didi. Burhan dahi “Ale’r-re’s

ve’l-’ayn” diyüb ve getürüb kisvetin Sultan Hacım’ın nazarında kodı. Beline bir futa bağladı.

Pes Sultan Hacım mübarek eliyle arkasını sığadı. Hayr dua eyledi. Yardımcın Hüda ola, (50)

şefaatcin Muhammed Mustafa Sallâ Allahu aleyhi ve sellem ola” didi. Pes Burhan Abdal

furunun kapusuna yüz sürüb “Bismillah bi-iznillahi te’alâ” diyüb içerü girdi. Gördi kim demir

su gibi akar. Saban demürini ağzına aldı. Furundan çıkdı. Hacım Sultan gördi andan Hacım

Sultan ayıtdı: “Şeyhin önüne ilet” didi. Burhan Şeyhin önüne geldi. Demürü bırakdı. Şeyhin

seccadesi tutuşdı. Kalkub kaçtı. Otur münafık sen beni zahir oduna yakmak istersin, ben seni

batın oduna yakayım didi. Dua idüb hazret-i Hakka münacat eyledi. Gökte bulut cem’ oldı.

Yağmur tolu yağdı. Bir gürülti kopdı. Allahu te’alâ emriyle Şeyhin tepesine bir yıldırım indi,

helak eyledi. Cem’isi bunı Akılları yitdi. Yine akılların cem’ idüb Sultan Hacım’ın önüne gelüb

mürüvvet deyü özr dilediler. O şeyhin bir oğlanı var idi. Hatunı getürüb elin öpdürdi. Senin

olsun didi. Hacım Sultan dua eyledi. Evlerine gönderdi. Andan Hacım Sultan kurbanların

kesüb ulema ve suleha cem’ olub dua ve gülbang-ı Muhammedî getürüb Allah Allah didiler.

Binbir kurbanı boğa(z)layub pişirüb yediler. Çokluk âdem olub üç gün üç gice gelüb giden

ehibbaya bu ta’am kısmet itdiler. Andan ulema ve fuzela ve suleha cem’ olub Kur’an tilavet

idüb dua itdiler. Sevabın Muhammed Mustafa’nın ve evladın ve ezvacü’t-tahiratın ve Seyyid

Gazi Sultan ruhına bağışladı. El yüze sürüb andan geldiler. Cem’isi Sultan Hacım hazretini

(halvet) (51) halvethânede bulub hayr duasın aldılar. Evlerine gitdiler. Pes Sultan Hacım

ayıtdı: “Bunda kırk gün duralım” didi. “Andan gidelim” didi. Badehu bir yüksek karye var idi.

Ol tepeye Kızılburun dirler idi. Sultan Hacı üstüne çıkdı. Asası var idi, tepe üzerine dikdi ve

kırk gün içinde yeşil yaprak virdi. Yemiş dahi bitdi. Andan ayağı üzerine leylen ve neharen

yemeyüb içmeyüb kırk gün durdı ve özini Allahu te’alânın dergâhına ısmarladı. Kırk gün

tamam oldı. Andan inüb ol tepe Hacım Sultan ile bile yüridi. Yani Sultan’ı istikbal eyledi.

Andan Seyyid Gazi’nin türbesi eşiğinde bir katı taş var idi. Sultan Hacım gelüb mübarek

ağzıyla ısırub cemî’-i dişleri hamir gibi geçdi. Andan başın kaldırub ayıtdı: “Bizi seven

dostlar bundan içerü girmesünler ve bundan teselli olsun” didi. Andan dua idüb asitaneye

geldi. Bir ‘âlim kimesne var idi. Seccadeye geçürüb şeri’atden ve hakikatden ve tarikatden

ve ma’rifetden çok nasihatlar itdi, dest-i tövbe virdi. “Evliyanın adın sakla kimseye gıybet

mesavi eyleme” didi. Ve dahi “zahirden ve batından biz bunda sizi gözleriz” didi. Andan

Sultan Hacım hazretleri gitmek üzere oldı. Cemî’-i ehibbaya ayıtdı: “Biz bunda halife kıldık

bundan me’zun olub tövbe itsünler.” didi. Andan Pakça Sultan Habib Acemi Sultan (52) ve

cemî’ evliyalar yerinden kalkub kıbleden yana revan oldılar. Cemî’ ehibba bunları bir menzil

geçürüb döndiler. Andan girüye döndiler. Sultan Hacım dahi refikleriyle makamlarına doğrı

revan olub esna-yı rahda bir yere kondılar. Namazların eda eyledikten sonra azm-i rah idüb

yevmen fe-yevmen gitdiler.

 

Diğer Velayet-i Hacım Sultan

Hacım Sultan’ın yanında olan dervişler bu velayeti görüb daim söyler idiler. Esna-yı rahda

giderken bir mahalle gelüb ta’amlanub ba’dehu didiler ki, “Sultanım gelün evlenin sizden

sonraya evladınız kalub asitanenizi bekleye.” didiler. Sultan Hacım buyurdı ki “Sabr eylen,

şimdi Seyyid Gazi Sultan’a gidecek iki hatun gelüb buradan geçer; bakalım ne güna olur.” didi.

Bir mikdar durub iki hatun ile bir âdem çıka geldi. Sultan Hacım ayıtdı: “Kande gidersiniz”

didi. “Seyyid Gazi Sultan’a gideriz.” didi. “Lakin hatunun bir genç ve biri ihtiyar idi. “Şu

genç hatun içün giderüz, oğlı kızı olmadı.” didiler. Hacım Sultan ayıtdı: “Bunda muradınız

hâsıl olursa girü döner misiniz?” didi. Ol hatunun biri seksen yaşında idi. Ol genç hatun ile

yoldaş olub giderdi. Hem ziyadesiyle muhibb-i evliya idi. Bir kalbi pak saf hatun idi. Ol genç

hatun kalbi na-pak idi ve dönmez idi. Ol pir hatun ayıtdı: “Bir aziz kişidir; ancak gelün sözün

tutalım” didi. Muradımız hâsıl olmaz ise (53) bir kaç günden sonra yine gidelim” didi. Hayli

nasihat itdi. Dönmezem didi. İnad eyledi. Sultan Hacım hazretine ma’lum oldı. “Yüri kalbin

pak değildir. Nazarı kabul itmedin” didi. Dervişlere ayıtdılar: “Şol pirezen hatunı ben alurım”

didi. “Ben alurım” didi. Dervişler ayıtdılar: “Sultanım sen bilürsün didiler. “İmdi varın ol

hatunı görüb söyleyin.” didi. Burhan Abdal ilerü yüridi ve didi ki “Hatun, Hacım Sultan

sana nazar itmek ister, kabul ider misin” didi. Ol genç hatun kabul itmedi. Pir hatun ayıtdı:

“Dedeciğim ol azizin nefsin kabul iderim” didi. Burhan Derviş’in yanına düşüb Hacım sultan

yanına geldi. Bin bir dürlü özr ile ayağın öpdi. “Sultanım her ne buyurursan dönmezem”

didi. “Bana gelür misin?” didi. Hatun ayıtdı: “Kulun olayım sultanım” didi. Üç kere böyle

didi. “Kabul itdim.” didi. Burhan Derviş dua (dua) itdi. Sandılar ki Sultan Hacım hatunı alur

gider. Sultan Hacım Hatun’a ayıtdı: “Kıbleden yana dur” didi. Hatun dahi kıbleden yana

durdı. Hazret-i Sultan Hacım üç kere üzerinden sıçrayub ve nağra urdı. Ağzı barın bırakdı.

Üç kere arkasın sığadı. Andan el getürüb dua eyledi. Dervişler amin didiler el yüze sürdiler.

Dervişlere ayıtdı: “Bu pir hatunda benim bir sağ köprücüği delik Osman nam bir oğlumuz

gelse gerek beni isteyen anda bulsun” didi. “Ve sonra benim üzerimde bekle” (54) didi.

“Hakk-ı celle ve ‘alâ hazretleri biz zaife kuluna şehvet nazarı virmedi. Hakk te’alâ kudretiyle

ve Muhammed Mustafa mu’cizatıyla biz fakirin duasını kabul ide.” didi. Bu pir hatundan sağ

köprücüği delik bir evlad ola didi. Ol genç hatuna “ Yüri senden imdi bir taş doğsun” didi.

“‘İtikadın yok imiş.” didi. “Varın şimden gerü evinize gidin” didi. Gelüb Sultan’ın elin öpdiler

evlerine gitdiler. Hacım Sultan hazretleri dahi makamına geldi. İbadet ve riyazet itmeğe

meşgul oldı. İmdi Hacım Sultan, halifesi Pakça Sultan ve Habib Acemi’ye ve sair dervişlere

izzet ve ikram eyledi. Andan destur alub gitmek dilediler. Sultan Hacım ruhsat virüb bir

menzil geçirdiler. Birbirine veda’ idüb gitdiler. Pakça Sultan makamlarına gitdi. Hazret-i

Hacım dahi kırk gün kırk gice ka’im ve sa’im olub münacat iderdi. Kudret-i ilahi ol hatunların

ikisi de hamile oldılar. Müddetleri tamam oldı. Ol pir hatun bir bir köprücüği delik oğlan

doğurdı. Ol hatun kabilesi oğlanı alub ve anasını dahi alub birkaç kurban ve çerak cem’ idüb

Sultan Hacım hazretlerine getürdiler. “İşte oğlun oldı dedeciğim” didiler. “Velakin validesinin

südi hiç yokdur. Senin duan berekatıyle oldı. Gine sen bilürsin” didi. Hazret-i Hacım Sultan

ayıtdı: “Yüri Derviş Burhan bu oğlanı besle.” didi. Nefsin karşulayub oğlanı aldı gitdi. (55)

Ol âdemler bir zaman durdılar. Sultan cemaline bakub kaldı. “Genç hatundan bir taş doğdı.”

deyü şikayet itdiler. Cemî’-i dervişler ve ehibbalar işidüb heman Sultan Hacım hazretlerinin

elin ve ayağın öpdiler. Sultan Hacım bunlara hayr dualar eyledi. Bu hatun ile gelen âdemler

destur alub evlerine revan oldılar. Andan Derviş Burhan ayıtdı: “Sultan, bu oğlanın söylemesi

ahvali nice olur” didi. Hacım Sultan ayıtdı: “Bu Allahu te’alâ kudreti ile oldı. Yine Allahu te’alâ

kudreti birle söyler” didi. Sultan Hacım hayr dua eyledi. Burhan Abdal barmakların emzirdi.

“Ve hem adı dahi köprüceği delik Osman olsun” didi. Pes Burhan bu üslub üzere oğlanı

besledi. Allahu te’alânın emriyle etmek yir ve su içer oldı. Sonra sahib-i velayet oldı. İmdi

Hacım Sultan buyurdı: “Var geçenlerde bir asa dikdik idi. Allahu te’alâ emriyle bitdi. Andan

yemiş bitse gerek, her ne derd olur ise derman ola” didi. Bi-emri’l-llahi te’alâ gelüb Sultan’ın

elin öpdi. “N’ola” didi. “Hayr duadan unutma.” diyüb ve çok nasihatler eyledi ve hem “Asayı

bekle.” didi. Pes Osman Baba’nın bir oğlı oldı. Çakır Çelebi dirler idi ve sultanın hidmetinde

hâli değil idi. Sultan Hacım Osman Paşa’yı ol vilayete gönderdi. Varub asanın yanında bir

asitane bünyad eyledi. Fi sebilillah hidmet itdi. Gelüb giden ehibbaya çok velayetleri zahir

oldı. Sultan’ın adın saklar idi. İbadet ve riyazet iderdi. (56) Gice ka’im gündüz sa’im idi.

Adab-ı şeri’ati gözedirdi.

 

Diğer Hikayet-i Kara Baba-yı Horasan Tarik-i Azm-i Rum

Velayet-i Hacım Sultan erbain sal zenbil ka’im kerden. Pes Sultan Hacı Bektaş-ı Velî ve Sultan

Hacım kuddisellahu sırrıhu hazretleri diyar-ı Horasan’dan ‘alem ve seccade ve sofra alub

Rum’a gelicek o sal diyarlar kaht olub pes dervişler halife bir yere cem’ olub ayıtdılar: “Alem

ve seccade ve sofra getürüb Hacım Sultan’a virdin, alub Rum’a gitdi. Bir andan keskin er olsa

da varub sofrayı alub gelsek de Horasan iklimi rızk ve mala ganimet olsa didiler. Pes halifeler

vardılar, Kara Baba dirler katı celali bir ‘âlim ve fazıl bir er var idi. Yerinden durub ayak üzere

geldi. “Dua ve himmet eylen varub Rum’dan sofrayı Hacım Sultan’dan alub geleyim” didi.

İklim halifeleri dua itdiler yanına kırk derviş yoldaş koşdılar didiler ki: “Sakın gâfil olma

Hacım Sultan bir cellad kişidir. Gurur ile varma.” didiler. Andan Kara Baba’yı kırk dervişler

ile Rum’a revan oldı. Yevmen fe-yevmen gelüb Rum’a kadem basdılar. Sora sora gelüb Şeyhlü

ovasına yetişdi. Bir kişiye sordı. Bir konak olsa didiler. Ol âdem ayıtdı: Bunda bir âdem vardır.

Pakça Sultan dirler, keskin evliyadır. Asitanesi vardır. Dervişleri çokdur. Varın konak olun

misafir alur” didi. Bunlar revan oldı. Gelüb gördi ki Pakça Sultan dervişleri ile burçak yolar,

Kara Baba ilerü yüriyüb (57) selam virdi. “Merhaba.” eylediler. Horasan iklimi erenlerinin

selamın tebliğ idüb bir mikdar ta’am itdiler. Andan Kara Baba ayıtdı: “ Pakça Sultan niçün

bunı böyle elin çeküb böyle işi havada yolarsın gelin bir yerde harman olın diseniz ya olmaz

mı?” didi. Pakça Sultan ayıtdı: Biz ana kâdir değilüz.” didi. Andan dua eyledi. Elyüze sürdi.

Parmağıyla işaret eyledi. Burçaklar gelüb bir yere cem’ oldılar. Harman oldılar. Andan Pakça

Sultan ayıtdı: “Öyle ise bizim de bir hidmetimiz vardır, kabul olub divan-ı Hakk da derdimize

derman ola didik idi. Öyle olıcak burçaklarına yerlü yerine varsun didi. Harman hareket itdi,

bir bir yerine vardı. Bir birlerinin velayetlerin görüb Merhaba itdiler. Andan Pakça Sultan

bunları asitanesine götürdi. Üç gün durdılar. Andan Kara Baba ayıtdı: “Bu diyarda Hacım

Sultan dirler bir er var mıdır?” didi. Pakça Sultan ayıtdı: “Hacım Sultan buraya yakındır,

amma seni sınurundan içerü komaz” didi. Andan icâzet alub Pakça Sultan bir menzil geçürdi.

 “Bu yol doğrı yoldır” didi. Revan oldılar, Hacım Sultan hazretlerine yakın kaldılar. Büyük bir

kaba ağaç var idi. Dibine geldiler. Hacım Sultan halvethanesinden çıkub dervişlere ayıtdı:

“Kuduz geliyor sınurum içerü girmesün” didi. Remz itdi. Ayıtdılar, “Aceb remzi ne ola?” deyü

ta’accüb itdiler. Hacım Sultan bir tepe var idi. Anın üzerine çıkdı, oturdı. “Kuduz sınurdan

girmesün” didi. Andan Kara Baba bir ok (57) Selam verdi. “Merhaba.” eylediler. Horasan

ülkesi erenlerinin selamını bildirip, birazcık yemek yediler. Sonra Kara Baba: “Pakça Sultan

niçin burçakları bu şekilde yoluyorsunuz, gelin bir yerde harman olun deseniz ya olmaz mı?”

dedi. Pakça Sultan: “Bizim ona gücümüz yetmez” dedi. Sonra Kara Baba dua edip ellerini

yüzüne sürdü. Parmağıyla işaret etti. Burçaklar gelip bir yere toplanıp harman oldular. Bunun

üzerine Pakça Sultan: “Öyle ise bizim de bir hizmetimiz vardır, kabul olup Hakk divanında

derdimize derman olsun dedik idi. Öyle olunca burçaklar yerli yerine varsın.” dedi. Harman

hareket edip burçaklar bir bir yerlerine vardılar. Onlar, bir birilerinin velayetlerini görüp

tekrar merhaba ettiler. Sonra, Pakça Sultan bunları asitanesine götürdü. Üç gün burada

kaldılar. Kara Baba: “Bu diyarda Hacım Sultan denilen bir kişi var mıdır?” dedi. Pakça Sultan:

“Hacım Sultan buraya yakındır, ama seni sınırından içeri bırakmaz.” dedi. Bunun üzerine

Kara Baba izin istedi, Pakça Sultan onu bir konak mesafesi yolcu etti. “Bu yol doğru yoldur.”

didi. Yola koyuldular, Hacım Sultan hazretlerinin bulunduğu yere yaklaştılar.. Büyük bir

kaba ağaç var idi. Dibine geldiler. Hacım Sultan halvet hânesinden çıkıp, dervişlere: “Kuduz

geliyor sınırımdan içeri girmesin.” dedi. İşaret etti. Dervişler: “Acaba işareti nedir?” diye

hayrete düştüler. Hacım Sultan bir tepenin üzerine çıktı, oturdu. “Kuduz sınırdan girmesin”

dedi. Kara Baba bir ok (58) atdı. Gelüb Sultan’ın nazarına dikildi. Gördiler ki bir yeşil telekli

okdur. Hacım Sultan dervişlere ayıtdı: Ol kuduz kişi bunda benlik ile gurur idüb geldi. Kişi

keşikandan ok çıkarmayalım” didi. “Kuduzı kendi okuyla helak itmek gerekdir.” didi. Oku

eline alub pürtab idüb Kara Baba’nın göğsüne dokunub fi’l-hal can teslim eyledi. Andan

dervişler vardılar gördilerkim Kara Baba canını teslim idüb yanında kırk derviş dururlar.

Andan dervişler cem’ olub yuyub namazını kıldılar. Defn idüb Kur’an tilavet idüb babanın

dervişlerini olub geldiler Sultan’ın hidmetinde oldılar. Sultan Hacım hazretleri birini halife

idüb “Varın benim Horasan’dan getürdüğüm sofrayı getürüb Kara Baba’nın başı ucunda kaba

ağaca asın” didi. “Bizi isteyen dostların gönli ne dilerse içinde bulunsun.” didi. Ve dahi Allahu

te’alâ emriyle biz dar-ı fenadan dar-ı bakaya rıhlet itdiğimizden sonra sofra kırk yıl leylen

ve neharen ka’im olsun” didi. Pes ol sofra Sultan Hacım hazretlerinden sonra kırk yıl ka’immakamlık itdi. Her kişi ne isterse sofrayı ağaçdan indirüb bulub yiyüb asardı. Pes imdi Sultan Hacım hazretlerinin velayetnâmesin akla getürebilmeye ve diller şerh idemeye Sultan Hacım nevverallahu ruhehu hazretlerinin velayetnâmesin tercümanı Derviş Burhan kuddisellahu sırrehü’l-azizdir. Ve sa’y u takati kadar kitabet iderdi. Ve bizden sonra gelen muhiblere lazım olur deyü. Pes İmdi Sultan Hacım hazretlerinden sonra Derviş Burhan dahi halife oldı ve ehibbaya pend u nasihat iderdi. Her birine ta’zim ve tekrim iderdi. Baki kelam Hakk-ı hu kelam muteval olmasın. Yani söylediğim keramat-ı aliyye deryadan katre ve güneşden zerre olub bu kadar var ki Hacım Sultan efendimizi bu hakîr Derviş Burhan Abdal gönülden çıkarmamak içün bu kadar velayet zikriyle iktifa olundı.

*Prof.Dr.Tufan GÜNDÜZ, Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

 *Bu yazı, TÜRK KÜLTÜRÜ ve HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA DERGİSİ / 2010 / 55. Sayısından alınmıştır