bektaŞilik'te ÖZGÜN DEYİM VE KAVRAMLAR

İsmail Özmen

1- ZEVK ETME DEYİMİ

 

Bektaşilikte çok önemli bir yeri olan "zevk" ya da "zevk etmek" olgusuna Hint felsefesinde de önemli bir yer verilmiş olduğunu görüyoruz. "Hintlilere göre duyu organlarının sağladığı zevk insanları inceleme ve araştırmaya sevk eder, bunlar bilgi için yaratılmıştır. Tadın sağladığı zevkin beslenme ile bireyi koruması, cinsel birleşme zevkinin yeni bireylere doğum sağlayarak türün korunmasına hizmet etmesi buna örnektir. Eğer bunlarda özel bir zevk olmasaydı, insan ve hayvan bunları bu amaç (sadece üreme) için yapmayacaklardı. (Saffet Bilhan "Hindistan Felsefesi ve Eğitimi", Gazi Eğitim Fak. Derg. Cilt I, Sayı:1, 1985 Ayrı basım S:26).

 

Bektaşilerin de zevk olayına çok özel bir önem verdiklerini görmekteyiz. Bektaşiler "zevk etme" terimini, "anlama", "idrak etme", "ayırt etme", "özümseme" anlamlarını da içeren ve bu durumdan duyulan derin bir haz, mutluluk duygusu şeklinde algılayıp kullanmışlardır. Kelimelerle tarifi zor bir duyguyu anlatan "zevk etme" terimi Bektaşi sohbetlerinde sık sık duyulmaktadır. Bu terim, Bektaşi literatüründe anlatanla dinleyenin aynı algımlayım da olmalarını göstermektedir. Zevk etme, bir konuyu derinlemesine ve severek isteyerek kavrayıp algılama anlamına gelir. İnancın temellerinden biridir.

 

Hint felsefesine göre, insanoğlunu eyleme iten, dürtü olarak ortaya çıkan zevk kavramıdır. Bektaşilikte, buna benzer, fakat daha gelişmiş bir nitelikte olan ve paylaşmanın, bir anlamda tevhidin öncül hareketi, eylemi olarak ortaya çıkmaktadır. Zevksiz olan iş yarımdır.

 

2- ARINMA OLGUSU

 

Diğer bir örneği "arınma" konusunda verebiliriz: "Buda'ya göre gövdeye egemen olan zihin olduğuna göre gövdeyi denetim altına almanın yolu, düşünceler üzerinde egemenlik kurmak olmalıdır. Ne yediği, içtiği şeylerin türü, ne de kutsal ırmağın suyu, insanın yüreğini yakalamaya, zihnini arıtmaya yetmez”.

 

Hacı Bektaş Veli'de Makalat'ında "... kenduyi arıtmayan ayruğı dahi arıtmaz " "Bir kaba murdar nesne koy, ağzını berkit ve denize bırak, içinde dursun. Ol kabın günde on kez dışarısın yu, Ta, hatta on yıla değin günde bin kez yursan gene bayağı, gene murdardır... " demektedir. Arınma ile dış temizliğin değil, iç temizliğin vurgulanmakta olduğunu, yani düşüncede, zihinde arınabilmenin önemi her iki öğretide de açıkça görülebilmektedir. Ayrıca arınma aracı olarak bedene eziyetin doğru olmadığı görüşü de yine her iki öğretide mevcuttur (47).

 

3- ÖLMEDEN  EVVEL ÖLME VE KURBAN OLMA

 

Kişinin fizik dünya ile bağlantısını kesmeye kalkışması, yani "kendini tinsel olarak kurban etmesi" kuralı bütün gizemcilikte, özellikle de; Alevilik ve Bektaşilikte çok görülen ve uygulanan bir durumdur. Buna kısaca; "ölmeden ölme" ilkesi de denilir.

 

Şah Hatayı (XVI.yy) bu ilkeyi bir dörtlüğünde şöyle somutlaştırır:

 

"Cellad olup sen canına kıya gör

Ârif olup her maniden duya gör

Cesedini kend(i) elinle yuya gör

Kendi namazını kıl da öyle gel.

......

Kazana girdim kavruldum

Meydana yenmeye geldim

......

Kırk yıl bu kazanda kayna

Dahi çıksın can dediler.

 

Seyrani (XIX.yy.) ayni konuya bir şiirinde şöyle dokunur:

 

Pir Halil evladı İsmail gibi

Doğranıp tuzlanıp kurban olda gel.

 

Şahi (XVI.yy.) ise, kurban olup meydana çıkışını şöyle vurgular:

 

Rehberim boynuma bend etti bağı

Koç kurban dediler imana geldim

 

Derviş Ali (XIX.yy.):

 

Yedi kere yünceğizim kırktılar

İbrahim'in sürüsüne kattılar

Etini de pare pare ettiler

On iki imamların kurbanıyız biz

                                Kurbanlık koç ile bile yazıldım

                               Feriştekler çaldı bende sayıldım

                               Kırklar makamında bende doyuldum

                               On iki imamlar kurbanıyız biz

 

 

 

Dedemoğlu (XVIII.yy.) :

 

Ali'ye pay çıkardılar döşünü

 

Pir Sultan Abdal (XVII.yy.) :

 

Evvel kurban verdik şaha serimiz

 

Hayreti (XIV.yy.) :

 

Öldüler ölmezden evvel oldular hayy-ı edep

Virdiler canı buldular bir özge can abdallar

 

Yahya Kemal Beyatlı (XX.yy.) :

 

Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi

Bir başka ozan ölmeden evvel ölmeyi şöyle dile getirir:

Elini tek tut

Dilini pek tut

Belini berk tut

 

Muhyeddin Abdal (XV.yy.) :

 

Muhyeddin derviş olmağa

Ölmezden öndin ölmeğe

Bir kişi nasih almaya

Edep erkan yolu gerek

 

Ahü (XVII.yy.) :

 

Başım pirlere hediye

 

Virani (XIV.yy.) :

 

Meydana verdik can ü malı

der.

 

Sözü filozof, şair Rıza Tevfik'in bir şiiri ile bağlıyalım:

 

Menbaı sendedir feyz-i hayatın

Gelip giden canlar hep nefahatın;

Hayrette boğulma, bu kainatın

Hepsi bir katredir, umman sendedir.

                                      Her şeyin varlığı senin özündür

                                       Kendini çok gören senin gözündür

                                        Bu mülke hükmeden senin sözündür

                                          Kalıbın kürsüdür, sultan sendedir.

Hey Rıza, takat yok Hakkı inkara

Sen mahrem imişsin didar-ı yara

Şimdi agah oldum sırr-ı esrara

Âlemi yaradan vicdan sendedir (48).

 

4- HAYIR DUASI

 

Alevi-Bektaşilerin dua ve gülbenkleri ile Orta Asya kültüründen gelen, Kam ve Baksaların "Hayır-dua"ları, "Alkış"ları arasında büyük benzerlikler bulunduğu Radloff, A.İnan, B.Ögel, Emel Esin, Eliade gibi bir çok araştırmacının dikkatini çekmiş bir olgu olarak yazınımıza girmiştir.

 

"Vrehma'ların inançlarına göre kam'ların kudreti ilahidir, göklerden verilmiştir. Bu kudret şamanın başı üzerinde bulut olarak gelir; ebem kuşağı şekline girerek başını, vücudunu doldurur. Bunun içindir ki, her aşamanın davulunda ebemkuşağının resmi bulunur... Mensup olduğu boy ve oymak ona koruyucu diye bakar. Herkes onun iyi duasını (alkış) almağa çalışır. Hele ayin yaptığı zaman birinin verdiği su ya da tütünden memnun olarak dua ederse bu duanın ruhlar tarafından kabul edileceğine inanırlar... Şaman ekstaz halinde iken birine böyle 'alkış' verirse bunu 'Tanrı yargısı' (Tanrı'nın hükmü) sayarlar, 'dediklerin olsun kam ata' derler (İnan, a.g. s:79/80).

 

Radloff, İslâmiyet'le Kam'lık dinini bağdaştıran Kazak baksa'larından bahsederken diyor ki: "Gördüğüm baksalardan her biri her zaman dini ibareler kullanıyor, içerken, otururken, her hareketinde yüksek sesle "Bismillah" diyor, söylediği her söze 'VAllahi, Billahi' ibaresini ekliyordu; halbuki bunları Kazak'larda ancak bazı yaşlı kimseler yaparlar. Belki bu sözlerle, o, kendisinin hakiki bir Müslü man olduğuna inandırmak istiyordu... Kulunda'da bir baksa şarkısını yazıp alabildim. Fakat bunun büyük bir kısmı anlaşılmaz imalardan ibaret olduğu için burada ancak kısmen ve özet halinde vereceğim... " Radloff'un tesbit ettiği bu şarkıda (duada), bizdeki "Allah, Muham med, Ali" sözlerine benzer ifadeler geçer:

Önce Tanrı'ya sığınayım,

İkinci Muhammed'e sığınayım,

Birine biz kul olduk,

Birine ümmet olduk,

Üçüncüsü, Tanrım, dört yar meşayih,

Yüz yirmi dört bin peygamber,

Mekke'de evliya,

Medine'de evliya,

 

"Bu duayı bir sürü azizler için niyaz takib eder ki, bunlar şaman tarafından büyüye başlamadan önce davulla çağrılan Altay'lıların Yersu'larını, dağ ve nehirlerin onyedi kamını hatırlatır" (Radloff, Sibirya c:II s:69-70).Bütün bunlar bir ulus kültürünün prizmatik görünümüdür.Derinlemesine ele alınıp karşılaştırmaları yapılmalıdır.

 

Hastayı tedavi ederken, ataların ruhları çağrılır. Radloff'un tesbit ettiği şu duayı okurlar.

Önce Tanrı cin yaratmış

Birbirinden bol yaratmış

Ak sakaldan fatiha aldırıp

 .....................

Cin olup bağlanmış

Radloff'a göre, bu dua kasıtlı olarak eksik ve hatalı yazdırıl-

mıştır.

Cin çağırdım Kambar'dan

Yamaçta yatan canlardan

 

Bir doğa dini olan Şamanizm Alevi-Bektaşi dualarına, gülbenklerine esin kaynaklığı yapacak bir aşamaya ulaşırken aynı Alevi-Bektaşi inançlarına ışık tutucu bir içerikde kazanmıştır. Bu dualar Alevi-Bektaşilerin "Kırkları'nı anımsatan "Kırk Hoca" Hz.Ali’nin kölesi Kanber’ini hatırlatan "Kambar" sözcüklerini içerirken yine onların"17 Kemerbest"ine benziyen "dağ ve nehirlerin 17 kamı"ndan söz edilebilir. İslamiyette mistik esaslara geçilse bile yine de "şamanlık merasiminin bütün eski unsurlarının izleri kalmıştır" denebilir. (Sibirya c:II s. 72-73)

 

"Sizden medet diliyorum, Kara Murt (kara bıyıklı) ata evliya; Hu Allah hey!. Bektar Ata, Bekata Bekiç Ata yardım et! Çakmak Ata evliya, Koçkar Ata evliya, sizden medet diliyorum. Hu Allah ey!. Evliya ata evliya.... sizden medet diliyorum Tekturmes Ata evliya. Karahan Baba yardım et. Hu Allah ey" (A.İnan a.g.y.S:112). Budist Uygurlar'da muska kullanır, bu muskaya "Bitig" derlerdi (aynı eser S:73). Kuman Kıpçak kamlarının da vecidli ayinleri vardı. Hatta bu ayinler Romen papazlarını bile etkilemiştir. Romen papazlarının eski Kuman papazlarının ayinlerini hala muhafaza ettiklerini bu "vecd" haline gelme olayı açıkça gösterir" (Rasonyi, Tuna Havzasında Kumanlar" Belleten, sayı: 1-12 s.421). Bakşının yanında hanendeleri ve saz takımı bulunurdu (İnan a.g.y.s:142). Kamların, Bakşların, dedelerin ve babaların duaları arasındaki yakınlık ve benzerlikler aynı kültürün ve dilin ortaklığından kaynaklanmaktadır.

Bundan sonraki bir incelememizde de Alevi-Bektaşi şiirinden daha çok örnekler vererek Tanrı-insan-doğa-evren kavram ve olgularına daha çok açıklık, daha çok zenginlik getirmek istiyoruz.

 

Alevi-Bektaşi menâkıpnâmeleri Tanrı'yı insan-ı kâmil de temsil eden, simgeleyen "veli" prototipinde Tanrı niteliklerinden bir çoğunu somutlaştırarak ve Tanrı gücünün onda belirdiğini ve yaşama geçtiğini, uygulama gücü kazandığını vurgulayarak belirtmişlerdir.