HACI BEKTAŞ VELİ'NİN FELSEFESİ

İsmail Özmen

-Hacı Bektaş, insanlara bütün inanç katılıklarından uzak kalmayı öğütler.İnancın odağına sevgiyi-saygıyı, yardımlaşmayı, barışı, özveriyi tevazuyu oturtur. Bunlara ulaşmayı insanlık için hedef gösterir, amaç sayar.Ara bul, der, incinsen de incitme der.İlimi yol gösterir, onda yürü, koş der.

-Alevi/Bektaşi kültürü, Anadolu kültür bahçesinin yeryüzünde benzeri bulunmayan bir gülü, o binbir çeşit kültür mozayiğinin birleştirici, bütünleyici, barışcı öğesidir.Ummanın sesidir, özüdür, sessizliğin,coşkun şiiridir.Katrelerin ummanda coşkuyla durmadan semah dönmesidir.Uçmağıdır.

-Hacı Bektaş’ın kişiliğinde, bolluk dağıtan bir elin büyülü nesnelliği görülür.Yoksulluğu, açlığı, cehaleti yeryüzünden silip atmayı,süpürmeyi amaçlayan bir sistemdir. Ah bu bir gerçek olsa!

-Böyle bir kültür içinde, İslâm’ın, Hıristiyan'ın, Musevi'nin, Budistin, hatta dinsizin bile  yeri vardır.Bunlar bu geniş şemsiye altında yaşadıkları dinlerin insanlarına ve insanlığa  üç temel koşulu, şu temel inancı, ileti olarak sunarlarsa hiç kimse bir şey kaybetmez, hep insanlık kazanır:

            "Eline, diline, beline (aşına, işine, eşine) sahip ol“.

Bunlar oldumu, kavga olmaz, kırgınlık olmaz, yetmiş iki millet kardeş olur. Barış güvercini takla urur.Aç, uğursuz, uğrusuz, ahlâksız azalır. İnsan-ı kâmilin egemenliği başlar, yetkinliğin güneşi kalpleri ısıtır-ışıtır.Tanrı, Âdem peygamberi/insanı kendine ardıl tayin etti, bunu bir düşün!

-Hacı Bektaş’ta inanç sınırlandırılması ve seçmeciliği, insanları ötelemesi hiç görülmez, yoktur.

İnsan bütün varlıkların üstündedir. Allah'ı ne kadar seversen, kulu da o kadar  sev. "İnsan gerçek kıbledir, insan  kutsaldır, insan Tanrı'nın kudret eliyle kaleme aldığı bir kitaptır. Hikmet ile bina ettiği bir yapıdır.Yaratılanı, yaratandan ötürü hoşgör, sev,say“. Kur'an onu okumak için indi rilmiştir.Kendin Kur'an'sın kendini Kur'an say oku, oku ki, kendindeki Kur'an'ı göresin!"

-İşte bunlar ve benzeri iyilik, dürüstlük, yardım severlik, doğruluk üzerine söylenen evrensel nitelikteki düşünceler, ilkeler Bektaşi/Alevi kültürünün temel öğeleridir, bu kültürün oluşturduğu umman Hacı Bektaşi Veli'nin görüş, inanış ve düşüncelerinden esinlenmiştir.Bu kültürün ana kaynağı o'dur. Serçeşmesi O'dur. Onun ektiği inanç ve düşünce, Peygamber'in özetidir, insanın duruluğu ve güzelliği yüreğinizi ve evreni doldursun ki, insan olabilesiniz, yücelesiniz. İşte Emevi ve Abbasi müslümanlığına karşı, mevali müslümanlığı denilen gerçek müslümanlık budur.

-Hacı Bektaş yolağı değişik din, mezhep ve inançlarla hep  uyum içindedir. Bütün yollar Tanrı’ya çıkıp  ulaşıyorsa, asırlarca süren bu kavga bu kan niye?Bu sorunun yanıtı hepimizi Allah'a taşır.

-Öyleyse kimdir, Hacı Bektaş Veli? İnsan denen varlığın değerini, evrendeki yerini, önemini, anlam ve etkisini, gelişmenin yaratıcı dilini, erdemin yaşamdaki gerçek anlam ve yerini, hatta sarsılmaz öncülüğünü, evrimin olgunlaştırıcı olduğunu, iyinin-güzelin-doğrunun bir felsefe, bir dünya yaratan, geleneksel tüm yaşamı yeşerten, tadını çıkartan, insanların boynuna bir tok gibi ta kılmış, saplantılı yobazlığa oksuz-kılıçsız–gül, söz ve saz ile karşı çıkıp yenen, yüzyıllardır sava şımdan yılmayan, haksızlığa kafa tutarak kendini gönenmiş sayan, "her dem yeni doğan", yenili ğin geliştirici büyüsünde, diriltici sıcaklığı içinde tomurcuk güller gibi açılıp bahara patlayan bir kültürün yaratıcısı, önderi, ışığı, yönlendiricisidir Hacı Bektaş Veli.Işığına koş ki kurtulasın.

-Sana göre, bilmek yapmaktır, başkalarını bilgi, eylem ve davranışlarla aydınlatmaktır. Gizemli olayları bile düşünsel/duygusal alana yansıtmamak gerekir. Bilgi süs değildir, çevreye iyilik etme aracıdır.Bilmek  bir tür ermektir.Bilimsiz bir yere varılamayacağını çok iyi bilen odur.Öyleyse, Hünkâr Hacı Bektaş Veli'yi gel çok iyi oku, çok dikkatli dinle, özünün özünde çok özgün yaşa!

-Yeniyi bulmanın, eskiyi yerli yerine koymanın tadına varmış, ardından gelenleri zaman ve mekân tanımadan düşünmeye, sevmeye, aramaya, incelemeye, okumaya çağırmış, zora baskıya, kötülüğe iyilikle, güler yüzle, sevgiyle, hoşgörüyle,özveriyle, enginlikle ama riyasız, ama çıkar beklemeden, onurla, ödünsüz koşmuş, pratik bir yaşam biçimini yoğurup yapmış bir ustadır Hacı Bektaş Veli.İncinse de incitmez, temel görüşü budur.İnsanlık da budur!Varılacak son duraktır bu!

-Hacı Bektaş, varlık evrelerinin toprak, su, yel ve od gibi dört temel öğeden yaratıldığı inancında dır.Ortodoks İslâm’da olmayan bu anlayış, antik Anadolu ve Asya felsefelerinden kaynaklan maktadır.Hacı Bektaş'bu inanca tasavvufî yolla ulaşmıştır.Bu insanlığın birikimidir,özü özetidir.

-Gerçeklerden söylencelere, düşüncelerden duygulara, sevgilerden umutlara, düşlere, zaman ve mekân tanımadan fakirin, zenginin, kadının, erkeğin, gencin kocanın yüreğini sevgiyle dolduran, ona yol gösteren, karanlığın, katılığın, yobazlığın, belirsizliğin karşısına dikilen, ayağını hamura basarcasına Anadolu toprağına, kültürüne basan, geçmişten getirdiklerini şimdiye bir fidan gibi dikip yeşerten, geleceklere seller gibi umut, barış, dosluk akıtan.Uygarlıkları itmeyen, onlara sahip çıkan, geçmişinden elini ayağını çekmeyen, onu geleceğine yine onunla taşıyan, gönül ve kültür adamı Hacı Bektaş Veli, suyu hiç eskimeyen, dibi görünmez durpduru bir göldür.Ondan iç

Halkın gönlünde Hacı Bektaş söylenceleşmiştir. O, belli bir inanç sisteminin temel ilkelerini koyan bir önderdir.Enginlik/dinginlik daldığı denizdir.Bu deniz Kur'an ummanıdır.Peygamberdir.

-Kırsal kesimlerde yaşayanlara seslenen, haklının, yoksulun, bilmezin, safın, temizin yanına çadı rını kuran, onların yardımlarına koşan, yumuşak, iyilik dolu, gani gönüllü, cömert, kötülüğe, karanlığa aydınlıkla, hoşgörüyle uzanan, savaşı barışla durduran Hacı Bektaş Veli.Her yerde sulh, umuttur Elbette geleneğin dili bir özlemin anlatımıdır. Kişiyi düşlediği biçimde ve dilediği kılıkta görür. Geleneğin dili O’nu bulutlara yükseltir. O’na yağmur yağdırtır, kayaları yürütür, ırmakları tersine akıtır, ölüleri diriltir, hastaları sağaltır.Onda umutsuzluk gerçeğin dışından silinip atılacak bir tozdur, bunu sen sil.Hacı Bektaş’ın düşüncelerinden, yaptıklarından, yaşadıklarından esinle nenler, ozanların yürek pınarlarına eğilince onu görürler, çünkü O, yüzyıllardır dimdik ayakta sev giyle  bizlere seslenmektedir, gelin dinleyelim: "Er ol erlerle yaşa, erenlere, iyilere karış, onlarla görüş, konuş seviş; ara-bul, kendine gel, kendini bil, kendinden başkalarını kendinde gör, dilin kemiği yok, yoktur ama eline, diline, beline,  işine, eşine, aşına sahip ol. Sıkı tut. Haksızlığa baş eğenler, susanlar, korkaklar bizden değildir, simgemiz arslandır.Kimseye kin-buğuz tutmayız, yan bakmayız.Bizde herkes öz ve özgürdür, isteyen giyinik, isteyen çıplak gezer, ayıp örteriz, görmeyiz, sır saklarız bilmeyiz, kimsenin ayıbını sormayız, açığını yüzüne vurmayız, susmayı biliriz. Ayrımız gayrımız yoktur bizim, biz doldurur biz içeriz,ayıbını yüzüne vurmayız, günahla sevabımız iç içedir, imanı küfür, küfürü iman eyledik, yüzülen derimiz sırtımızda Seyyid Nesimi gibi Halep şehrinin yedi kapısından çıktık, sizlere kendimize döndük biz, Mansur darına çıktık, yere bastığımızın günah olduğunu bilenlerdeniz, bir üzümü kırka bölenler deniz”.Senin yolunun, özü, özeti, şekli şemaili budur insanın bu biziz dedik, işte buyuz! Sen Kur'an'sın, kendini aç oku!

-“Âdem mâna’ya derler, sadece el ayak baş; suret ile kaş değiliz biz, dar yerlere, kuru çizgilere sığmayız, evrenleri kucaklayan ufacık karıncayız, ummanız, damlayız, güneşiz, zerreyiz, zaman- mekân bilmeyiz, zaman biziz, uzam biziz, biz vaktin oğluyuz, vaktin babasıyız, ikiyi bir ederiz, bu günü var eden dünüz, aşkla eriyen mumuz, ateşe âşık pervaneyiz, bizi yakıp yok etse bile. Zâhiri batını birbirine bağlayan köprüyüz, iki yaprak arasında dili olmayan kitabı konuşturanız, okunacak en büyük kitap biziz, biz ki insanız, enel-hak’ız, geleceği kuranız, yoku var, varı yok edeniz, şimdi yaşıyanız, geçmiş olmayan geçmişiz, dönüşümlerin yolcusuyuz, "cemsiz fark şirk, farksız cem münafıktır" deyip hak'la halkı bir bilenlerdeniz, dem bu demdir, dem bu demdir diyenlerdeniz, günahın günah, suçun suç sayılmadığı yerlere varanlardanız. Ev'i yapanı tanırız, Çoktan ikiliği bir kenara koyduk bir olduk, iki âlemin bir olduğunu görenlerdeniz. Biz yürürken düş görürüz, düşleri hayra yorarız, her mahlûka kardaşız, her dili anlarız, kendi resmimizi kendimiz çizeriz, zorla güzellik olmaz, başkaya başkasıyla varırız, aşk özgürlüğün kurucu öğesi dir diyenlerdeniz, Allah'ı Eyvallah'ı biliriz, melânet hırkasını eğnimize taktık, arı namus şişesini taşa çalanlardanız. Yoksulluk kapısında var oluruz, var varanın sür sürenindir. Çünkü biz halkız, çünkü biz Hakk’ız.Hiç bir yere destursuz girmeyiz, ballar balını bulduk varımız, yoğumuz, dünyamız içmiz dışımız yağma olsun artık. Yeninin, güzelin peşindeyiz, eteğini tutmuşuz hakikatın, koyvermeyiz, zenginliklere, varlıklara kul-köle olmadık, olmayız da.Üstünüz, çünkü cümle mahlûkatın ayak tûrabıyız, Tanrı’ya her an yüzbin kez secde edip yine her an evrenler dolusu hamd edenlerdeniz, dört kapıdan-kırk makamdan bir yel gibi uçup gittik, hiçliğimizi Tanrı'nın gücüdür örten, İbrahim Halilullah’ın dostuonu yakmayan nârız, günahkârların yükünü taşır gocunmayız, umutla doğduk umutla yaşıyoruz, merhameti öfkesinden üstün olana sığındık. O bizim için her şeyi yarattı, biz onun için her şeyi terk edenlerdeniz,terki terkettik, koca kadim dağların, taşların yüklenemediği emaneti sırtlandık işte gidiyoruz. Savaşımız hep kendimizledir. Kimseyi düşman bilmeyiz, kafamızda olanları bırakan, ellerimizde olanları verenlerdeniz, yüreği huzur ve karar bulanlardanız.Allah'ı en üstün tasarlayanlardanız, onun güzelliğinden en küçük sadakayı dilenenlerdeniz. O bize şahdamarımızdan daha yakındır, biz ona kavuşmaya çalışıyoruz, çok saf ve basitiz, umup bekliyoruz, "Ya Rab beni benden al, seni bana ver, sen kal" diyenlerden olduk.Tanrı'nın yüzünü görmek için kendimizi bırakmaya, yok etmeye hazırız, yüz bin yıllık bir vakitte duranlardanız.Tanrı gönlümüzde kendisinden başkasını göremez, cübbemizin için de O'ndan başka kimse yok "Hak beni yarattı ki kendisini bileyim, bende O'nu bilgimde, gönlümde var kıldım" diyenlerdeniz, kızgın saçın üstünde kavurga tanesi gibi sıçrayıp duruyoruz hep, kendi başımıza bırakılmışız diyenlere, Hacı Bektaş Veli felsefesiyle dünyasını yaratıp oluşturanlara  herkese bağlıyız, turabız, toprağız.Ona doğru akan suyuz, coşkun ırmağız. Her şeye olgun ve dingin bakan Hacı Bektaş Veli ve arkadaşlarının 13.yy.’da oluşturdukları evrensel aydınlama işte budur.Biz onun bir ucundan tutmaya çalışıyoruz,ışığına gel, sen de gel, durma haydi koş!

                                               IŞIK (IŞK) FELSEFESİ

Değerli araştırmacı-yazar Mustafa Kara,“Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar“ adlı yapıtında Hacı Bektaş Veliden söz ederken: “Anadolu ve Balkanların en meşhur sûfîlerinden  biri olan Hacı Bektaş Veli, XIII.yy.da Diyar-ı Rum'a göç eden dervişlerden biridir.Türkistanda Yesevî neşvesini tadan, Melâmî meşrebi tanıyan, daha sonra Haydârî-Vefâî kültürle karşılaşan, …Şaman kültürünün yanında, mahallî dinlerin izlerini de taşıyan bu tarikatın Yeniçeri ordusuyla kurulan gönül bağı onu farklı bir konuma yükseltmiştir.Yaşadığı yüzyılın kaynaklarında adı geçmeyen bu sûfî ile ilk bilgileri Elvan Çelebi‘nin Menâkı bu‘l-Kudsiyye‘si ile Eflâkî'nin Menâkı bu‘l-Ârifin‘i vermektedir.Menâkıb-ı Hacı Bektaş Veli (Vilâyetnâme) bu sahanın önemli eserlerin dendir“(s.48-49) demektedir.Elbetteki Hurufîliğin yolak üzerindeki geniş ve çok yönlü etkileri daha sonraki tarihlere rastlar.Ama Fatiha suresindeki“Ba“ harfi öyküsü çok yönlü ve derinle mesine biliniyor. Herkesi, her şeyi içeriyor, kavrıyor, anlamlandırıyor, terki terk ediyor, iyi bil!

Ahi-Alevi-Bektaşi-Batınî-Kalenderî-Haydarî–Tahtacı-Rafızî-Hurufi–Taptuklu -Baraklı-Hüseyni– Şemsi– Bedreddünlü- Kızılbaş- Harbendelu-Şia–Şii-Şabanî-Bayramî-Mevlevi ve benzer zümre leri temsilen kullanılan isimlerden biri de Işık’tır.Bu felsefe kurum ve kuralları hep tasavvuf ışığıyla beslenmiştir. Hacı Bektaş’ın ışığı, kitap ve sözlerinden halka yansır, onları aydınlatıp yankılandırır.Velâyetnâmede ki öyküler, halkın belleğine ve hayâline yerleşip birer ışık olmuştur. Alevi/Bektaşi şiirlerinin hemen hemen hepsi bu söylencelerle beslenir.Bu olağanüstü söylenceler, Bektaşi edebiyatının ulu kaynaklarından biridir.Temelidir, ana kaynaklarından en önde gelenidir. İnsan nurdur, O“nun simgesidir, yani Nur suresinin (24:35) özüdür, özetidir. Beni güneşe serin ki, O’nu herkes görsün."Işık" sözcüğü tasavvufi bir terim olarak ilk kez Hacı Bektaş Veli. tarafın dan"İç dünyası aydınlık veli"anlamında kullanılmıştır.Bu konuda Kaygusuz Abdal "Gaybî Sohbetnâmesi"nde (Süleymaniye Hacı Mahmud, ktb. nr: 3137 v. 34/a) konuya ışık tutup aydınla tır; bu eserinde, açıklayıcı olarak şöyle der:"Ve dahi ışık tabireni evvel Hacı Bektaş-ı Veli vaz'ey lemiş.Hakikatten haberdar olmayanlar zulmetde ve özünden âgâh olanlar nûr-ı Hakk'la aydınlık da ve ışıklık'da olmak münasebetiyle" ibaresinde bu düşünceyi böyle yansıtır.Ama tarihi gerçek odur ki, ışık sözcüğü bu zümrelerin hepsine belli bir dönem de verilen ortak isimdir.Bu felsefenin bir özetini vermeye çalıştık, şiirlerden oluşan somut durumları de bundan sonra sunmaya çalışa cağız.Önce, bir veli ve bir gönül eri olan büyük tasavvufcu Şahabettin Suhreverdi'nin ışık kuramı na şöyle bir göz atarak onun Işık kavramı hakkında neler düşündüğünü, ona sözcük olarak, kavram olarak verdiği anlamları anlayıp algılayalım, ışığın yüzünü bir görelim:Şahabettin Suhreverdi İnsanın kendi sezgisiyle aydınlanacağını  ileri sürerken konuya şöyle yaklaşır.Ona göre, ışıkların ışığı Allah'tır.Allah'ın ışığı insanlara doğru süzüldükçe yoğunlaşmış ve özdekleş miştir; yani duygularla algılanabilir olmuştur: Sezgisel yöntemle (Işıkçılıkla) ışığa yaklaştıkça, aydınlık artar; her basamağın aydınlığı bir yukarıdaki basamağın ışığına kavuşturur: Böylelikle, ancak ışıklar ışığının her anlamdaki büyük aydınlığına öyle varılabilir.Özetle; ilk Mutlak Nur’un Zatı olan Allah, sürekli ışık saçar, O bu yolla tecelli eder ve her şeyi var eder, ışınlarıyla onlara hayat verir. Dünyadaki her şey, O’nun Zatı'nın Nur’undan gelir ve tüm cemal (güzellik) ve kemal (olgunluk) O’nun cömertliğinin armağanıdır ve bu aydınlanmaya (işrak) tam olarak ulaşmak sela mete çıkmaktır (Hikmetü’l İşrak’tan) Işık Tanrı“nın sesidir, ünüdür. Bitmez gücüdür. İşte böyle diyordu Işıkçılık Felsefesi'nin kurucusu ünlü sûfi Şahabettin Sühreverdi. O’na göre Cibril, insanlığın arketipidir.Bütün nesneler, dünyayı kaplayan Cebrail’in kanatlarının sesiyle meydana gelir.İran'ın Zerdüştçülüğünde, Mısır'ın Hermesçiliğinde ve Yunan'ın Platonculuğunda ışıkçılığa yakın görüşlerin benzer tanım ve nitelendirmeleri yer alır.Ama, dünyanın "İlluminizm" olarak tanımladığı felsefenin kurucusu Şahabettin Suhreverdidir (1158-1191). Onun düşüncesini gelecek çağlarda, Fransız düşünürü Descartes,'Tanrı tarafından insana verilen bilme gücü' ve Alman düşünürü Schopenhauer ise, ’bireysel sezgi’ olarak ifade edeceklerdir.Nurun nur olduğunu bilme yen kim ki? Nur Tanrı’nın temel bir niteliğidir.İnsan ruhuna da bizzat Tanrı kendi ruhundan üfle miştir. Kutsal kitapların hepsi de bunu doğrular.Aslında nur da bir tür enerjidir.Binine.

Yeni fikirlerden her çağda ve her ülkede korkulmuştur,durumun değişmesini istemeyen hüküm darlar bilenleri değil, cahilleri ulemâ kabul edip, onlara sarılmışlardır.Sonuçta hep yenik düşüp unutulanlar gerçeği göremeyenler, sağduyu ile hareket edemeyen  krallar, egemen olmuşlardır. Çünkü doğu ülkelerinde yeni düşünceler herkes için hep korku salmıştır.Hz.Muhammed “Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır; girmek isteyen o kapıya gelsin“ buyurur.Kapıya varıp yüz süre meyen içeri giremez.Bilim bilmekten geçer.O kapıya gelip giriş koşullarını bilenler bilime yaklaşırlar.Hz.Peygamber, böylece özgün bilimin sınır ve kapsamını açıkça kolonlayıp gösterir.

Şahabettin Suhreverdi'nin ışık felsefesinden de Kudüs'ün uleması ürktü."Akidesi bozuktur" dediler,acımadan idamına fetva verdiler. Ünlü İslâm hükümdarı Selahattin Eyyubî de bu fetvayla, 38 yaşındaki Şahabettin Suhreverdi'yi 1191’de katlettirdi.O’nun felsefesi, Şii filozoflarca da benimsendi.Nur tasavvufunun, içsel (Bâtınî) anlayışın en doyurucu, en açık ifadesi, Şihabüddin Sühreverdi’nin tasavvufi kuramlarında görülür. O, nur felsefesinin  ünlü ve coşkulu şeyhi olarak tarihteki yerini almıştır.Alevilikte, Ehlibeyt de nurdur, Allah gibi salt nur olmasa bile işte nurdur.

Bektaşilik, bütün tarihi boyunca, etikler, dinler ve mezhepler üstü bir politika izlemiştir. Barışçıl yapısıyla Anadolu’nun iki önemli dini olan Hırıstiyanlık’la Müslümanlığın ortak öğelerini bula rak bunları öne çıkarmış, özünde eritmiştir; bu yolla iki toplumun insanlarını kaynaştırarak bir arada barış, güvenlik ve huzur içinde yaşamalarına yardımda bulunmuştur.Bektaşiliğin bu kaynaş tırıcı ve bağdaştırıcı yanını yeterince sezemeyen kimi bilim çevreleri, Bektaşilik içindeki kimi öğeleri abartarak, Bektaşiliğin Hıristiyanlıktan doğduğunu ileri sürerek spekülasyonlar yaratmış lardır. Oysa durum çok farklıdır.Hacı Bektaş, Hırıstiyanlık öğelerini Bektaşilikte eritmesini bilmiş, Hırıstiyan Anadolu ve Balkanlı halkların Bektaşiliği benimsemelerini sağlamış, toplumu bir kanaviçe ustalığı ile dokuyarak, toplumsal kaynaşmayı hızlandırmıştır(Baki Öz, Bektaşilik Nedir?s:406).DeğerliTürkolog İ.Melikoff’da, Hırıstiyanlık öğelerini öne çıkaran bilim çevrelerini abartılı ve yanlış bulur (Melikoff, age.s: 66).Yine, John K.Birge, İ.Zeki Eyuboğlu, Yaşar Nuri Öztürk gibi araştırmacılar ‘Üçleme/Teslis’in Hırıstiyanlık ve Bektaşilik’te ayrı anlamlara geldi ğini, birbirlerinin değişik yorumları olduklarını savunurlar (Birge s: 245, Eyuboğlu s: 64, Öztük s:180 vd). B.Noyan, E.R.Fığlalı, A.C.Ulusoy gibi yazarlarsa bu görüşe katılmazlar; benzerliğin görünürde olduğunu, aynı kökeni ve amacı taşımadıklarını açıkça belirtirler (Noyan s:54; Fığlalı s:227 vd.; Ulusoy s:78) Alevi/Bektaşilik’teki üçleme, Hırıstıyanlık’taki teslise görünüşte benzer gibi ise de, özde ve amaçta hiç benzemez.Alevi/Bektaşilik’teki“Allah-Muhammed-Ali” üçlemesi ile Hıristiyanlık’taki “Baba-Oğul-Kutsal Ruh” üçlemesi arasında benzeyen yalnızca “üç” sayısı dır.Yine Alevi/Bektaşilik’te ‘Üçler ile birlikte ‘Beşler, Yediler, Kırklar, Oniki İmam, Ondört Masumu Pâklar, Onyedi Kemerbest'ler gibi sayılarla anlatılan olgular vardır ki bunları Hırıstiyan lık’ta bulamazsınız.Bektaşilik inancının temelinde “Nübüvvet-Velâyet”anlayışıvardır. ”Nübüvvet nuru”Peygamber’de,”Velâyet nuru” ise Hz. Ali’de görülür.”Nübüvvet” dinin dış,”Velâyet”ise iç kısmıdır, bunlar bâtınidir ve işin özünü anlatırlar.”Nübüvvet” sonludur.Peygamber’in vefatıyla bu kapı kapanmış, yani nebilik bitmiş, kapısı mühürlenmiştir. Ama “Velâyet” kapısı açıktır sonsuza kadar da açık kalacaktır. Bu kapı Ali ve Fatime’den gelen çocuklarına ayrılmıştır. Sonsuza değin sürecek ve hep açık duracaktır.İçinde olmaya çalış, çünkü Tanrı tüm güzellikleriyle, en yetkin özellikleriyle hep orada parıldar.Yani insanın gönlünde ve düşüncesindedir. Sen O'nu ara bul! Senin görevin bu!Sana düşen budur, sen bu işlevi gerçekleştireceksin!İşin bu!Öyle çalış, didin!