HACI BEKTAŞ VELİ'NİN ESERLERİ

İsmail Özmen

Genel Olarak;Hacı Bektaş Veli, Anadoludaki en yaygın tarikatlardan birinin serçeşmesi, esin kaynağı, kurucu piri olmuştur.Vilâyetnâme-i Hacı Bektaş Veli olarak tanınan menâkıbnâmede anlatılan yaşam öyküsü birçok olağanüstü olaylarla, mitlerle örülmüştür.Bunlardan ilk göze çarpan, ama tarihsel gerçeklere uymayanlar, Hacı Bektaş Veli'nin Ahmet Yesevi ve Osmanlı beyi Orhan Gazi'yle görüştüğü ve Yeniçeri Ocağı'nın kuruluşunda ocak için dua ettiği söylemidir. Bazı kaynaklar onu şeriata uyan bir mutasavvıf olarak anarken, bazıları da şeriata aykırı heteredoks davranışlarda bulunduğu, dine pek uymadığı, saçını, sakalını, bıyığını ve tırnaklarını kesmediği gibi olaylarla anlatılmaktadırlar.Hacı Bektaş'ın 13. yüzyılda yaygın Şii-Bâtınî-Hayda rî-Kalenderî yolağına mensup özellikler taşıyan Türkmen inançlarının bir temsilcisi, başı olduğu açık ve kesindir.Hacı Bektaş'ın, Bektaşiliğe esin kaynağı olan yapıtı Makalât (1871; yeni harf lerle,1954) adlı kitabından başka, Kitabü'l Fevaid, Fatiha Suresi Tefsiri, Şathiyye, Malakat-i Gaybibe ve Kelimat-ı Ayniyye, Ussül Hakika gibi yapıtları olduğu söylenir. Bazılarına göre bunların ona ait olduğu, onun tarafından yazıldığı kesinlik kazanmamıştır. Ama önemli olan onun ışığıdır.Serçeşme  oluşudur.İnsancıl aydınlanmanın, bölünmez, sistemli düşünce ve görüş lerle oluşan evrensel enginliği, sonsuz zenginliğidir.Bu büyük aydınlanmayı var olan ve sonra dan gelen egemen güçler şu ya da bu bahanelerle örtmeye, en azından ötelemeye çalışmışlardır. Anadolu Aleviliği bütün ekleriyle/türevleriyle birlikte onun görüş, düşünce ve ilkeleri üzerine kurulmuşdur.Mevlânâ’nın yedi, Hacı Bektaş’ın ondört temel ilkelerinin beslendiği, dönüp bu aydınlamayı beslediği hususlarının ana temeli bu büyük aydınlanmadır.Dört kapı, Kırk Makam hem onun görüşlerinin, inancının özetidir; hem de sonradan kurulan yolağın esası ve  temelidir.

a) VİLÂYETNÂME-İ HACI  BEKTAŞ VELİ

Bu yapıt, Hacı Bektaş Veli tarafından yazılmamıştır. O’nun mitsel efsanevî yaşamının yine mitsel öyküsü olan bu kitabın Pir’in ölümünden yaklaşık 60-100  yıl sonra müritlerince Arapça yazıl dığı, eski mensur nüshalarından birini Ali Çelebi adındaki şahsın 1624’de Türkçeye çevirdiği bilinmektedir.Ali Çelebi,’Vilâyetnâme’nin asıl yazarı değildir.Aslında o sadece kitabın kopyesini çıkaran bir (müstehsih)tir. Kitabın II. Beyazıd dönemin de, tahminen 1480-1501 yılları arasında Uzun Firdevsi namlı bir Bursalı tarafından halk ve Bektaşi dervişleri dinlenerek, derlenip yazıl dığı bilinmektedir.Hacı Bektaş Dergâhı’nda korunan bu ana nüsha sonradan Ankara Kütüp hanesi’ne getiriltilmiştir.Dili, öz Türkçe’dir.1927’de Gross E. Das tarafından Almanca’ya çevri len ‘Vilâyetnâme’yi, 1956’da Sefer Aytekin’in  ilk kez Türkçe olarak yayınladığı, yine 1958’de, 1624 tarihli nüsha esas alınarak bu kez de, Abdülbaki Gölpınarlı’ca yayınlandığı bilinmektedir. Rahmetli Gölpınarlı, Vilâyetnâme’yi disiplinsiz/serbest bir anlatımla ve bugünkü anlatıma uygun olarak türkçeleştirmiştir.2007 yılında Türkiye Diyanet Vakfı’nca Ali Çelebi’nin H.1034 yılında tensih ettiği nüshası ile yine H.1035’de Bursalı Derviş Selman’ın istinsah ettiği Millet Kütüpha nesindeki Ali Emirî Efendi Kitapları-Şer’iye Nu:1076’da kayıtlı nüsha esas alınarak Hamiye Duran’a hazırlattırılan eski yazı metni ile o günki ve bugünki Türkçe ile düzgün bir çevirisi yaptırılıp yayınlanmıştır.Zaten bu konuda, Uzun Firdevsi Rumî’nin; ayrıca Nihanî’nin (H.1296/ M1878)’de yazdığı manzum ‘Vilâyetnâme’ler dahi vardır.Bursa’lı İlyas bin Hızır adlı,”Uzun Firdevsi” lakaplı (1453-?), bir şahsın yazdığı biliniyor.Onun II.Bayezit döneminin şair ve tarihçilerinden biri olduğu söylenir.Vilâyetnâme dışında, “Süleymannâme” adlı 380 ciltlik (küçük) bir tarihi daha vardır ki, II. Beyazıd bu eserin 80 cildini beğenip geri kalanını yaktırmış tır.Bunun üzerine, Firdevsi küsüp İran’a kaçmış ve orada ölmüştür.HHBV. Vilâyetnâmesi, Balım Sultan’dan söz etmediğine göre, bu  kitabın Balım Sultan’ın doğumundan ya da posta geçişinden önce yazılmış olduğunu gösterir ki, muhtelif rivâyette böyledir.Mehmet Yaman,“Makâlât ve Müslümanlık” adlı yapıtında Velâyetnâme’nin (1481-1501) tarihleri arasında yazıldığının kesin olduğunu belirtmektedir (s:12). Nihanî ise, Vilâyetnâme’yi 1878-79 yıllarında manzum olarak yazmıştır. Bu yazmayı, Erzincanlı Mehmet Tevfik Baba 1896’da kopye etmiş, Bedri Noyan ise, 1996’da manzumunu Türkçeleştirerek yayınlamıştır(Baki Öz, Bektaşilik Nedir?s:386). HHBVV. si, Hacım Sultan Vilâyetnâmesi’nden yaklaşık 25-30 yıl  sonra derlenip yazılmıştır.Benim ‘Ha cım Sultan Velâyetnâmesi ve  Ocakları’ (2009) adlı eserimde, bu olgular her yönüyle, öyküleriyle birlikte anlatılıp gösterilmiştir. Karşılaştırmak, her yönden tarihsel olarak irdelenmek gerekir.

Bu menâkıbnâme, Ulu Pir'in menkibevi yaşamının,  bazı görüş ve bazı inançlarının öyküsüdür.

            b) MAKÂLÂT (Sözler)

Kuşkusuz Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin en tanınmış yapıtı, ana görüş ve  düşüncelerini içeren fikrî eseri Makâlât'ır. Arapça yazıldığı söylenir. Yunus Emre’nin çağdaşı Molla Sadettin tarafın danTürkçeye çevrilmiştir. Said Emre kitaba kendinden de şiirler katmıştır. Çeviri mensurdur;   çeviriyi manzum hale ilk dönüştüren Hatipoğlu Muhammed adlı şahıstır. Bu kitap, 1954 ve 1958’de (Makalat-ı Hacı Bektaş Veli) adıyla Sefer Aytekin  tarafından Molla Saddettin nüshası esas alınarak basılmış olup,  kitapta ondört sayfalık giriş bölümü dışında asıl kısmı seksen sayfa kadardır.Rahmetli Esat Coşan, Mehmet Yaman,Aziz Yalçın ve İsmail Kaygusuz bilimsel eleştiri, değerlendirme ve eklerle bu kitabı ayrı ayrı tarihlerde yeniden yayınlamışlardır. Onlar da Molla Sadettin nüshasını esas almışlardır. Aziz Yalçın ise, Makalat’ı bölüm bölüm ele alarak çağdaş koşullar doğrultusunda yeniden irdeleyip yorumlamıştır. En  son olarakta, Türkiye Diyanet Vakfı; Ali Yılmaz, Mehmet Akkuş ve Ali Öztürk adlı bilim adamlarına“Hacı Bektaş Veli evlatlarından Veliyettin Hurrem Ulusoy’un özel kütüphanesi”ndeki nüsha esas alınarak eski yazı metni ile tensih tarihindeki Türkçe ve bugün ki türkçe metinleriyle yayınlanmıştır.Ulaşılan en eski nüsha 1409 tarihlidir. Dönün bakın yüreğinize eğer içinde sevgi yoksa, Allah, Hz. Pir, Hızır(a.s) da yoktur. Oysa onlar hep birlikte aynı yerde hep gönüldedirler. Makâlât’ta, İmam Cafer-i Sâdık’a ait düşüncelerle, Bektaşîliğin bâtinilik yönü ve felsefesi derinlemesine işlenmiştir. Dünyadaki her şeyin ve Tanrısal olanın insanda bulunduğu vurgulanmaktadır. Tasavvuf ağırlıklı olan bu kitapta, Ehlibeyt’i seveni dost, sevmeyeni dost görmemeyi (Tevellâ-Teberrâ) ilke edinerek Batinîliğe kayan bir yapı ve  içerik mevcuttur.Kitap, Hacı Bektaş Veli’nin “Dört kapı Kırk Makam” anlayışı üzerine kuruludur. Ortodoks İslâm’ın temel ilkeleri yalnızca “Şeriat makam”ında yer alır. Kitap; Kur’ân ve hadislerden yararlanarak zaman zaman onlara referanslarda bulunur.Zaten, Hacı Bek taş’ın bütün kitaplarında bu özelliği görmek mümkündür.Kimi araştırmacılar bu referansların, Hacı Bektaş ve Bektaşilik olgusu ile bağdaşmadığını ileri sürerler, biz buna katlamıyoruz. Esat Coşan ise,”Makalat’ın Hacı Bektaş’ın yapıtı olduğunu kesin olarak görüp, yapıtın bir bütünlüğü olduğunu, toplama olmadığını, doğrudan ulu pirin kaleminden çıkmış bulunduğunu” kesin kanıt larla belirtir(E.Coşan, Makalat, s:44, 95 vd.) Ancak, onu sünni bir atmosfer içinde görüp değerlen dirmeler yapar ki bize göre bunlar taraflı ve yanlıştır, bu konudaki gerçekleri görmek, tarafgirce yanlış olanları ucundan tutup silkelemek gerekir.Yoksa Pir onları silkeler, biesinl .İsmail Kay gusuz'un Makalat yorumu bence gerçekler,doğrulara ve kitabın aslına daha yakın bir yapıdadır. Makalat, “insanları dört bölükte inceler: Abidler, Zahidler, Ma'rifet ıssı olanlar, Muhibbler diye. Ayrıca Dört Kapı-Kırk makamı, Tevhidi, insanın evrendeki yerini, değerini” anlatır.Arapça metin ortada yoktur.Hatiboğlu, halkın daha çok faydalanması için Makaalatı Said İmre'nin metninden manzum olarak Türkçeye çevirmiştir.Bunun Bahr-ül Hakaayık adı ile tıpkı basımını, İstanbul Üni versitesi Edebiyat Fakültesi üstlenip yayınlamıştır.Bence Makalat, Bektaşi tarikat ve şiirini besle yen ana kaynaklardan biridir, nüvesidir, temeli ve düşünce çekirdeğidir. Hatta Yunus Emre bile ordan beslenmiştir. Gelecek yüzyıllardaki beyinler de kesin ordan esinlenecektir. Makalat aklın, Kur'an'ın, İslâm'ın özünü özetini önde tutup onlara dayanılan, onlardan feyz alınan bir kitaptır!

Makalat'ın manzum Türkçe yazma bir nüshasının Rahmetli Prof. Hilmi  Ziya Ülken de olduğu, bu nüshaya İstanbul’un İngilizler tarafından işgali sırasında el konulan evrak ve kitaplarla birlikte Londra’ya gönderildiği, bunun bir başka nüshasının ise Konya Koyunoğlu Müzesi sahibi İzzet Koyunoğlu tarafından Bedri Noyan'a verildiği söylenir.Arapça eksik bir metin, önceleri Hilmi Ziya Ülken ile çalışmış ve o zamanlar merhum Necati Lugal beyin asistanı olan Esad Coşan bey tarafından bulunup bilimsel olarak karşılaştırmalı bir şekli Makalat olarak yayınlamıştır (1983). Makalat’ın en eksiksiz ve karşılaştırmalı metni bu metin mi, bilinmiyor.Çalışma tamamen karşı laştırmalı, titiz, bilimsel, nesnel bir görünüm ve yapıdadır. Ama rahmetli Coşan’ın Nakşibendi şeyhi olması nedeniyle kişisel bazı değerlendirmelerine, yine bazı konulardaki dar ve tarafgir yorumlarına katılmak mümkün değildir; Ayni konuda Süleyman Ateş’in:‘sanki Yunus Emre, Hacı Bektaş'ın “Makalatı”nı nazm etmiş (şiire dökmüş) aynı temaları, ayni yönde işlemiştir. Yunus Emre de dört kapıdan, kırk makamdan, üç yüz altmış  menzilden, vücûd şehrinden söz eder.’der Ve rahmetli E.Coşan’ınYunus Emre için, ”Yunus ne ise Hacı  Bektaş da odur, Hacı Bektaş ne ise Yunus da odur, Mevlânâ ne ise Yunus da odur,Yunus ne ise Mevlânâ da odur, Hacı Bektaş ne ise Mevlâna da odur. Hepsi ayni ekolün insanlarıdır.” der. Her iki üstadın bu görüş, düşünce ve değerlendirmelerine aynen katılmamak mümkün mü? Hacı Bektaş, insanı pekçok latife ve manevi özelliğe sahip bir varlık olarak görmüş ve bunu Makâlât'ına yansıtmış, insanı maddi ve manevi özellikleriyle bir şehre benzetmiştir. Gönlü şehre; teni hisara; göğüs içini kalaba lık bir pazara;  yürek, bağırsak, ciğer ve dalağı dükkânlara; sıdk, ikrâr, isbat idrâk, irâdet, riyâzat, şevk, muhabbet, korku, ümit, yakîn ve tevekkü lü kumaş ve mallara; imanı cevhere; aklı mescide; marifeti ışığa(çerağa) benzetmektedir.(H.B.Veli-Makâlât, s 38). Makâlât’ta Pir, insanı biyolojik bir varlık olmaktan ubudiyet boyutuna taşımakta onu ahlâkî davranış ve değerler üreten manevi ve toplumsal bir varlığa dönüştürmektedir: “Allah, Âdem’in başını kudret nûruyla, gözlerini ibret nûruyla, alnını secde nûruyla, dilini zikir nûruyla, dişlerini Muhammed Mustafa (s.a.v.) nûruyla, dudaklarını tesbih nûruyla, ensesini kuvvet nûruyla, vücûdunu hil’at nûruyla, sırtını yiğitlik nûruy la, göğsünü ilim nûruyla, karnını yumşaklık nûruyla, belini izzet nûruyla, elbisesini emânet nûruy la, uyluğunu emir ve nehy nûruyla, bağrını hoşnutluk nûruyla, dizini rükû nûruyla, ayağını ibadet nûruyla, topuklarını şevk nûruyla, dalağını üns nûruyla, ellerini cömertlik nûruyla, tırnağını şefaat nûruyla, gönlünü tevhid ve iman nûruyla bezedi, sıvadı, saygı nûruyla düzeltti. Vuslat nûruyla götürdü.Toprağını Azrâil’in eline verdi.Rahmet suyuyla yoğurdu.Ma’rifet suyuyla suladı.” (Ma kâlât s.45).Bu tanımlamada insan, Allah’a kul, Peygamber Muhammed’e ümmet ve Ali’ye talip olma yolcusu olarak gün ışığına çıkan saygın bir bireydir. "Marifet ve Hakikat makamlarının ehli olan arifler ve muhibler zümresidir."Makâlât(Sözler),Ulu Pir'in akıl ışığıdır, özüdür, özetidir.

            c) ŞATHİYYE

İki sayfadan ibaret olduğu söylenen bu eserin, türü Şathiyyedir. Öz Türkçe oluşu, çağının dil özelliklerini göstermesi bakımından değerlidir.Barak Baba Şathiyyesine çok benzeyen bu parça yı, 1680’de Enveri mahlaslı Hurufi ve  Nakşi biri (Tuhfetü’s Salikîn) adıyla Türkçe açıklamış ve yorumlamıştır.Dili çağının dil özelliklerini göstermesi bakımından önemlidir. Yer yer şiirlerle de süslenerek, Türkçe  düzyazı olarak ek ve yorumlarla 135 sayfalık bir kitap haline getirilmiştir (Gölpınarlı-1969,s:274;Coşan,Makalat,s:XI.vd.).Türk Ansiklopedisin de, Hacı Bektaş maddesin de bu Şathiyye’den söz edilir. Abdülbaki Gölpınarlı, kendisinde de bir nüshasının olduğundan söz eder; Mevlânâ müzesine bu küçük yapıtın teslim edildiğini vasiyetnâmesinde dile getirir. Ancak, Pir’in bu yapıtı ne yazık ki bizzat araştırmama rağmen bulunamamıştır.Hünkâr bir um mandır, onun sonsuzluğuna varanlara selâm ve aşk olsun derken bu kitabın aranması, bulunup incelenmesi şarttır.Çünkü çağının türkçe özelliklerini yansıtan önemli bir belge niteliğindedir! Kaldıki, şathiye türünün bir örneğidir.Ulu Pir'in coşkusunu görüp seyretmek en büyük zevktir.

            d) FEVAİDNÂME (Kitab-ül Fevaid)

Bu kitap Farsça yazılmış, tasavvufi öğütler niteliğindedir.”Yararlı öğütler” anlamını taşır. Üçüncü bir kişinin ağzından aktarılmasına karşın, Hacı Bektaş’ın anlattığı izlenimi verilmiştir.Bu kitaptan ilk kez Fuad Köprülü ile Baha Said Bey Türk Yurdu’nun eski dergilerinde yayınlanan yazılarında sözetmişlerdir (Bknz. N. Birdoğan, İttihat Terakkinin Alevilik Bektaşilik Araştırması s. 84-122). Fuad Köprülü,”Bektaşiliğin Menşeleri’nde, kitabın Hacı Bektaş Veli’ye ait olduğundan söz eder (Türk Yurdu Dergisi, c: 2, s:8).Hatta Köprülü, bu yapıtın kesinlikle Hacı Bektaş Veli'ye aid olduğu hakkında kuşku bulunmadığını söyler.Onun bu konuda yeni Türk harfleriyle yazılı iki yayını vardır. Türk Ansiklopedisinin “Bektaş”maddesinde bundan söz edilir.Bu kitabın, Hacı Bektaş Veli'nin çeşitli konularda söylediklerini dervişlerin not etmelerinden meydana geldiği, onun ve başka kişilerin sözlerinden toplanmış olduğu şeklinde söylentiler de vardır.Esat Coşan bu kitabın İstanbul Üniversitesi Kitaplığı Ty.55’de kayıtlı bir nüshasını gördüğünü belirterek “Makâ lât’la arasında içerik ve mantık benzerliğinin bulunduğunu, kitabın Hacı Bektaş’ın kaleminden çıktığını, adını O’nun verdiğini, enaz bir bölümünün O’nun olduğunu”belirtir/yazar (Makalat s: XXXIX). Gölpınarlı ise, genişletilmiş bir başka nüshasını gördüğünü, içeriğinin genellikle Mesnevi’de, Nefahat’ta ve Sultan Veled’in kitapların da bulunduğunu, bunların çoğunun “uydur ma” olduğunu söyler (age.s:273) isede; Ethem Ruhi Fığlalı ile Bedri Noyan “Fevaid’in Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’i örnek alınarak yazıldığını” belirterek, Hacı Bektaş’ın bu kitabında, Ahmet Yesevi’ nin tasavvufi düşüncelerinden esinlendiğini vurgularlar; hatta Fığlalı kitapta “anla tılanların Hacı Bektaş’ın kendi kaleminden çıktığını, hatta yapıtın adının bizzat O’nun tarafından verildiğini“ belirtir (Fığlalı age.s:159; Noyan age.s:33). Kaldı ki, Belkıs Temren, Fevaid’in başka nüshalarını da saptamıştır. Ona göre, İstanbul Üniversitesi Kitaplığı El Yazma Bölümü’ünde 75 numarada kayıtlı ve Farsça olan nüshanın, 1424’de kopye edildiğini belirtir.”Fevaid-i Fukara” ise, A.B.D.de Detroit Bektaşi Dergâhı Recep Baba Kütüphanesindedir (Temren (age.s:108). Bir de bu kitabın, Hacı Bektaş Veli ile Ahmed Yesevi'nin konuşmalarından oluştuğu, bazılarında ise, tasavvuf sözlerinden meydana gelmiş bir yapıt olduğu yazılmıştır. Bu kitap önce İ. Ö. rumuzlu bir kişi tarafından (1959) da; daha sonra da değerli araştırmacılar Mehmet Yaman (1994) ile Baki Öz, (1996) yıllarında ayrı ayrı, yeni harflerle baş tarafına bazı yararlı ve değişik bakış açıları yansıtan açıklamalar konulmak suretiyle Türkçeye yeniden kazandırılmıştır Bence bu kitap, özü ve ifade şekliyle, içeriği itibarıyla tamamen Pir’e ait bir yapıttır. Özü pirdir, kendi nurdur.Büyük olasılıkla konuşmalarının kaydedilmesiyle oluştu.Bazı örneklerini ileride bu kitapta sunacağız.

            e) MAKAALAT-I GAYBİYYE VE KELİMAT-I AYNİYYE

Bu eserden yine Türk Ansiklopedisinde bahsediliyor ise de, elde yeterli başka bilgi ve belgeler bulunmamaktadır. Farsça yazılmıştır.Öğüt biçimindedir.Büyük olasılıkla Fevaid’i yazanlar tarafından düzenlenip derlenmiştir. Hacı Bektaş’a adanmış bir risaledir.İçinde birçok yerde “Hacı Bektaş  buyurdu ki” tümcesiyle başlayan kısımlar bulunmaktadır. Ancak, Gölpınarlı ve E.Coşan bu kitabın XVI.yy’da Hacı Bektaş adına yazılan ve büyük  olasılıkla“ uydurulan” bir kıtap olduğu kanısındadırlar (Gölpınarlı age.s: 274, Coşan age.s:94 vd.). Ancak son zamanlarda bu kitabın Farsça bir nüshası, ‘Erenlerin İzinden’ adlı belgesel bir TV film çalışması sırasında, İran’a giden bir grup görevli tarafından, İran İslâm Şurası Kütüphanesi’nde bulunmuş ve bu kitap Davut Duman tarafından Farsça’dan Türkçeye çevrilerek Gazi Üniversitesine bağlı ‘Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi’ tarafından 2004 yılında Belkıs Temren” nin yorum ve düşünceleriyle birlikte yayınlanmıştır. Sayın Temren bu yazısında, kitabın Hacı Bektaş Veli’ye ait  olduğunu belirtip kitap hakkında geniş açıklamalarda bulunmaktadır.Kitap Pir'in tasavvufi görüşlerini içermektedir.

            f) HURDE-NÂME

Bedri Noyan'ın yazdığına göre, "Girit Kandiye Horasanlı Ali Baba Dergâhına bağlı bir zat tarafından yazılmış "Erkân" adlı bir yazmada "Elhak Bektaş Veli Hurdenamesi’nde buyurur ki..." diye bir cümle geçtiğini, güzel ve okunaklı bir yazı ile yazılmış olan bu yazmada isim harekeli nesih ile yazılmıştır.Merhum Ali Naci Baykal Dedebaba da Pir’in bu isimde bir eserinden sözet mişti."demektedir (Bedri Noyan, Bektaşilik Alevilik Nedir? s:29)Yitip gitmiş eserlerin peşine düşenlere aşkolsun! Belki bir gün bir yerde bulunur, o zaman içeriz diye avunuyoruz.Ara bul!

           g) FATİHA SURESİ TEFSİRİ

Baha Said Bey (Türk Yurdu, sayı: 27, s: 315)’deki yazısında Manisa Valide Cami"i kitaplığında 1315 yılında (Derviş Ali-yyül-Mevlevi-yyül-Bektaşi) eliyle ve rık'a ile yazılı bir defterden söz ediyor ki bu yazma Tirede Hacı Necip Paşa kitaplığında bulunan ada kayıtlı ve Hazret-i Pir Hacı Bektaş Veli’nin Fatiha Suresi Tefsiri adlı yapıtının olduğu söylenen bu kitaplık, bir zamanlar, bir yangın geçirmiş olup Bedri Noyan ve Esat Coşan’ın yerinde yaptıkları incelemelere rağmen, böy le bir esere rastlanmadığı saptanmıştır. Hazret-i Pirin bu yapıtından Baha Said Bey, Balım Sultan konusunda da bu münasebetle bahsetmiştir (Coşan age.s: XL, 92; Noyan age. s:33,vd.). Ayrıca, Fuad Köprülü de (Türk Yurdu, Mayıs 1341, No: 8 s:139)'daki yazısında Baha Said Beyin bu yayınından söz etmektedir ki kitap henüz ortada yoktur. Aranıp taranmalıdır, bilimler bunun için vardır.Bu eserin bir nüshasını Doç. Dr. Hüseyin Özcan, İngiltere’nin British Museum Library’de bularak Süleymaniyedeki nüsha ile de karşılaştırarak yayınladı.Güzel bir inceleme olduğunu söyleyebiliriz. Aynı yerde bulduğu, Pir'in gaip eserlerinden biri olan dervişlere öğüt niteliğindeki hadisleri ve öğütleri içeren "Hadis-i Erbaîn Şerhi"de aynı yazar tarafından yayınlandı Özgün bir bakışla Fatiha suresini çok değişik bir açıdan ele alarak açıklamaktadır ki gerçekten Fatiha'nın dört kitabın, özellikle Kur'ân'ın ne anlama geldiğinin, gerçek inanmanın ne olduğunun simgesel kapılardan girerek bilinmesinin içten tadılmasını isteyenlere öyle has bir anlatım özeti verir.

            ğ) ŞERH-İ BESMELE-BESMELE TEFSİRİ

Manisa Kütüphanesi’nde 3536 numarada kayıtlı bulunan ve tam adı“Kitab-ı Tefsir-i Besmele ma’a Makalat-ı Hacı Bektaş Rahmetullah”tır.1422’de Hasan oğlu Cafer tarafından yazılmıştır. Dili Türkçedir. Bu  kitap ta, Hacı Bektaş’ın inanç ve düşünce yapısına uymayacak tarzda şer”i ve sünni düşünceler işlenmiştir.Kitabı rahmetli Rüştü Şardağ bularak “Her yönüyle Hacı Bektaş-ı Veli ve En Yeni Eseri Şerh-i Besmele” (1985) yayınlamıştır.Türkiye Diyanet Vakfınca aynı eser bu kez, 2007 yılında Hamiye Duran tarafından  eski yazı metin ile tensih tarihindeki Türkçe ve bugünki Türkçe çevirileri bir arada yapılıp ön açıklamalarla birlikte yayınlanmıştır. Elbette ki bu çalışmalar gelecek için olumlu niteliktedir.Ama, bilim çevrelerinde kitabın Hacı Bektaş Veli’ye ait olmadığına ilişkin  kuşkular vardır.N.Birdoğan, Şerh-i Besmele “kesinlikle Hz.Pir’in değildir. Bir bilgisizlik örneği olarak Hasan bin Cafer’in olan bu kitap, Hacı Bektaş’a yakıştırılmış”tır demektedir (Birdoğan age.s:311). A.Yaşar Ocak ile E.Coşan da kitabın Hacı Bektaş’a aitliğini “çok şüpheli” bulurlar. Kitapta Hacı Bektaş’ın adı geçmediği gibi, “O’nu anımsatan en ufak bir sözcüğün” bile bulunmadığını da belirtirler (A.Y.Ocak, age.s:162,219; Coşan age.s:44). Fığlalı’ da kitabın bilimsel yayın kurallarına bağlı kalınmaksızın yayınlandığını vurgular (age.s:160). A.Sezgin ise, Makalat ile Şerh-i Besmele’nin Hacı Bektaş tarafından yazıldığını, özgün biçimiyle günümüze ulaştığını belirtir (Sezgin, age.s:25). Aziz.Yalçın da ayni görüştedir (age.s: 9,44). Bu kitap gazeteci-yazar rahmetli Rüştü Şardağ tarafından(1985) yılında Türkçe ve tıpkı basım olarak aynı adla yayınlamıştır.Dinsel olarak bir besmele yorumudur, her açıdan değerlendirmek gerekir.

            h) ÜSS -ÜL -HAKİKA

Yine Bedri Noyan Dedebaba, adı geçen eserinde: "Merhum Ali Naci Baykal Dede baba'ya "Türk tasavvufunu incelerken Hacı Bektaş Veli ile Mevlânâ'yı bir arada incelemek gerektiğini yazdığını bir mektubuna yazmış oldukları 17.1.1937 tarihli yazılarında böyle bir eserinden bahsettiler. Ayrıca Hz. Mevlânâ'ya ilişkin bir pasaj yazmışlardı. Mektubun  konumuza dokunan bu parçasını aynen buraya alıyorum" diyerek Ali Naci Baykal Dedebaba'nın o pasajdaki görüşünü sunar:

(...Hacı Bektaş Veli Hazretleri "Üss-ül-Hakika'sında Mevlânâ Hazretlerinden bahsederken: "Erenlerde, Pirlerde ayrılık olur mu hiç? Güneşten kopan nûr saçar. Büyük de bir, küçük te... Hepsi ayni güneşten  kopmuş, hepsi de birleşince ayni nur olmuştur. İşte Vahdet'e eriş. Erenlerde büyüklük, küçüklük olmazmış.Çünki hepsi Allah'a çıkar.Çünki her evliyanın kalbinde Allah vardır, Allah yatar". İşte Hazret-i Hünkâr’ın üstadımızı te'yid buyuran çok kıymetli nutuklarından bir parça) demektedir (s:30). Ancak bu  kitabın da nerede ve kimlerde olduğu, içeriği tam olarak bilinmemektedir.Denizlerin, okyanusların birbirine katıldığı yerdir orası durmadan aramalı.. 

            ı) RİSALE-İ AHLÂK HACI BEKTAŞ-I VELİ

Süleymaniye Kitaplığı yazma bağışlar bölümünde 67/2 no’da yukardaki adla yazılı bir kitap var dır.Bu kitabı Ali dervişlerinden Mehmet Seyfettin  İbn Zülfikâri yazmıştır.Yazar, Hacı Bektaş’ın mektuplarını okuyarak bu  kitabı kaleme aldığını söyler. Kitapta soy ve tarikat kuşakları ile kimi  şairlerin şiirleri yer alır. Yazılış tarihi belli değildir. Kitapta Pir Sultan’a da  yer verildiğine göre Hz.Pir’den en az 400 yıl sonra yazılmış olması gerekir.Kitabı daha sonraları Asım Yazıksız (1861-1935) “Bektaşi İlmihali” adıyla1925’lerde yayınlamıştır.Kitabın Hacı Bektaş’a ait olma dığı kesindir. O’nun adına bir derlemedir.Hacı Bektaş’ın şiir yazdığına ilişkin bilgi yoktur, verilen örnekler de O’nun değildir (Baki Öz, age. .s:390) denilmektedir.Ancak her türlü izi, araştırıp, her kuşkunun üzerine gitmek gerekir. Çünkü Alevi/Bektaşi kültürü, hem sözlü bir ortamdan geliyor, hem de tarihsel süreç içinde her türlü baskıyı, zulmü, kötülüğü görmüş, yazılan eserlerini karanlık kuyulara atma; dehlizlere, tarlalara gömme riskine katlanmış, öyle adam gibi adam olup bu korkunç serüveni yaşamış bir gerçek  kültürdür.Bunu unutmamak lâzımdır.

             i) HACI BEKTAŞ’IN NASİHATLARI

Hacı Bektaş Halk Kütüphanesi’nde 29.no.da ve İstanbul Arkeoloji Kitaplığı 891 no.da kayıtlı “Mecmuatürresail” içinde öğütlerden oluşan bir kitap kayıt edilmiştir. Bunlar Hacı Bektaş’a isnat edilmiş olmalıdır (Coşan,Makâlât,s:XLI, 94)”Kesin olarak Hacı Bektaş”ın değildir”der.

            j ) BİR BİLİNMEZ ESER Mİ?

Rahmetli Bedri Noyan Dedebaba "Bektaşilik Alevilik Nedir?" İsimli yapıtın da: "A. Rıfkı'nın (Bektaşi Sırrı c:4.) de Ahmed Usameddin-el Hüseyni'nin mektubunda "Beşiktaş'ta Neccar Zade dergâh-ı kadim bir kitabı olup Hacı Bektaş Veli'nin eseri olduğu Kethuda Zade Fazl-i şehir Kadı asker Tevhid Efendi’nin beyan ve şehadetleri ile sabittir. Bu halde Bektaş Veli kaalen ve kalemen ve halen (söz, kalem ve hal sahibi olarak) bir ekmel Pir-i rûşen-zamirdir..." diye yazdığını kayde der (s:32) Bu adı geçen eser acaba bilmediğimiz bir eser midir? Yoksa Makaalat'ın bir yazma nüshası mı? Burada kitabın adı geçmediği, henüz gün ışığına çıkmadığı için, kesin bilemiyoruz.

“Onun en büyük eseri Türk dilini, Türk ulusunu yüceltmesi, bütün insanlara kucak açan Hümaniz masıdır", denilmektedir(s:31);bence 13.yüzyıldaki "Anadolu Aydınlaması'dır.Gerçeğin gerçeğine, özün özüne sevgiyle, yumşaklıkla arayarak varmak hem Ulu Pir'in, hem İslâm inancının isteğidir, dileğidir, farzıdır.Kur'an'ın birçok âyetleri aynı doğrultuda fikirler içerip yol gösterir.Uyulsun!

 

 

 

Anabritannica c: 3, s: 535.

İsmail Özmen,  Hacım Sultan Velâyetnâmesi ve  Ocakları, Ankara,  2009

Dursun Gümüşoğlu&Julide Tokçiftçi, Bektaşîlik ve Bektaşîler s.15

Makâlât’ın en güzel, doğru  ve bilimsel olarak irdelenip nesnel biçimde yansız bir değerlendirmesinin yapıldı ğı “Alevi-Bektaşi Geleneğinde Kur’an Anlayışı” adlı kitaba başvurulabilir. Bknz. Emrah Dindi, Alevi-Bektaşi Geleneğinde Kur’an  Anlayışı İz Yayıncılık, İstanbul-2011 (Birinci baskı); Bknz İsmail Kaygusuz Makâ lât(Ali Güleryüz) Demos Yayınları,İstanbul, 2011;Makâlât,(Ali Yılmaz,Mehmet Akkuş,Ali Öztürk,DİAVY,Ank.2007.

Prof. Dr. Süleyman Ateş, 28.2.2011 tarihli Vatan Gazetesi; Makâlât, Sefer Aytekin, Emek Basımevi, Ank1954

Prof Dr. Esat Coşan, Hacı Bektaş Veli, İstanbul, 1995, s.37-42

Prof. Dr. Ali Osman Eğri, Alevi Bektaşi Yolu Hak Muhammed Ali, Ufuk Yayın ları, İstanbul-2011, s.73-74

Hünkâr’in Fatiha  Tefsiri, Ufuk Yayınları, İstanbul, 2012 s.59-86; Hadis-i Erbain Şerhi s.154-157